MEHMET AKİF IŞIN etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
MEHMET AKİF IŞIN etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Ağustos 2025 Cuma

KURUYAN BİR AĞAÇ

 

Kamera , Güven 

Kamera; Güven

MEHMET AKİF IŞIN ( O bir kahraman )


                       KURUYAN BİR AĞAÇ ve UNUTLAN BİR VİZYON

     ( Sayın Müze Müdürü )

     Tekirdağ Arkeoloji ve Etnografya Müzesi’nin tam karşısında, İbrahim Müteferrika Parkı’nda yaşlı bir dişbudak ağacı can çekişiyor. Yaprakları çoktan kurumuş ve dalları çok yorgun, kökleri hayata küsmüş gibi… Her gün önünden yüzlerce insanın geçtiği bu ağacın sessiz ölümü, aslında bize bir ağaçtan çok daha fazlasını anlatıyor. Bize, vizyon-uzak görüşlülük sahibi bir liderin bir şehre nasıl bir ruh kattığını ve o ruhun sahipsiz kaldığında nasıl yavaş yavaş solduğunu haykırıyor.

   Bu hüzünlü manzarayı daha anlamlı kılan ise, tam karşısındaki müzenin ve o parkın varoluş hikâyesidir. O hikâyenin kahramanı, kurucu müze müdürü Mehmet Akif Işın’dır.

   Mehmet Akif Bey, maaşını alıp müzesinde oturan bir müdür değildi. O,bu şehrin tarihine, kültürüne ve doğasına âşık, idealist bir aydın; aydınımızdır… Onun için müze sadece taş duvarlar arasında sıkıştırılmış eserlerin sergilendiği bir depo değildi; yaşayan, nefes alan, şehirle bütünleşen bir kültür yuvasıydı. Müze önünde kuruyan akasyaları söktürüp yerine Şarköy’den getirdiği zeytin fidanlarını bizzat direrken toprağa sadece fidan değil, geleceğe uzanan bir vizyon-uzak görüşlülük ekiyordu.

   Onun vizyonu-uzak görüşlülük müzenin bahçesiyle, bahçeleriyle sınırlı kalmadı. Bugün kuruyan o ağaca ev sahipliği yapan İbrahim Müteferrika Parkı’nı ve içindeki tarihi çeşmeyi bu şehre kazandıran ve yine Mehmet Akif Işın’ın bitmeyen enerjisi ve kente olan adanmışlığıdır. O,sorumluluğunun müzenin kapısında bitmediğini biliyordu. Çünkü bir müze müdürü, sadece envanterdeki-dökümdeki eserlerden değil, o eserlerin ait olduğu şehrin ruhundan da sorumludur.

   Şimdi kuruyan o dişbudak ağacına tekrar dönelim. Ve o ağacın tam karşısındaki müzede oturan bugünün idarecisine bir anlığına düşünelim. Kurucu müdürün büyük bir emekle şehre armağan ettiği bu parkta, gözlerinin önünde bir hayat son buluyor.

   Acaba bu hazin son fark edildi mi? Yoksa bir müze müdürünün sorumluluğu, kendi binasının yeşiliyle mi sınırlıdır? Kurucusunun mirası olan karşı kaldırımdaki bir ağacın ölümü, müzenin ilgi alanına girmez mi? Mehmet Akif Işın, o ağacı yaşatmak için çırpınmaz mıydı?

   İşte bu sorular, verimli ve vizyoner yöneticiyle sıradan bir idareci arasında o derin uçurumu gözler önüne seriyor.

   Verimli yönetici, tıpkı Mehmet Akif Işın gibi, sadece koltuğunu değil, o koltuğun temsil ettiği tüm değerleri doldurur. Sorumluluk alanını duvarlarla sınırlamaz; şehrin her sokağını, her ağacını, her taşını kendi mirasının bir parçası olarak görür. İnisiyatifi ele alır, üretir ilham verir ve arkasında sadece düzenli bir envanter-döküm değil, yaşayan bir miras bırakır.

   Diğer yanda ise mevcut durumu korumayı yeterli gören, rutin dışına çıkmayan,”sorumluluk alanım değil” rahatlığına sığınan idareciler vardır. Onların yönetiminde kurumlar işler, ama asla şahlanmaz. Miras korunur gibi görünür, ama ruhu yavaş yavaş ölür. Tıpkı müzenin karşısındaki o yaşlı dişbudak ağacı gibi.

  O kuruyan ağaç, sadece bir bitki değildir. O ağaç, Mehmet Akif Işın gibi değerlerin bir şehre neler katabileceğinin ve bu vizyon-uzak görüşlülük sahipsiz kaldığında nelerin sessizce kaybedilebileceğinin hüzünlü bir sembolüdür.

  Umarız ki, müzenin pencerelerinden bakan gözler, sadece karşıdaki parka değil, o parkı var eden ruhun yüklediği geniş sorumluluğa da bakar. Çünkü gerçek miras, duvarların içinde saklanan değil, o duvarların ötesine taşınabilen vizyondur-uzak görüşlülüktür.

Güven SERİN 








14 Nisan 2025 Pazartesi

TEKİRDAĞ'IN ARKELOJİ MÜZESİ VAR

 

KAMERA, GÜVEN

ARKEOLOJİ MÜZESİ BAHÇESİ

ALİ IŞIKGÖR,KENAN OFLAZ,MEHMET AKİF IŞIN
GÜVEN SERİN


                                       TEKİRDAĞ’IN ARKEOLOJİ MÜZESİ VAR

 ( Mehmet Akif Işın Öncülüğünde Bir Gezi )

   Müzelerin ve sergilerin iyileştirici etkisi olduğunu Dünya Sağlık Örgütü açıkladı. Kurumların açıklamalarına, duyurularına, çağrılarına veya teşviklerine her zaman minnet duyduğumu ifade etmek isterim.

   Fakat esas çağrı kendi içimizden ve irademizden gelmiyorsa bilin ki taşıma suyla dönmeyecek değirmen gibi, bir orada, bir burada çare arayan, yörüngeden çıkmış bir gezegen gibi uçsuz evrende sürüklenen bir cisim gibi sürüklene ihtimalimiz hep var.

  Mehmet Akif Işın kim deseniz: -Tekirdağ’a hizmet etmeye her zaman hazır isimlerden birisi, eski müze müdürü olmaktan öte kültürel bir miras veya etkinlik adına ne zaman arasanız veya çağırsanız en önde gelenlerden birisidir;  Mehmet Akif Işın…

  Geçtiğimiz günlerde daha önce gitmiş olduğumuz gibi yine Tekirdağ Arkeoloji Müzesi ziyareti planı yaptık. Yaptık yapmasına ama gideceğimiz günü ben unutsam da, telefonun ucunda beni arayan ses; Mehmet Akif Işın unutmamıştı.

—Saat kaçta buluşacağız? Ve nerede buluşalım? Eski müze müdürümüz Mehmet Akif Işın’ın sesi aslında kültürel dünyaların, öyküsü tam olarak anlatılmamış, yerin derinliklerinde saklanan kültür hazinelerimizin de sesi ve soluğu gibiydi.

   Planladığımız saatte Tekirdağ Arkeoloji Müzesi önünde buluşmaya gittim. Bir sürpriz ile karşılaştım ve çok sevindim. Mehmet Akif Işın, Tekirdağ’ın bir başka değerli ve kent sevdalısı insanlarımızı; Kenan Oflaz ve Ali Işıkgör’ü de davet etmiş.

   Müzelerin ve sergilerin derinliklerine inmek ve güncel olana, yaşamın kendisine davet etmek adına insan birliktelikleri-sosyallikleri çok değerli… Eski Tekirdağ İl Kültür Müdürü Kenan Oflaz, eski Müze Müdürü Mehmet Akif Işın ve tarihçimiz Ali Işıkgör müze içindeki tarih yolculuğuna başladık.

   Neredeyse 100 yaşında bir tarihi mekânın içine sinmiş yüzlerce, binlerce yıllık zamanın gerisinden bugüne, zaman yolculuğuna çıkmış her önemli eserin önünde durup, Mehmet Akif Işın’ın yapmış olduğu gönüllü rehberlik bilgileri karşısında şaşkına döndük.

   O günün marifetli Trak kültürlerinin, medeniyetlerinin ulaşmış oldukları zanaat ve sanat eserleri, öyküleriyle birlikte önümüzdeydiler. Her sözcük eserle birleşip, adeta ruhumuza süzülmeye başladı.

   Mehmet Akif Işın anlatırken bir yandan Ali Işıkgör, diğer taraftan Kenan Oflaz bildiklerini paylaşıyor, merak ettiklerini soruyorlar. Doğal olarak, her soru bilgiyle, heyecanla cevaplanınca planlanan ve hedeflenen kültürel ve sosyal süreç başlamış oluyor.

   Müzelerin içlerini sevdiğim kadar ön, arka, yan bahçelerini de seviyorum. Belki de bu sevgiyi, Ayasofya ve İstanbul Arkeoloji müze bahçelerinde müzeleri gezdikten sonra uzun uzun oturan, gezdiklerini, gördüklerini konuşan, tartışan turistlerden etkilenip de sonradan geliştirdiğim, benimsediğim bir duygudur…

  Tekirdağ Arkeoloji Müzesi bahçeleri de sevilecek gezilecek bir yer. Her ne kadar, Mehmet Akif Işın’ın müdürlüğünden sonraki pırıltılar eksik kalmış, bahçelerin bakımı ihmal edilmiş olsa da gezilmeye, durup oradaki müze bahçesinin, biraz ötedeki sahilin kokularını içimize çekmek de ayrıcalık…

  Bahçenin düzenlemesinde de Mehmet Akif Işın’ın imzası, emekleri var. En köşedeki erik ağacının aşılanması, müze yakınındaki bahçede bulunan ayva ağacının aşılanması ve müze bahçelerine ayrı bir orman, yeşillik neşesi katan şimşir ağaçları, öyküleriyle birlikte daha anlam kazanıyor…

  Tekirdağ Arkeoloji Müzesi salonları ve bahçeleri gezildikten sonra Mehmet Akif Işın’ın davetiyle ve müze görevlilerinin çay kahve ikramlarıyla, müze programımıza üçüncü zenginlik katılmış oldu. Bir saat; sadece çay ve yudumlamadık! Yaşları ve heyecanları çok fazla olan müze görevlileriyle de tanıştık. Yeni gelen müze müdürümüze ayaküstü de olsa “Başarılar” diledik. Kayıp zamanların hazinelerine, öykülerine gelip heyecanla, dolaştığımız, gördüğümüz eserlerin tekrar tekrar yorumlamalarıyla ve Ali Işıgör’ün uzun, anlamlı tarih bilgisi, görgüsüyle 57.Alay öyküsüne, Çanakkale Gelibolu destanlarına ve Truva uygarlığına kadar uzandık…

  Meşhur bir söz vardır ya; “ Ölmeden önce gezilecek görülecek yüz şeyden birisi; Arkeoloji Müzeleri” dir. Dinleyerek, anlayarak, ruhunuzla dokunarak olabilirse, yakınınızda gönüllü aydınlar varsa ve sizlere bir sorup on anlatıyorlarsa; neşeniz, öğrenme zenginliğiniz daim olsun, derim; yurttaşlar, arkadaşlar ve dostlar…

 Güven SERİN 


 

 

  








14 Mart 2025 Cuma

KIR MENEKŞELERİ

 

İNTERNET

                                               KIR MENEKŞELERİ

     Mehmet Akif Işın’ın bir başka konuda söyleyecekleri bitince, Kenan Oflaz kır menekşelerini anlatmaya başladı. Kır menekşelerinin narinliğini, eşsiz güzelliklerini, tıpkı kar delenler gibi çok az bir süre açıp, sonra tekrar toprağa, kendi dünyalarına çekildiklerini, kır menekşelerini gözlemiş, onlara dokunmuş bir göz ve kalp ile anlattı. Kır menekşelerini ancak kırları, doğal yaşamı; sanat ve felsefeyle özümseyenler hakkını vererek anlatırlar.

   Kenan Oflaz’ın ŞİİRİMSİLERİM kitabı da kır menekşelerinin rengini anlatır. Bir de sığda gezinirken derinlere uzanan ozanlar, böyle anlatırlar renklerin destansı güzelliklerini, kokularını ve zarafetlerini…

   Anlatacak konuları olan insanların sohbetleri, bildik insan kavramı olan zamanı adeta oyalarlar, kandırlar ve göğsünü siper ederler: Durmadan canlıları ayıklayan, eriten zaman denen o huysuz kadına karşı…

   Kenan Oflaz’ın eserinde sadece kırların menekşelerin renkleri yok. Kırmızı da, yeşil renkleri de var. Bu renklerin Kenan Oflaz için önemi, belki de halk ozanımız Karacaoğlan’ın menekşeye, doğruluğa, doğaya, adalete verdiği önem kadar değerli ve anlamlıdır.

   Kenan Oflaz, Mehmet Akif Işın ve Muhiddin Bektaş kısa süreliğine misafirim oldular. Bildik, o can sıkan, ne anlatacağını bulamadığımız “ Nasılsın? İyi misin?” ezberlerin dışına taşan konuşmalara karışıp gittik. Konular ve konuşmalar kısaydı kısa olmasına ama bu dünyadaki insanın zamanı da göz açıp kapayıncaya kadar geçiyor…

  Kentlerin dokusuna, ruhuna en güzel katkıyı yapacak olan kişilerin başında bazı meslek mensupları gelir. Kentlerine âşık mimarlar, mühendisler ve yerel yöneticiler; şehrin kaderine etki edecek iradeyi bir yakalarlarsa, etraflarında aynı aşka sahip; ozanlar, yazarlar, tarihçiler, sanatçılar çoğalmaya başlar.

   Tam tersi olunca; bilin ki bugün yaşadığımız büyük kuraklık başlar. Çok bilenlerin, çok zenginlerin olduğu yerde bol bereket, zenginlik ve renkten renge geçen çiçekler, renkler var zannedersiniz! Zannetmeyin! Böyle değil! Her şeye burun kıvıran, yarı tanrı kılığına giren bir aydının kendisini bile aydınlatmaya gücü yetmez; yetemez…

   Halk ozanları, halk türküleri, halk şarkıları her türlü güçlerin pençesinden, şiddetinden, korkusundan süzülerek gün yüzüne çıkarlar ve kalıcı olurlar; yüzyıllar boyunca. Anadolu’da söylenen bir söz gibi; “Su akar yolunu bulur.” Aynı anlayışı, halk türküleri, şarkıları, halk ozanları için de söylemek mümkündür…

    Kenan Oflaz, okuluna, sınıflarına, öğrencilerine hiçbir zaman doymamış bir ÖĞRETMEN olarak, ondan önceki bu şehrin halk aydını Mehmet Ali Karakaş gibi kendi öğretici şarkısını her zaman haykıracak; ticaret ve siyasetin çok uzaklarında…

   Mehmet Akif Işın da öyle; şehrin tarihine, mimarisine, bir yerde yitik ve yitirilmiş kültürlerine duyduğu büyük aşk ve yaşadığı şehir içi atan bir kalp…

    Artık resmi görevlerin, akademik düşüncelerin çok ötesinde; yaşadığı şehrin tutsağı değil, sarmaş dolaş olduğu bir sevgili gibi, kentinin önünde yürümeye, arkasında durmaya, onun üstünü başını silkmeye, her daim temizlemeye adanmış Yunus gibi yol alacağı bellidir…

   Uzun zamandır tanıdığım Muhiddin Bektaş, dopdolu ATATÜRK sevgisiyle, şehre değer veren, değer katan herkesin yanında yer almaya yazgılı bir aydındır.

   Üç konuğum ve çok kısa süren zaman içinde renklerin, çiçeklerin, kırların, menekşelerin dünyası çabuk sona ermiş görünse de Kenan Oflaz giderken Karacaoğlan’ın Kadir Mevlam Seni Övmüş Yaratmış şiirinin son iki dizesini okudu ve:

—Bunun üzerinde durmanı, bir yerde edebi olarak eşelenmeni isterim! Dedikten sonra zihnindeki edebi kilerden, o eşsiz dizeleri birkaç kez seslendirdi;

 “ Kadrin bilmeyenler alır eline,

  Onun için eğri biter menekşe.”

   Edebi zenginlik böyle bir şeydir; kuraklığın, uçsuz bucaksız çöllerin diyarında bile serap sandığınız ışıltılar serap değildir. Tam bir vahadır…

Güven SERİN 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 



23 Mart 2023 Perşembe

BİR BİLENLE MÜZE GEZMEK

 

Kamera; Güven

Kamera; Güven

Kamera; Güven

Kamera; Güven

                                      BİR BİLENLE MÜZE GEZMEK!

 

   Geçtiğimiz hafta Ticaret ve Sanayi Odası salonunda Rumeli Üniversitesi ve Prof.Dr. Neşe Atik tarafından düzenlenen sunum ve basın açıklamasında şehrimizdeki antik kentlerin önemini, turizme açılması gerektiğinin tartışılmasız yararlarını dinledik ve öğrendik.

   Tekirdağ kültüründe, özellikle Arkeoloji Müzesi’nin zenginliği adına yapılan kazıların verimliliğinde ciddi katkılar sağlayan eski Müze Müdürü Mehmet Akif Işın’a telefon açıp, Tekirdağ Arkeoloji Müzesi’ni bin bilenin gözüyle; M.Akif Işın ve Kanan Oflaz, hep birlikte yapabilip yapamayacağımızı sordum. Hiç düşünmeden M.Akif Işın Müdürüm; “ Elbette gezeriz” dedikten sonra o gün geldi.

  Kenan Oflaz eski Kültür Müdürlüğü yapmış, yaşadığı şehri için kalbi şehir sevgisiyle çok hızlı atan aydınlarımızdandır. Tıpkı, Mehmet Akif Işın gibi; yaşamları dopdolu, şehir heyecanı yanında, kültürel, sosyal zenginliklerimize ne katkı yapabilirim sorumluluk anlayışı içinde; kıpır kıpırlar…

  Tarih 21 Mart Salı gününü gösterdiği zamanda Eski Vali Konağı Caddesi üzerinde bulunan 1927 yılında yapılan tarihi bina içinde 1967 yılında açılan, Tekirdağ Arkeoloji ve Etnografya Müzesi’ne gittik.

  Ana salonun girişi çocuklarla dopdoluydu. Bilinçli ve duyarlı öğretmenler, müze ziyaretinin de eğitimin bir parçası olduğunu çok iyi bilirler…

   Batılı turistlerin gezdikleri her yerde bilgi aldıkları rehberlerinin bir tek sözcüğünü kaçırmadıklarına çok tanıklık ettim. Bilerek, bir bilenin gözüyle müzeleri gezmek, bilmeden gezmekten çok farklı bir duygu.

   Tekirdağ Arkeoloji Müzesi eserleri yüzlerce, binlerce yıl öteye uzanıyor. Hepsinin öyküleri, derinlikleri var. Taş eserler salonunda insan eliyle şekillendirilmiş bütün nesnelerin anlattığı bir tek şey var:-İnsanın yolculuğu, uygarlık bilinci ve hünerleri, binlerce yıl önce başlamış. Geride bıraktıkları eserler, bu eserlere kazıdıkları sanat ve zanaatler, iç içe geçmiş hikâyelerle dolu.

   Mehmet Akif Işın, bildiği, öğrendiği ve bazı eserlerin kazı çalışmaları ve çıkarılma anlarındaki tanıklığı ve bütün heyecanını, bilgisini; usul usul anlattı-aktardı. Onlarca kez gitmiş olduğum, taş, heykel, çanak-çömlek, lahit gözüyle baktığım eserler sanki soluk alıp vermeye başladı. Her birinin ağzı, gözü, kulağı oldu.

   Kavramların ortaya çıkması, insanın görgüsü, bilgisi ve öğrendikleriyle çok daha anlamlı hale geliyor. M.Akif Işın Müdürümün verdiği her bilgi, karşısında durduğumuz eserin, o eserler arasında kurulacak bağların, uygarlıklar arasındaki ilişkileri, yaşamların içindeki barış ve savaş zamanlarını, her şeyden önce insanın yolculuğu her daim insanın ürettiği tatminkâr ve teselli edici duygularla dopdolu…

   Müzenin içinde ölen bir kralın geride kalan kemiklerinden yola çıkılıp, yine eski Müze Müdürü M.Akif Işın’ın büyük katkılarıyla etlendirilmiş, görüntüsü ortaya çıkartılmış ve kemik yaşı incelendiğinde 41 yaşında ve sakat olduğu anlaşılmış. Öykünün derinliğine bir bakar mısınız? Bilim ve öğrenme isteği bir araya gelince ne çok şey aydınlanıyor, ses verip soluk alıyor…

   Taş Eserler Salonu en sevdiğim Mezar Steli Roma Dönemi,1700 yıl önce Marmara Denizi’nde boğulan 18 yaşındaki kızları Nervila’ya ait. Ailesinin küçük kızları için mezarı başına diktikleri mezar steli-taşı üzerinde Nevila için bir ağıt; canlı olmanın karşılığı olan, anne ve baba duyarlılığını taptaze bir halde aktarmıyor mu?

  Yaşadığımız bu aziz topraklarda bizden 1700 yıl önce Nervila isimli bir kız da yaşadı. Kaderi, kükreyen denizin dalgaları arasında boğulmak, kötü talihi ona 18 yıllık ömrü layık görmüş... Yazı sanatı ve Mezar Steli kültürü, yüzlerce, binlerce yılı, yani zamanı birden yok hükmünde sayıyor. Bir bağ, bağlanma ve çoktan kemikleri dahi toz olmuş Nervila’nın ruhu için eşsiz ve çok değerli bir acı hissetmek… Ardından, artık onun canının yanmadığını bilerek, bir huzur bulmak; müzeleri keşfetmek ve bir bilenle-rehberle gezmekle oluşuyor.

   Sözlerimi sonlandırmadan önce çok önemli hatırlatmayı yapmadan geçemem! Mehmet Akif Işın 1990 yılı başında müze müdürü olarak geldiğinde müze bahçesi ottan, çalılardan girilmez halde, müze de kapanmış vaziyetteydi. O müze fedakârlığı sadece şehir sevgisiyle sınırlı olmayan, müzeciliğe kalben inanmış o kişi: Mehmet Akif Işın tarafından bugüne ulaştırılmış, şehir kimliği ve kopmuş tarih bağlarıyla önemli onarımlar, buluşmalar gerçekleştirilmiştir.

   Değerli dostlar: Eski Kültür Müdürü Kenan Oflaz, Eski Müze Müdürü Mehmet Akif Işın; bilgilerinize, görgünüz ve şehir sevginize; SAYGILARIMI sunuyorum…

Güven SERİN 

 







20 Mart 2023 Pazartesi

RUMELİ ÜNİVERSİTESİ ve NEŞE ATİK: TEŞEKKÜRLER

 

Kamera; Güven

İnternet

          RUMELİ ÜNİVERSİTESİ ve NEŞE ATİK: TEŞEKKÜRLER

    Tekirdağ Ticaret ve Sanayi Odası, belki de bugüne kadar yapılmış şehir turizmi ve uluslararası kimliğine katkı sağlayacak en önemli basın sunumu, kamuoyu bilgilendirme toplantısına tanıklık etti.

   Efes Antik Kenti, Meryem Ana, Selçuk tarihi alanları olmasaydı kim duyardı Kuşadası ismini? Tekirdağ’ın sesini duyuran markası olmuş içkileri, içki fabrikası vardı; bir zamanlar… Ya denizi? Kumbağ deyince, kırk yıl önce akan sular dururdu…

   Şimdilerde bunca kaybedişlerden sonra kazanma, şehir kimliğimizi öne çıkarma şansımız var. Karaevli Mahallesi sınırları içinde kalan Heraion Teikhos Antik Kenti ( Hera’nın Şehri) 23 yıllık emeklerin sonucunu almak, hiç olmazsa kazı alanının bir bölümünün turizme açılması, Tekirdağ ve ülkemiz için çok önemli fırsatın kaçırılmamasını sağlamaktır.

   23 yıllık kazılarında birçok insanın, kurum ve kuruluşun katkısı, emeği var. Üç ismin bu şehrin ortaya çıkması ve çıkartılmasında önemi-önemleri ÇOK büyük…

  Prof.Dr Neşe Atik, Prof.Dr. Mehmet ÖZDOĞAN ve Emekli Müze Müdürü Mehmet Akif IŞIN. Üç fedakâr, tarih, arkeoloji sevdalısı insana ne kadar teşekkür etsek azdır. Üç ismin yanına bir dördüncü ismi eklemek isterim: T.C.Rumeli Üniversitesi Rektörü H.Tamer DODURKA…

  16 Mart gününün akşamüstü, Tekirdağ Ticaret ve Sanayi Odası salonu, şehir sevdalısı insanların yanında şehir yöneticilerinin de bir araya geldiği, herkesin;   “ Artık tamam mı? Hera’nın Şehri turizm başlangıcı müjdesi verecek mi?” merak ve heyecan içinde konuşmalar yapıldı.

    İlk konuşmayı Prof.Dr. Tamer DODURKA yaptı. Çok önemli konulara dikkat çekti. Karevli sınırları içinde, Tekirdağ İstanbul yolu üzerinde olan antik Trak şehri olan Heraion Teikhos’un bir an önce turizme kazandırılmasının altını kalınca bir şekilde çizdi!

Niçin mi?

    Trak medeniyetine sahip çıkan Bulgaristan’ın hiç zaman kaybetmeden bu işe dört elle sarılmış olduğunu ve aynı zamanda Avrupa’nın ve Yunanlıların Trak uygarlığının, Türkler ve Türkiye ile anılıp ortaya çıkmamasına sıcak bakmadıkları ve unutulması için çaba gösterdiğini anlattı.

   Doğma büyüme Tekirdağ insanı gibi mi meselenin hepimizin meselesi olduğunu, bu kazılara antik Trak şehrine sahip çıkmamızı isteyen Dodurka, Avrupa tarafından ne kadar inkâr edilirse edilsin; “ Tarih zamanla bütün gerçekleri ortaya çıkartacaktır.”hatırlatmasını da yaptı.

  Süleymanpaşa Belediye Başkanı Cüneyt Yüksel’de en az bu kazıya gönül ve emek vermişler kadar heyecanlı bir konuşma yaptı ve “ 7/24 hizmetinizdeyim, kendi adıma, belediyem adına ne yapmam gerekirse yapmaya hazırım.” Diyerek iyi dileklerle konuşmasını tamamladı.

   Tekirdağ Büyükşehir Belediyesi Başkanı Kadir Albayrak, salonda bulunanları; “Kalbi duygularla selamlıyorum.” diyerek konuşmasına başladı. Hera’nın Şehri kazılarına bir kez daha dikkat çekerken, buranın 6 Bin yıllık geçmişi olduğunu da söyledi.

  İstanbul Rumeli Üniversitesi Arkeolojik Araştırmalar Ofisi Koordinatörü ve Kazı Başkanı Prof.Dr. Neşe Atik, yaptıkları bu kazıların Tekirdağ ve ülkemiz için çok önemli olduğunu yeniledi. Her zamanki tarih bilinci ve arkeoloji sevdalısı duygularını taşıyan bir özveri içinde anlattı.23 yıllık kazıların, emeklerin sonuna gelindiğini, Heraion Teikhos Antik Kenti’nin bir bölümünün açılması için son bir fedakârlık yapılması gerektiğini anlattı. Kültür ve Turizm Bakanlığı ile görüşülerek gerekli izinlerin alındığı haberi herkesi mutlu etti.

   Prof.Dr. Neşe Atik, konuşmasının başında bu kazının başlaması, devam etmesi iki ismin; iki Mehmet’in beni ikna etmesiyle oldu, sözleri: Emekli Müze Müdürü Mehmet Akif IŞIN ile Prof.Dr. Mehmet ÖZDOĞAN Tekirdağ onur sayfasına kazınmış oldular.

   Yapılan kamuoyu bilgilendirmesine basının da ilgisi büyüktü. TBMM 18.Dönem Tekirdağ Milletvekili Güneş Gürseler, Tekirdağ Süleymanpaşa Kaymakamı Mustafa Güler, Tekirdağ Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Albayrak, Tekirdağ Süleymanpaşa Başkanı Cüneyt Yüksel, Tekirdağ İl Kültür ve Turizm Müdürü Ahmet Hacıoğlu, Eğitimci Yazar, Eğitimci Yazar Yavuz Yalçın ve Şair Kenan Oflaz, Eğitimci, Araştırmacı ve Yazar Münir Satkın ve daha birçok tarih, arkeoloji sevdalısı oradaydılar…

 Güven SERİN