HABERTRAK etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
HABERTRAK etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Kasım 2025 Pazartesi

BEŞ BİNİNCİ YAZI; YÜREĞİMDE TİFLİS'DEN BİR AĞIRLIK

 



     YÜREĞİMDE TİFLİS’TEN BİR AĞIRLIK, ÖNÜMDE 5000.YAZI

   Dile kolay, neredeyse yirmi yıldır bu köşede sizlerle buluşuyorum. Parmaklarımın tuşlara kaç kez gittiğini, zihnimin kaç fırtınadan geçtiğini saymadım ama bugün önümdeki takvim yaprağı bir dönüm noktasını işaret ediyor: Bu,5000’nci yazım.

  Böyle yuvarlak, hatırda kalacak bir rakama ulaşınca insanın bir an durup sevinmesi, belki biraz gururlanması beklenir. Fakat itiraf etmeliyim ki, içimde bir sevinçten çok, yıllar önce Tiflis Havalimanı’nda zihnime mıh gibi çakılan bir sorunun ağırlığı var. O gece, Ankaralı bir iş insanıyla sohbet ediyorduk. Yerel bir gazetede köşe yazdığımı, hem de neredeyse her gün yazdığımı öğrenince yüzünde beliren saygıyı ve merakı unutamam. Tam da bu saygının ardından o düşündürücü, o yalın ve bir o kadar da derin soruyu sormuştu: “Sizce çok yazmak mı daha önemli, yoksa nitelikli yazılar mı?”

  Bugün 5000.yazının başında bu sorunun yeniden yankılanması bir tesadüf değil. Bir yazarın değerini yazdıklarının sayısı mı belirler? 5 Bin,10 Bin,20 bin yazıya ulaşmak, onu daha mı “önemli” kılar?

Cevabım, yirmi yıl önce neyse bugün de aynı: ASLA!

  Edebiyat ve düşünce tarihi, bu sorunun en güzel cevabını veren anıtlarla doludur. Bazen tek bir eser, yazarını ölümsüzleştirmeye yeter de artar bile. Düşünsenize, Harper Lee’yi dünya çapında bir ikon haline getiren, ömrü boyunca yayımladığı iki romandan ilki olan “Bülbülü Öldürmek” değil midir? J.D.Salinger’i nesillerin isyanının sesi yapan o tek romanı,”Çavdar Tarlasında Çocuklar” “Gönülçelen” olmuştur. Oğuz Atay’ı edebiyatımızın zirvesine taşıyan, arkasında bıraktığı birkaç eserin o devası gölgesi, özellikle de “Tutunamayanlar”dır. Veya tek romanı “Uğultulu Tepeler” ile edebiyat tarihine geçen Emily Bronte… Onlar, niceliğin değil, niteliğin, kelimelere yüklenen ruhun ve derinliğin zaferini kanıtlayan isimlerdir. Onların yanında 5000 yazının lafı bile olmaz.

   Peki, o zaman neden yazmaya devam ettim? Madem sayıların bir önemi yok, bu 5000 adımlık ısrar niye?

  İşte bu sorunun cevabı, Tiflis’teki o iş insanının sorusunun ötesine geçiyor. İşin içinde ticari, siyasi veya birilerine yaranma kaygısı olmadığında yazma eylemi, sıradışı bir yolculuğa dönüşüyor. Bu, yaşadığım şehre, ülkeme ve içinde nefes aldığım çağa tanıklık etme biçimim. Kaldırım taşlarından, esnafın yüzündeki çizgilerden, ülkenin kaderini değiştiren büyük olaylara kadar her şeye dair zihnimde biriken terleri, sizlerle paylaşma çabam. Bu 5000 yazı, bir “önem” hiyerarşisi –ayrıcalığı için değil; yirmi yıllık bir tanıklığı, bir bağ kurma arzusunu ve evrenin bir başka yolcusu olarak bu topraklardaki serüvenimi anlama ve anlatma isteğini temsil ediyor.

   O yüzden bugün 5000.yazıyı bir madalya gibi göğsüme takmıyorum. Onu daha çok, yirmi yıldır süren bir uzun yürüyüşün kilometre taşı olarak görüyorum. Tiflis’teki o unutulmaz soru ise bir vicdan azabı değil, bir rehber. Bana her sabah,”Bugün yazdığın kelimelerin hakkını verebildin mi?” diye fısıldayan bir dost.

 “…Zira yazmak bir varış değil, kelimelerle nefes alıp verilen o yolculuğun ta kendisidir.”, “Çünkü yazmak, en nihayetinde, bu dünyadan geçtiğinin en dürüst ve an kalıcı izini bırakma biçimidir.”

   Bu uzun yolculukta bana eşlik eden siz değerli okurlarıma teşekkürlerimle… Nice nitelikli satırlarda buluşmak dileğiyle…

Güven SERİN 

 

 


26 Eylül 2023 Salı

ÖĞRETMENLERE ÇOK İŞ DÜŞÜYOR

 

İNTERNET

                          ÖĞRETMENLERE ÇOK İŞ DÜŞÜYOR

         

  Dr.Nezih Okur’un 14 Eylül 2023 günü Habertrak köşesinde yine çok önemli bir yazı; Mutlu Kimyalar diye bir çalışması yayınlandı. Kimya eğitiminden tutun da özgün bir düşünür nasıl yetişir, felsefesine kadar tecrübelere ve akademik çalışmalara dayanan iç aydınlatıcı bir çalışmanın sonuç bölümü ise;

   “ Özgün, yaratıcı, eleştirel düşünen öğrenciler yetiştirmek, temel bilimleri sevdirmek, öğretmek ve gerekli becerileri kazandırmak için öğretmenlere çok iş düşüyor.” Diye bitiyordu.

 Bütün mesleklerin anası, hatta toplumların öncüsü olacak insanları yetiştirecek ve çok iş düştüğünü bildiğimiz öğretmenler bu zorlukların altından kalkacaklar ama onların yaşadıkları zorlukları ortadan kaldırdığımız sürece…

   Hiçbir öğretmenin, günümüz şartlarında Sokrates gibi ideale sahip olmasını bekleyemeyiz. Onların en önemli barınma ve maaş sorunlarını çözmediğimiz, gelişmiş ülke seviyesine çekmediğimiz zaman, düştükleri yaşam savaşından geriye kalan son nefesleriyle ne kadar yardım edebilirlerse o kadar edeceklerdi…

  Çağatay Güler’in Cumhuriyet Gazetesi köşesinde paylaştığı, bilgi verdiği konu da Dr.Nezih Okur’un paylaşımı kadar değerli ve dikkat çekiciydi. Çocuklara yönelik reklâmları, bilimsel verilerle işliyor, anlatıyordu Halk Sağlığı Uzmanı Çağatay Güler.

  Oldukça dikkat çekici, hatta insanın kanını donduracak tuzaklar karşısında düşük eğitimli gençlerin yapacağı hiçbir şey yoktur. Gerçekten de ailelerin bilincine ve öğretmenlerin görgü, bilgi ve bilinçlerine çok iş düşüyor.

  Halk Sağlığı Uzmanı Güler, ayarı kaçmış reklâmların “Yıkıcı bir sosyal çevre saldırısına” dönüştüğünü söylüyor. Gelişmiş bir ülkede çocukların yılda KIRK binden fazla reklâm izlediği gerçeğini duyunca inansın tüyleriyle birlikte ruhunun da titrememesi mümkün mü?

   Sayın Güler, aynı zamanda yanlı, kötü niyetli reklâmların psikolojik yönlendirmeyle, çocukların karar verme yeteneğini zayıflatmaması ve onların gerçekten gereksinim olmayan bir şeyi almaması konusunda, reklâmların dürüstlük ilkesinden kopmaması gerektiğini savunuyor.

   Dr.Nezih Okur köşesinde ne demişti; “ Temel bilimleri sevdirmeliyiz!”

  Yani; Matematik, fizik, kimya, biyoloji, astronomi…

   İlk uçağa bindiğim zaman jet motorları çalıştı. Hissettiğim güç, insanüstüydü. Tonlarca ağırlığa sahip uçak İstanbul’un üzerinden havalanırken ilk minnettarlığımı Uçak Mühendisliği içinde bulunan herkese yaptım. İşte bunlar, minnettar olduğumuz kişiler; matematik, kimya, fizik, biyoloji ve astronomi bilimlerinden tıka basa besleniyorlar.

   Bu yüzdendir ki halen büyük markaları dünyaya sunamıyoruz. Bir sürü iç kavga ve polemik-söz dalaşı… Oysa bu topraklarda çok gözyaşı, çok sürgün, çok zamansız ölüm yaşandı. Şimdi, tam da büyük sevinçlerin, sevgi dolu, insanlık taşkını yaşayacak sevgilerin çağı başlasa nasıl olur?

   Çok iş düştüğünü bildiğimiz öğretmenlere yüklediğimiz kutsiyet kavramını bir kez daha gözden geçirip, uygar dünya ile başa çıkacak nesiller yetişmesini istiyorsak, çok iş düşen öğretmenlere ÇOK önem vermeliyiz! Her alanda; ekonomik, maddi ve onursal…

 Güven SERİN