KAŞIKÇI TEKİRDAĞ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
KAŞIKÇI TEKİRDAĞ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Kasım 2025 Çarşamba

YILDIZLARDAN BİR YILDIZ DAHA KAYDI

 



                  YILDIZLARDAN BİR YILDIZ DAHA KAYDI

   Tekirdağ Kaşıkçı Köyü-Mahallesi o gün sessizdi ama sessizliğin için dopdoluydu… Her adım, her bakış, her söz bir veda cümlesi gibiydi. Hayriye Yıldız’ı, gönül dilini sessizlikte kuran o zarif kadını, anneyi, yengeyi yazdan kalma bir günde uğurladık. Güneş, sanki biraz daha yumuşamış; rüzgâr da kırlar da öyle, konuşmak yerine hüzünle iç çekiyorlardı.

   Hayriye Yıldız, iki değerli evladını büyütmüş, her daim büyük bir nezaket ve mütevazılık içinde yaşamış bir ev hanımıydı.

Sözleri az, sevgisi sonsuzdu… Bir bakışıyla konuşur, bir tebessümüyle anlatırdı. Onun yüreğindeki nezaket, insanın kalbini sızlatan türdendi. Çünkü o nezaket, artık azalan bir dünyanın sessiz mirasıydı.

   Eşi Ahmet Yıldız’ın (Ahmet Amca ) yanına gidip başsağlığı dilediğimde, bin haneden kayıp giden ardından ağlayan, konuşmadan ağlayan yüzleri gördüm.

   Ahmet Yıldız sessizdi ama o sessizlikte bir ömürlük ortaklığın nefesi, hissiyatı vardı. Oğlu, derin bir yürek acısıyla gözyaşlarını tutamıyordu. Kızı gibi, torunları Emir ve Emre de gözlerinde biriken o yaşlarla hem çocukluklarını, hem büyümeyi aynı anda yaşıyorlardı.

   O an, insanın ”veda” sözcüğüne ne kadar alışamadığını bir kez daha değerlendirdim; hissettim…

   Başsağlığı dileklerimizi yaptıktan sonra yolu Hüseyin Yıldız’ın çoktan bu dünyadan ayrılmış o bilge kayınbabanın hanesine çevirdik. Gözlerim boşu boşuna aradı o eski yüzleri:

Hüseyin Yıldız’ı, Hidayet Ana’yı, yer evinin penceresinden her daim gün ışığına, dışarıya bakan Hanife Ana’yı… Bir zamanlar hayatın sesini taşıyan o evler şimdi sessizdi ama anıları hala bahçelerde geziniyor gibiydi.

   Yolda, yine çoktan göçmüş amcaların evlerinin önünden geçtik:

 Recep Yıldız’ın, Sinan Yıldız’in haneleri…

   Her birinin kapısında sanki görünmez bir selam, bir gülümseme ve buyur duruyordu. O evlerden yayılan geçmişin kokusu, Kaşıkçı’nın zamanla altın değerine ulaşmış hafızasıydı.

   Derken şunu fark ettim; Hüseyin Yıldız ile Hidayet Ana’nın hanesindeki ışık hiç sönmedi. Şaban Akyürek, Rabiye Akyürek ve Hamide Yıldız sahiplenmişlerdi göçmüş insanların yarım kalan, yüreklerinin terleriyle inşa ettikleri haneyi… Orada gördüğüm manzara içime bir parça teselli serpti. O hane hâla yaşıyordu; ışığı sönmemiş, hüzün yalnızlığa teslim olmamıştı.

   Bahçede üç kız çocuğu oynuyordu: Nilda, Serra ve Mine. Önce ikiydiler, sonra üç oldular.

Kasımpatı çiçeklerinin arasında, bir oraya bir buraya koşturuyorlardı. Onlar az ötedeki Yıldız Hanesi içindeki hüznü, ölümü çocuk saflığı içinde algılıyor ve yaşamın kendisini temsil ediyorlardı. Uzaktı ölüm onlara; dipdiri yaşamın içinde neşeden neşeye akarlarken…

Onlara bakınca insan, yaşamın kendi kendine nasıl iyileşebileceğini anlıyordu.

   Ve sonra Kaşıkçı Mezarlığına doğru yürüyüş başladı. Ezan sesiyle birlikte, yüzlerce insan bir film sahnesinden çok öte bir tablo oluşturdu:

 Gerçek, canlı, soluk alan bir gezegenin kalbinde, vefayı taşıyan kalpler yan yana yürüyordu.

Kaşıkçılılar, bilirler ki; bu köyde ne düğün yalnız yaşanır, ne ölüm yalnız karşılanır. O gün de öyle oldu. Her omuz, her yürek Yıldız ailesinin acısını bir parça da olsa taşımaya çalıştı.

   Gökyüzü, Ganoslar üzerinden Korudağları ve Balkanlara doğru süzülürken, sanki bütün ışığını o vedaya ayırmış, sunuyordu.

O an, insanlığın bin yıllık hakikatini yeniden hatırladım:

 Hayat, bir gölgeden ibaretse, nezaket o gölgenin içindeki ışıktır. Ve Hayriye YILDIZ, o ışığın ta kendisiydi…

   Bir yıldız daha kaydı gökyüzünden…

Ama ardında bıraktığı o sevgi, o incelik, o sessiz bilgelik… Hep böyledir, bazı insanlar giderken, bize insan olmayı öğretirler.

O da öyle yaptı…

Güven SERİN 


27 Mart 2024 Çarşamba

TEKİRDAĞ KAŞIKÇI'DAN DA YILDIZLAR ÇIKAR: CEMİL YILDIZ

 


İnternet



                                      KAŞIKÇI’DAN DA YILDIZLAR ÇIKAR

 ( Cemil YILDIZ )

  Köylerin, kasabaların, kentlerin ve ülkelerin saygınlığı, gelecek kuşaklara taşıyacakları öyküler, başarılar; içlerinden çıkarttıkları bilim insanları, sanatçılar, edebiyatçılar ve iş insanlarıyla ötelere; çok ötelere taşınır…

    Yok, olmuş, yok oluşa seyirci kalınmış köylerimizin insanlarının mücadelesi destansıdır… Örneğin, kentte yaşayan, şımarma kültürü içinde daralan bir kültüre sıkışmış genç bir insana “ Kara kış nedir?” diye sorsanız, onun için hiçbir şey ifade etmez. Köy yaşamını çok iyi bilen, aynı tastan çorba ve su içmiş insanlara;

“ Kara kış nedir?” deseniz:

 —Zorlukları aşmak, zorlukları yaşamak ve yaşama tutunmak-sözlerinin özleriyle karşılaşırsınız.

    1939 Kaşıkçı Tekirdağ doğumlu Cemil Yıldız tam da kara kış olarak bilinen yılların çocuğudur. Söylediği gibi, öksüz büyümüş, ilkokula epey geç başlamıştır.

   Belki de Cumhuriyet’in eğitim reformu ve coşkusu içerisinde Köy Enstitülerinden sonra başlatmış olduğu dönüşüm için Endüstri Meslek, Sanat ve Teknik Liseleri en öneli okullarımız içindeydiler. Liseyi bitirir bitirmez iş yaşamına yönelme, hatta kendi işini kurabilme kabiliyetini, bir yerde düşlerini gerçekleştirme şansını Sanat-Endüstri Meslek Liseleri verecek deneyime sahip öğrencileri yetiştirdiler.

  1939 Kaşıkçı doğumlu Cemil Yıldız’da Tekirdağ’da bulunan kuruluş felsefesinde yetenekli çocukları üretmeye, üretime kazandıran en önemli okullardan birisi, Tekirdağ Sanat Okulu’dur.

    Okulumuzun ismi o kadar çok değiştirildi ki şimdiki ismi; Tekirdağ Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’dir. Aynı zamanda bu okulumuzun başına gelenler pişmiş tavuğun başına gelmemiştir. Belli zamanlarda ülkemiz için çok önemli yerlere gelmiş öğrencileri mezun eden, onları ülke sevgisi ve hünerlerle besleyen bu okul, gözden düşürülmüş, atölyeleri, derslikleri, spor tesisleriyle gözde olan okulumuzun futbol sahası başka bir yer yokmuş gibi Milli Eğitim beton binalarıyla, değerli memurların beton araç otoparkıyla doldurulmuştur…

   Cemil Yıldız’ın hikâyesi 1939 yılında başlamış ve yıl 2024,bu öykü şehrimizin, bölgemizin, ülkemizin çok ötelerine, diğer ülkelere ulaşmıştır. Çok önemli ülkeler için üretim yapan, Cemil Yıldız tarafından 1969 yılında Topkapı Gümüşsuyu’nda çok küçük bir atölyede kurulan Yıldız Kalıp 55 yılında birçok insanı şaşırtacak, “Vay be! “ sözcüklerini defalarca söyletecek aşamaya geldi.

   1979 yılında Avcılar’da 2500 metre karelik bir alanda,1992 yılında sadece fabrika alanı 10 bin metre kareye ulaştı.2006 yılına gelindiğinde ise 74 bin metre kare alana sahip bir yerde,500 kişiyi geçen çalışanı ve dünya markası, saygınlığı kazanmış YILDIZ KALIP, Tekirdağ Kaşıkçı Köyü’nden de yıldızların çıkacağının büyük ispatı, gösterisi, hayalleri, iş disiplini ve görgüsü olan herkesin bu yolculuğa çıkıp bu onura dokunup, Cemil Yıldız gibi, olay zenginlik olayı olmaktan öte geçme biçimi olduğunu vatan ve millet sevgisiyle bütünleştire biliriz…

   Cemil Yıldız Sanat Okulu günlerini anlatırken en çok sevdiği ders Matematik ve Matematik Öğretmeni Sabri Babacan’dan söz ediyor. Yaşamı boyunca görüştüğü öğretmeninin tekrarladığı bir sözü de hatırlatarak;

 “ Matematik evin kaynanasıdır. Her işe karışır.” 1939 Kaşıkçı Tekirdağ doğumlu Yıldız Kalıp markasını yıldızlar arasına taşımış Cemil Yıldız’ı yakından incelerseniz göreceğiniz ilk şey; Matematik olacaktır! Yani, iş disiplini ve asla şımarmamak…

   Matematik bilimi de asla şımarmaz! Ne mitolojiye, ne astrolojiye, ne masallara, öykülere benzer; tek bir kurgu yoktur; şaşmaz rakamların sonsuza olan yürekli yolculuğu sadece Matematik Bilimi içerisinde gizlidir.

    1939 Kaşıkçı Tekirdağ doğumlu ve doğduğu köyü, şehri, belgi ve görgü sahibi olduğu okulu unutmamış, çevresinde “Hayırsever iş insanı” diye anılan bu değerimizi bilmek, hissetmek, tanımaya çalışmak, tıpkı Matematik gibi değerli, yüksek disiplinli ve evrensel zekânın vicdanıyla süslü bir neşe içerir…

Güven SERİN