YENİKÖY etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
YENİKÖY etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Eylül 2024 Pazartesi

GÜLSEREN ABLA

 







                                            GÜLSEREN ABLA KÜLTÜR EVİ

 ( Gülseren Abla Otantik )

    Ganos Dağları ( Işıklar ) Tekirdağ, Süleymanpaşa Yeniköy’ün hemen kıyısında yıllardır hizmet veren bir mekân; Gülseren Ablanın Yeri olarak bilinip ün salmış ve verdiği kahvaltı dilden dile, damaktan damağa aktarılan yere, Ümit Başyazgan’ın daveti üzerine gittik.

  Hani UNESCO çok önemli bulduğu kültürel mirasları tescil altına alıp koruyup kollama görevi üstleniyor ya! Gülseren Abla Kültür Evi gibi yerlerin de kendi Küldür Bakanlığımız tarafından çok önemli bulunup, korunup kollanacak değerler arasında öne çıkarılması gereken yerlerin başında geliyor…

   Gülseren Abla Otantik mekâna, bölgeye giden insanların birinci amacı doğada, doğal yaşamın içinde doğal bir kahvaltı yapmak… Ne güzel bir amaç! İrade gösterip de biraz çaba, biraz emek harcayanların sıradan-alışıldık zamanlarına apayrı renk, tat, duygu bırakacak yerlerin en başında bir kültür deryası içine de girmiş oluyorlar…

   Burası için söylenecek en önemli sözlerin başında; “ Bu yer, kültür deryasıdır” olması gerektiğini fısıldamıyor; haykırıyorum…

    Bu mekânı kim bilir kaç bin insan ziyaret etti. Ailesiyle, çocuklarıyla, arkadaşları ve dostlarıyla gelip, Ganos dağlarının kekik kokuları içinde karınlarını doyurup, şehrin sıkıcı, gergin ve gürültülü yaşamından uzaklaşarak kendileri için yepyeni anıları da zihinlerine kazıdılar…

   Yıllardır o bölgeye gittiğim halde,”Terzi kendi söküğünü dikemez!” misali, aceleci davranıp, merak duygusunun yeterli olmaması nedeniyle Gülseren Abla Kültür Evi’ni tanıma fırsatım olmadı. Ümit Başyazgan’ın girişimi olmasaydı belki de yıllarca tanıyamayacak, hemen dimimizde olan Tekirdağ’ın onuru, öncüsü olmuş çok değerli bir yeri, insanı tanımadan bu dünyadan göç edecektim…

   Oysa şehrimizden yüzlerce km ötede kaç mekândan, insandan, güzel şeyden söz ettim; yıllarca gazetemizin köşe yazılarında…

   Sözün kısası, bu kültür mekânına sadece kahvaltı yapmak için de gidebilirsiniz. Tadı tuzu yerinde el emeği kahvaltı sofrasının içine katılmış emeği, hüneri bir de sevgiyi görüp, böyle de mutlu olabilirsiniz. Gitmişken, bu otantik kültür deryasını biraz merak edip Gülseren Abla-Gürkanlar ile gezip dolaşmak isterseniz, karşınıza çıkacak nesneler karşısında küçük dilinize sahip olmanızı hatırlatırım.

    Binlerce nesne; ağzı dili ve geçmişi olan objeler… Gülseren Gürkanlar hemen yanımda büyük heyecanla:

—Bu nedir? Dediğimde, o eserin-nesnenin hemen öyküsünü anlatıyor. Hepsine insan öyküleri, insan becerileri dokunmuş objeler…

   İlk bakışta buraya; “ Müze Ev” diyerek duygularımı açığa vurdum. Bilinen Etnografya ve müzelerden çok öte, aynı müze ev veya kültür deryası içinde, o nesnelerin zamana karşı duruşları ile birlikte kahvaltı yapıp, çay kahve yudumlamak mümkün.

   Yudumlarken kahveyi, o çarıkların tutundukları ve dokundukları insan ayaklarını, insan çilelerini ve mücadelelerini de anlamak mümkün! Kahvaltı salonunda asılı, sayısı binlerce olan nazar boncukları, tam manasıyla maviliğe çağrı yapıyor, hemen yanlarındaki büyük ve küçük çanlar ise dağlarda otlayan koyun ve keçilerin süt kokan masumiyeti içinde, duran-uyuyan zamanı bildiriyor; belki de uyanışa davet ediyorlardı…

   Gülseren Abla-Gülseren Gürkanlar; bu emeğin, hünerin, sevdanın, onurlu yürüyüşün içinde olduğunuz ve yorgun, bıkkın insanlara; “ Hayır, yaşam çok değerli ve renkli” felsefesini: Emeğinizin, yüreğinizin içtenliği içinde yapıyorsunuz.

   Sizi, sadece ellerimizle değil, yüreğimizle de alkışlıyoruz…

 Güven SERİN













5 Aralık 2022 Pazartesi

GANOSLAR: GANİ GANİ RÜZGAR ve SİS

 

Kamera; Güven Ganoslar Diyarı
Şu küçük orman,eski öykü ve bitmeyen
yaşam savaşı,dayanıklılık test edişleri...

Kamera; Güven
Ne ağaçları,ne kuşları izlemeye doyabilir
insan...

Kamera; Güven 
Ganoslar Diyarı meşeleri,
antik zamanlar mitolojik öykülerde
denizcileri kandırmak için şarkı 
söyleyen Sirenler gibi değiller mi?
Kamera; Güven 
Yunus Usta,on parmak on marifet-hüner...

Biraz düş,bir parça serüven,birkaç yudum
kitap öykü okumuşluğunuz ve birkaç adım
yazma isteğiniz varsa;böyle zamanlar deli eder
insanı...

Kamera; Güven  Ganoslar  Diyarı-
Yunus Usta

Kamera; Yunus Ganoslar Diyarı

                 GANOSLAR: GANİ GANİ RÜZGÂR ve SİS

 

   Yunus Usta ( Çakır ) ile başlamış olan Ganoslar Yolculuğu, neredeyse yirmi yıla yaklaşıyor. Yine, ilk gece kampı kurduğumuz, ilk Ganoslar gecesine dâhil oluşumuzun rüzgâr alan tepelerindeydik.

  Ganoslara ilgi ve merakımın başlaması rahmet ile andığım Yeniköylü Selahattin Ayten sayesinde oldu. Yeniköy, Mermer, Naip ve Tekirdağ arasında minibüsçülük yapıyor, aynı zamanda Ganoslar Diyarında keçi besliyordu.

  Selahattin Ayten ile yıllar önce başlayan sohbet ve her daim gülümseyen yüzüyle anlatmış olduğu Ganos kırları; meşelikleri, ardıçları, ıhlamurları ve eksik olmayan rüzgârları öyle bir ilgimi çekti, merakımı arttırdı ki bir daha geri dönüş olmadı.

  Ganoslarla başlayan yolculuklarım, Istranca, Baba Dağı, Toroslar, Musa, Olimpos ve birçok dağa, tepeye, vadiye doğru aktı durdu… Ganoslar(Işıklar) ve Istranca(Yıldız) kamp ve yürüyüşleri bölümünde her daim Yunus Usta bu serüvenlerin içinde, hatta başrol oyuncusu oldu. En önde yürümenin yanında en büyük fedakârlıkları her daim kamp ateşini yakma, hüner gösterilerinin yemekle devam etmesinde de öncü olan odur…

  4 Aralık gününün şafak vaktinde de tıpkı yıllar önce başladığımız ve eksilmeyen heyecan içinde Tekirdağ Süleymanpaşa insanlarının uyudukları vakitte şehrin ışıklarından çıkıp gecenin karanlığı içinde, yaklaşık 25 km yol aldık.

  Gece ve sise eklenen rüzgâr, Kumbağ Yeniköy arasıdaki ormanların, dağların, tepelerin olduğu yerlere kattığı masalımsı görüntüler, mitolojik öyküler ve melodiler, sadece ve sadece şafak vaktine ve dağlara saygı, sevgi gösterilerek anlaşılabilinir…

  Gece ve yoğun sisin içinde bizi güvenli bir şekilde getiren fedakâr aracı Yeniköy Harmanlar Mevkii olarak bilinen yere park ettik. Hiç vakit kaybetmeden; gecenin, rüzgârın ve sislerin içine gerip Yeniköy’ün Kuzey’inden tırmanışa geçtik. Keçi patikaları kaybolmaya başlamış. Hayvan ve insan azalınca, ormanlara, dağlara ve kırlara da baskı azalınca, tabiat neredeyse coşmuş…

  Yoğun sis, pus etkisi sağanak yağan yağmur gibi ıslatıyordu her atılan adımların ayaklarını. Küçük bir lambanın ışığında, insan boyunu geçmeyen ardıç ağaçları, balta girmemiş ormanlar gibi büyüyor, ünlerine ün, şanlarına şan katıyorlardı.

  Gecenin, rüzgârın ve sislerin ardından yüzeye çıkan gün, güneşin olmaması nedeniyle masalımsı görüntüleri sürdürüyordu. Sadece görüş mesafemiz artmış, önümüzü aydınlatan lamba söndürülmüştü.

  Yörede bulunan bir türlü önemi anlaşılmamış büyükçe bir alanın tellerle çevrilmesi, telleri sert ve yoğun rüzgârlara sağlamca dayansın diye dikilen metal direkler, bir başka göreve soyunmuşlardı. Metal direklerin teller için açılmış küçük deliklerinden içeriye dolan rüzgâr, mitleri aratmayan melodileri etrafa yayıyordu.

  Rüzgâr hiç dinmediği gibi, sis de bilim kurgu filmleri ve mitler gibi peşimizi hiç bırakmadı. Tıpkı, metal tel direklerinden yayılan mitolojik zamanlardaki melodik sesler, denizcileri ve Odisseus’u kandırmaya çalışan güzel sesli şarkılar söyleyen Sirenler gibiydi…

   Bir kez daha anladık, gördük ve inandık ki, dağlar; Ganoslar, koşulsuz olanı seviyor. Öykülere, serüvenlere, destanlara inanan, doğayı seven insanlara her daim sürprizleri olacağını 17 yıl sonra dahi gösteriyor; gizemli tabiat, dünya ve evren…

 Güven SERİN