YUNUS ÇAKIR etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
YUNUS ÇAKIR etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Şubat 2025 Çarşamba

ŞARKÖY İNSANI,SEVER GÜLÜMSEMEYİ

 

Kamera; Güven
İbrahim Akyol,Yunus Çakır   Uçmakdere


ibrahim Akyol Uçmakdere




                ŞARKÖY UÇMAKDERE İNSANI, SEVER GÜLÜMSEMEYİ

  ( Güneş Yüzlü İbrahim Akyol )

    Şarköy Uçmakdere bölgesinde çok sevilen, bilinen ve kendisini tanıyanlarını uzun süren hastalık döneminde korkutan İbrahim Akyol’dan, Güneş Yüzlü İbrahim’den söz etmenin zamanı çoktan gelmiştir.

   Bunca iyi, güzel ve gülümseyen insan varken niçin İbrahim? Düşüncelerine yanıt vermek isterim düz yazı kültürü, enerjisi içinde anlatayım.

   Bana kalırsa içinden geldiği gibi, bir yerde canlı olmanın en saf halini koruyan nadir insanların başında geliyor İbrahim Akyol. Yıllarca köy kahvesini işlettiği için Kahveci İbrahim unvanı da ona çok yakışır…

   Kahvecilik mesleği, özellikle yol üstü, her gün yüzlerce farklı insanların geldiği bir yerde çok daha önemli meslek olmaktan ötedir. Bir yerde gülen, gülümseyen ve işini layıkıyla yerine getiren esnaf; köyünün, kasabasının ve şehrinin de gülümseyen yüzüdür. Bir insan sevilirse o yöre de sevilir sayılır; hatırlanır…

  Gülümseme üzerine bir anısını Nesip Bey’den dinlemiştim. Oldukça dikkat çekici psikolojik etkileri olan bir anıydı. Apartmanda sürekli kendisinden kaçan, korkan komşu çocuklarının bu davranışını danışmış olduğu çocuk uzmanı, Nesip Bey’e “ Doğal almasını, gülümsemesini” söylediği günden beri artık apartman ve komşu ondan kaçmaz olmuş; yıllardan bu yana…

  Kahveci İbrahim, Güneş Yüzlü İbrahim için gülümseme tam manasıyla doğalın doğalı… Nasıl ki en doğal haliyle Şarköy tepelerine, vadilerine yakışmışsa bağlar-bahçeler, zeytinlikler, kirazlar öyle…

    Nasıl ki Uçmakdere, Yeniköy, Gaziköy, Güzelköy, Tepeköy sırtlarına, tepelerine yuva niyetine yerleşmişse ıhlamur ağaçları, adaçayları, kantaronlar, kekikler; öyle bir doğallığın dönüşümüdür İbrahim’in yüzündeki insana ve insanlığa dönük olan gülümseme…

   İbrahim Akyol’u ilk tanıdığımda, bir kış günü, gece kampının sabahı kahvesine uğradığımızda, tanışmamız Yunus Usta sayesinde oldu. Şair dizelerinde “ Nerede bir köy türküsü duysam, şairliğimden utanırım.” Sözlerini laf olsun diye söylememiş, kendi ağıtını yakmamışsa, benim de öyle oldu. Kahveci İbrahim’i gülümsemesini gördükten sonra kendi gülümsememden, sırıtmamdan utandım…

   O’na bir borcum, özrüm olduğunu biliyorum. Hastalığından bu yana neredeyse üç yıl geçti. Farklı duyumlar, kısacası kirli bilgiler yüzünden ziyaretçi kabul edilmediğine iyice inanmıştım. O bu üç yıl boyunca bizi beklerken sıklıkla eşine, çocuklarına; “ Yunus ile Güven gelirler ziyaretime” diyerek beklemiş.

    Körlük, güya gün ve gecenin telaşı, nasıl da çevremize yabancı, duyarsız kalmamıza neden oluyor… Kıyamet gibi bencillik, kıyamet gibi unutmalar yaşanırken; halen utanıyor, acı çekiyor olmanın da moralini yok sayamam…

   Muhtar Burhan Bey’in öncülüğünde Yunus usta ve ben İbrahim’in evine gittik. Bizim geldiğini haber verince hanımı, kapıda karşıladı o ilk zamanki saf gülüşün en samimi haliyle…

   Bir neşe, bayram havası sardı iki katlı evin küçük odasını. Koah hastalığına yakalanmıştı İbrahim Akyol. Buna da şükür diyerek, henüz yaşamın yamaçlarından, Uçmakdere rüzgârlarından, zeytin çiçeği, ıhlamur kokularından uzak kalmak istemediğini büyük bir sevinç içinde karşıladık; bin makinenin yardımını alıp, buna da şükür demesini dinlerken…

   Elimdeki dergide üzerinde çalıştığım bir insan-şair; Mascha Kaleko, kendi zamanından bizim zamanımıza, belki de Güneş Yüzlü İbrahim’in yaşadığı iki katlı ahşap eve kadar gelip şiirini okuyor, türküsünü söylüyor;

“ Sadece bir ada lazım insana/Yalnız, engin denizde/Sadece bir İNSAN lazım İNSANA/ Ve o,çok lazım ama.” , “ Kovala korkularını, korkunu da korkularından…”

 Güven SERİN 







27 Aralık 2024 Cuma

AVRUPA'NIN ALPLERİ,TRAKYA'NIN GANOS DAĞLARI VAR

 

Kamera; Güven Ganoslar Diyarı

Kamera; Güven

Kamera; Güven

Kamera; Bülent

Kamera; Bülent

Kamera; Bülent

Kamera; Bülent

           AVRUPA’NIN ALPLERİ, TRAKYA’NIN GANOSLARI VAR!

   Birçok şehir, ülke veya kıta, dağlarıyla da ünlüdür. Asya’nın Himalayaları, Avrupa’nın Alpleri, Karpatları, Güney Amerika’nın And Dağları nasıl o yörelere ayrıcalık, zenginlik katmışsa, Trakya’nın da Ganosları (Işıklar ) Istranca (Yıldız ) Dağlarıyla doyumsuz ayrıcalıkları, zenginlikleri vardır.

  Ülkemiz dağ yönünden oldukça zengin olmasıyla birlikte, dağlarımıza sanatçılar; yazarlar, şairler, ressamlar, heykeltıraşlar ne kadar çok uğrar, oralar ile buluşur ve duygu içselliği, ruhsal bir bütünlük elde ederlerse, o dağlarımızın ulusal ışığıyla birlikte tüm uluslara seslenen ve anlatacak öyküleri olur. Bu öykülerdir dağları insanlara yakınlaştıran ve bu yakınlaşmanın karşılığı olan kıymet bilirliği yüceltecek olan en değerli şeyler…

  Yunus Usta (Çakır ) ile ne zaman Gonoslar gezisi planlasak, tıpkı o da benim gibi, o geceyi sabah ile buluşturmak, bir an önce Ganoslar bölgesine gitmek için, bir yerde uyuyamaz…

  2024 yılını uğurlamadan önce gündüz kampı ismini verdiğimiz Ganoslar yürüyüşü kararı aldık. Zaman zaman bu gezilere katılan iki arkadaşımı; Bülent Yorulmaz ve Özkan Papatya’yı aradım. Olumlu yanıt alınca, onların da dağları özlediklerini görünce gitme kararımız iyice netleşti. Artık; ama ve fakat-ları bir kenara bırakıp, yağmuru da, rüzgârı da kabul ederek yola çıktık.

  Bir gün önceden yağmur yağdığı için sabah serinliği çok iyiydi. Bir yerde insanı kendine getirmekle birlikte, doğanın saf kokuları, taze sabaha, şehrimizin, kasabalarımızın, köylerine kadar süzülmüş olduğunu ciğerlerimi, burunlarımız sayesinde hissettik.

  Yazımın başında da söylediğimiz gibi Ganoslar da gündüz kampı yapmak için sadece “Hadi” diyecek bir arkadaş, bir yudum inanç ve doğal bir sevda olacak...

   Buralarda geçirilecek 5–6 saat dahi, doğayı anlamak, tanımak, hissetmek, kentlerimize geri dönerken, tekrar gelme heyecanını daha güçlü duyumsamak; insan denen canlının bataklığa dönüştürdüğü şehir yaşamlarına son derece gerekli bir kültürdür…

  Kumbağ ile Yeniköy arasında daha önceleri de kamp yaptığımız alana geldik. Çok iyi yıkanmış, tele asılıp kurumuş giysilerimiz gibi bir gündü. Önce geceden bolca yağmur ve sonra serinlik derken, gün ilerlerken güneş de doğdu Marmara’nın üzerinden.

   Uzun sayılmayacak ama nitelikli bir orman yürüyüşü sonrası geri dönüş yaptık. Önceden kararlaştırdığımız gibi, bizlerden önce gelen güya piknik yapmış doğa yağmacılarının bıraktıkları pislikleri-atıkları Bülent Yorulmaz ve Özkan Papatya’nın gayretleriyle temizledik. Onlar mıntıka temizliği yaparken, Yunus Usta ile biz de kuru odunları topladık; kamp ateşi için.

   Kamp ateşi yaktığımız yer, hiçbir şekilde doğaya zarar vermeyecek açık alan ve çam ormanlarından çok uzak bir yer. Mıntıka temizliği de ancak kendi çevremize katkı yapacak kadardı. Çünkü doğayı yağmalayanlar, geride yüzlerce, binlerce atık bırakmış. Günlerce temizlense bitmeyecek gibi görünse de, kurumlarımızın işbirliği, vatandaşlarımızı teşvikleriyle belli zamanlarda Ganoslar,Istrancalar bölgelerinde gönüllüler,doğa severler ile pekala çok değerli çalışmalar,temizlik işleri yapılabilinir.YAPILMALIDIR DA…

   Biliyor musunuz dostlar; ağaçlar, kısacası doğada canlı olan her şey etrafı gözlermiş. Kötülüğü de, iyiliği de; kısacası sevgiyi de düşmanlığı da iyi biliyorlar…

  Kim bilir kaç kez yaşadık; doğayı, koşulsuz, gönüllü ve yardımsever duygularla gidildiği vakit; bilin ki tılsımlı eller dokunuyormuş gibi; gelirken, kente dönerken; gülümsemenin en saf halleriyle tebessümü tebessüm ekleniyor; ister çay, ister kahve yudumları ve tatları içinde…

  Vincent van Gogh sıklıkla tuvalini, boyalarını alıp doğaya koşarmış. Tabiattaki dinginlik, belki de ruhu ve bedenine binen tonlarca acıyı hafifletiyordu. Monet, Renoir, Degas hepsi doğanın uçsuz bucaksız seyri içinde paha biçilmez eserlere imza attılar.

  Ganoslar da öyle bir yer; ister yazar, şair veya ressam; sahiplenilen duygu yoğun, hissiyat; renklerin, seslerin, kokuların, ışığın ve manzaraların çok farklı eşsiz tonlarıyla beslenmese; tam da yerinde, yakın bir hazinenin dibinde yaşıyorsunuz…

  Bölgemizin dağlarına, ırmaklarına, kısacası bizi ve evlatlarımızı daha iyi geleceğe taşıma imkânı olan bu güzelliklere saygı, sevgi gösterelim; emek harcayalım; kaybeden biz olmayız. Tam aksine kazanan oluruz…

Güven SERİN