CİN ALİ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
CİN ALİ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Kasım 2022 Cuma

ATLA ABİİ!ATLASANA ULAN

 

İNTERNET

                               ATLA ABİ-ATLASANA ULAN!

 

  Çok uzun zamandır arkadaşlık, hatta sırdaşlık yaptığım arkadaşım birkaç yıl önce başından geçen bir anısını anlatınca şaşırdım… Gülümsedim…

  Bu işe Ali de çok şaşırmış olacak ki, her anlatışında ya unuttuğu bir tarafını, ya da tatlı olan anıların masala dönüşü nedeniyle ilaveler yapıyor; kendi edebi düşleri, kabiliyeti yönünde…

  Ali, tarihi değerleri, antik şehirleri bol olan bir şehrimize gitmiş. Her zamanki gibi yüceler yücesi gönlünü, tarih, kültürel, sosyal değerlerle beslemek, belki bir yudum daha insanlık damlasını bulurum umutlarıyla.

  Laf aramızda Ali, seyahatlere düşlere çıkar gibi çıkar. Günler, hatta aylar öncesinden gittiği yerin antik diyarlarını, kültürel alanlarını, tiyatrolarını, sanat evlerini, gezilecek görülecek neyi varsa araştırır ona göre yola, yolculuğun en yüksek erdemi ve dinginliği içinde gider.

  Ali’yi ilk tanıdığınızda fazla “Ağır Abi” gelir insana. Hatta bazıları korkar, çekinir ondan. Usulca yaklaşıp sorarlar bana arkadaşım Ali’nin ne iş yaptığını. Söyleyince ne iş yaptığını birazda şaşırırlar:

—Yok, yahu, biz onu asker-subay sandık! Çok ciddi adam, der Ali’nin esas olan yüzünü tanıdıklarında:

—Yahu biz senin bu yönünü bilmiyor, görmüyorduk, der gülümserler bir süre sonra.

  Tamam, şimdi Ali’nin yaşadığı anıya geliyorum. Antik diyarları, turizmi, taş yapıları bol olan yerin yakınlarında olan yerden dönüyormuş Ali. Kot takımları, sonbahar esintilerine tastamam uygun vaziyette, biraz hızlı yürüdüğü için kont montu eline almış öylece yaklaşıyormuş kalacağı kasabadaki pansiyonun olduğu yere doğru.

  Özellikle bağ ve bahçelerde kullanılan ismi patpat olarak bilinen küçük araçlardan iki tanesi havayı, doğanın sessizliğini yara yara geliyorlarmış. İlki, öylesine geçip gitmiş Ali’nin yanından. Ardından gelen diğer patpat sürücüsü hoppa görünüşlü genç bir kızmış. Patpat Ali’nin yanına gelince hafif yavaşlamış ve direksiyonda oturan genç kız seslenmiş acele acele yürüyen Ali’ye:

—Atla abi. Ali, kendine seslenildiğini düşünmemiş ilk önce. Patpat hafiften onu geçerken yine seslenmiş saçları yağlı, dağınık biçare görünüşlü kız. Bu sefer daha tok ve sert bir sesleniş:

—Hooop, atlasana ulan, yürümeyi çok mu seviyorsun,- deyince Ali bu sefer yavaşlamış olan Patpat cinsi küçük bir kutucuğa benzeyen araca, emir almış bir asker telaşı içinde atlamış. Oturulacak yer aramış ama nafile. Kız yine kenar mahalle ağzıyla:

—Yahu çök oraya, keyfine bak. Ne dikilip duruyorsun başımda Izbandut gibi. Çöküvermiş tabi usulca her yeri metal kaplı olan küçük bir kutu görünümlü patpat içine.

  On dakika içinde yakın olan kasabanın merkezine gelmişler. Uygun bir yere yanaşmış patpat araçlarıyla gezen, dolaşan serseri kılıklı iki genç insan. Ali o zaman dikkatlice bakmış kızın dış görünüşüne. Kısa saçları belki de günlerdir yıkanmamış, rüzgârdan birbirine dolaşmış iğrenç saçlara bürünmüştü. Yüzü, kötülükten çok uzak şeytan tüylü bir çocuk…

  Kız, Ali'nin süzüşünü, düşüncelerini, saflığını, koşulsuz görünen koşullarını anlamışcasına:

—Beni serseri sanıyorsun değil mi abi?-Yok canım olur mu öyle şey, deyince Ali, kız kendinden gayet emin:

—Benimle çıkar mısın abi. Aziz Öğretmen’in meşhur bir sözü vardı şaşırınca; “ Al buradan yak!” kafa karışıklığı içinde:

—Küçük kızlarla çıkmam ben. Kız, kirli, yırtık pırtık kont pantolonu arka cebindeki cüzdanı içinden nüfus kâğıdın çıkartıp Ali’ye uzatmış.-Bak yaşıma iyi bak bey abiciiim.

  Kızın yaşı 25 olsa bile Ali aynı laflarını tekrarlamış:

—Olsun, aramızda on yaş fark var. Dengi dengine…-Sevdim seni be abi. Çıksak ne olur sanki. Eğleniriz birlikte.

   Yakında bulunan parka gitmişler. Çay kahve sohbeti derken epey uzamış tiyatro sahnesi konuşmaları. Birkaç saat sonra kızın zekâsına, teatral kabiliyetine hayran kalmış. Meğer kız en iyi okullarda okumuş, oldukça zengin, aydın, aristokrat bir ailenin kızıymış.

  Yaşamı, sosyal hayatı başka başka yönlerde tanımak istiyor, farklı kimliklerle, görüntüler içinde insanları şaşırtmayı seviyormuş. Kasabanın zengin semtinde olan konaklarına davet etmiş Ali’yi. Ailesiyle tanıştırmış. Ailece kızlarının yaptıkları için özür dilemişler Ali’den. Ali de onlara Şekspir’in bir oyunuyla seslenmiş:

—Sonu nasıl biterse bitsin, yeter ki iyi bitsin! dedikten sonra iyi dileklerle ayrılmışlar birbirlerinden.

   —Görünüşe aldanma, insanların kusurlarını iyi anla, hemen hüküm verme; sözlerini tekrarlar Ali, bugün bile…

Güven SERİN 




16 Aralık 2009 Çarşamba

CİN ALI'NİN RUHU


Posted by Picasa
Kamera; Güven     ŞİLE-İSTANBUL
Karadeniz coşmuş.Karadeniz kış gününün türküsünü
söylüyor.

Kamera; Güven
ŞİLE LİMANI

Deniz limanın taşları ile şarkılar besteliyir bu limanda.
Sakinlik ve bedene değen rüzgar; varlığınızın hatırlatmasını
yapıyor. Bu diyarda üşümek bile güzel... :))


Kamera; Güven

Şile Kayalığı martılar için iyi bir dinlence yeri olmuştu. Doğrusu
hava şartları oldukça sert ve yağış devam ediyordu. Ama ben
martıların konakladığı kayalığa baka kaldım. Öylesine kıskandım
dinlence içinde olan martıları.

Kamera; Güven
Şile Kayalıkları ve Kalesi



Kamera; Güven

Tepeden Şile kıyılarına bakış. Bu diyara bir kez gelen; vazgeçemez
derim. Ya gelmeyin, ya da hep gelin bu güzel diyarlara.



Kamera; Güven

Ben bu diyarları sevmişem. :))



CİN ALİ’NİN RUHU



Bir zamanlar bir Cin Ali vardı. Kemik ve etten olmayan, yalnız çizgilerden oluşmuş bir Cin Ali yaşardı; bizim yaşadığımız diyarlarda. Şimdi nerededir, nasıl yaşar bilinmez. Ama belli ki Cin Ali sadece çizgilerden ibaret o haliyle, bugünün süslü, gösterişli ve bol çalımlı insanlarına ayak uyduramaz. Belli ki zamanı geldi ve masum bir dostluğun sessiz ayrılığını yaptı.

Cin Ali neredeyse benle yaşıt. Aslında ben onun ağabeyi oluyorum. Yani ondan tam tamına iki yaş büyüğüm. Cin Ali Rasim Gaygusuz adlı öğretmen tarafından 1968 yılında dünyaya getirilmiştir. Hani insanların paraya-pula tam manasıyla TAPMADIKLARI yıllardı o yıllar. Komşu komşunun külüne muhtaç olduğu ve bir tas ayrana minnet duyulduğu güzel Cin Âlili yıllardı.

Cin Ali öyle adı üstünde cin gibi cinlikler yapmaz, tam manası ile mutlu, güzel ve neşeli bir ailenin neşe, yardım dağıtan Cin Ali’siydi. Kaya, Çetin, Can, Suna isimli arkadaşlarıyla sürekli bir şeyler öğrenin ve daha sonra öğretirlerdi. En ufak bir ukalalıkları, kendini beğenmişlikleri yoktu.

Cin Ali cinliği sevdirmiş, cinliğin kötü bir şey olmadığının harika çocuk kültürünü yaymıştı. Adı Cindi, ama kendi sevgiden, paylaşımdan ibaret bir çizgi çocuktu. Et ve kemiği olmayan sadece çizgiden ibaret bir Cin Ali, et ve kemikten öte, güzel bir ruhu çizgilerin içinde büyütmüştü. Ve Cin Ali’nin o küçük çizgi adamın ruhu büyüdükçe bizlerde büyüdük. Gördük ki hayattaki Cin Osmanlar, Kamiller, Şabanlar, Mehmetler et ve kemikten öte gerçek birer cin insanlar.

1968 yılında doğmuş ve kesintisiz yirmi yıl bizlerle büyümüş Cin Ali’yi neden hatırladım, neden anmak istedim anlayamadım. Geçmişe özlem mi, kaybettiklerimize bir vefa borcu mu düşündüm bilemiyorum! Ama bir şey var ki, bu Cin Ali çocukluğumun içinden çıkıp ses verdi bana! Sanki yılların sessizliğine bürünen bu Cin Ali, benden çok küçük bir yazı ister gibiydi. Yaz dedi; eli kalem tutan, sevgi ve öğrenmenin çıraklığını yaşayan adam; “yaz beni, çiz beni.” dedi.

Cin Ali bunca yılın sessizliğinin ardından yine o siyah çizgili haliyle seslendi bana;

— Bak Güven bu topaç. Ne güzel topaç! Bol bol topaç çevir. Güven, topaca kırbacı iyi vur! Canlı vur! Topacın iyi dönsün, güzel dönsün.

Bende dayanamadım Cin Ali’ye “ Cin Ali, sende topacını kırbaçla sert vur. Sen de topacını döndür, güzel döndür.” dedim.

Topaç döndürdünüz mü bilmem ama topaç döndürmek çok hoştur! Dönen dünyamız gibi döner döner de akıl sır erdiremezsiniz dönmenin o keyifli çocukça seyrine! Bir Cin Ali döndürdü bir ben! Velhasıl topaca kırbacı sert vurduk topaç da güzel döndü, iyi döndü.

Cin Ali ile çocukluğumuzun en şen-şakrak ve sorumsuz günlerine, yani topaç döndürdüğümüz, yeni yeni bir şeyler öğrendiğimiz yıllara geri döndük. Cin Ali bu! Sürekli öğrenip öğretmekten yana. Yine çizgiden ibaret bedeninin çizgi ağzını açtı;


— Bak Güven bu kitap. Güzel kitap. Oku Güven oku, güzel ve iyi oku. Güven çok kitap oku, çok güzel fikir üret, çok güzel düşün! Oku Güven oku. Güven bak bu top. Topu tut Güven. Topu güzel ve iyi tut.

Sevgili Cin Aliciğim, güzel cinim çizgi dostum! Sen gittin gideli okumak ve düşünmek prim yapmadı dostum. Bu güzel diyarlarda kara bulutlar eksik olmadı. Gelen her kurtarıcı bir tokat vurdu güzel, iyi okuyan ve bolca düşünen ve çizgiden ibaret olmayan adamlara, kadınlara.

— Nasıl olur Güven nasıl? Böyle şey olur mu? Haydı Güven bol oku bol düşün. Sinemaya git, tiyatroyu izle, bol ve iyi izle Güven.
“ Olur, Cin Aliciğim olur. Daha neler olacak! Kıçımızdaki donun dahi hesabını, kitabını soracaklar bize! Tek tip adam, tek tip duruş, felsefe ve inanmışlık istiyor bu kurtarıcılar Cin Aliciğim! İtaatkâr ve bilgisiz olmalıymışız. Bir elimiz yağda, bir elimiz balda olacakmış ama bir ayağımızda pranga, bir ayağımızda borç dağları olacakmış Aliciğim! Daha bir şey görmemişiz Cin Aliciğim! Asıl gösteri yeni başlayacakmış! Geliştik, gelişeceğiz derken, milli servet, gelir artı aratacak derken; suyumuz, toprağımız, canımız, malımız, namusumuz satılacakmış Cin Aliciğim. Bir de yetmezmiş gibi; artık bağdan üzüm çıkaranların, şarap yapanların zamanı geçmiş; dağdan gelip bağdakini kovanların hükmü geçermiş Cin Aliciğim!

—Vur Güven vur! Topaca kırbacı iyi vur! Canlı canlı vur! Topacın iyi dönsün, güzel ve canlı dönsün.


— Kaç Güven kaç! Ayaklarını iyi açıp da kaç! Ayaklarını hızlı ve canlı adımla! Ayakların iyi koşsun, güzel ve hızlı koşsun Güven. Kaç Güven kaç sana ses verdiğim dağlara, vahşi hayvanların mağaralarına, inlerine kaç! Kaç ki anan ağamlasın Güven.

Koş Güven iyi koş, güzel koş! Koş ki, her yeri saran cinnet, uyuşukluk, vurdumduymazlık seni de yakalamasın. Kaç dostum iyi ve güzel kaç…

Cin Aliciğim; bu güzel diyarlar kaçarak değil, birleşerek kurtarıldı. Yok, mu bunun bir çaresi?

— Yok, Güven yok. Bende bu işin ilacı da yok, dermanı da…






 Güven