MÜREFTE etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
MÜREFTE etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Eylül 2025 Cuma

DALYAN

 

Kamera; Güven
Uçmakdere Dalyanı


Gaziköy Şarköy

Uçmakdere Şarköy

Uçmakdere'nin gülen yüzü: İbrahim


Yunus Usta ve bir ömre yayılan İbrahim'in dostluğu


                      DENİZ İÇİNDE BİR ÖZGÜRLÜK ŞARKISI: DALYAN

 Herkesin tatil yapıp dinlenmeye çekildiği bir günde biz Yunus Usta ile çoktan planladığımız Mürefte yoluna düştük. Kaç yıldır bu yöne gitsek de heyecan hep aynı. Çünkü yolun kendisi bile insana gençlik ve coşku katıyor. Yolun kendisini sadece gidilen bir mesafe değil, karşılaşılan insanlar, sohbetler ve manzaralarla tamamlanan bir hayat parçası gördüğünü an başka bir yolculuk başlıyor; kendisine doğru insanın…

 Mürefte yine zarif bir peri kızı gibiydi. Üzüm ve şıra kokuları içinde sahilde oturduk. Zeytin üreticileri bu yıl zeytin azlığından dert yansa da “Seneye daha iyi olur” diyecek kadar olgun ve umut doluydu. Kavun, karpuz, domates, üzüm tazeydi; yağlar ise geçen yılın emeğiyle şişelere girmişti. Bu umut ve sabır, bana asıl zenginliğin toprakla, üretimle kurulan bir bağ olduğunu bir kez daha gösterdi.

 Gaziköy’ün tar taş sokaklarında kaybolduk. Viran binalarının sessizliği arasında, bir yandan geçmişin gölgesi, diğer yandan denize açılan ışıklı pencereler vardı. Taş duvarların arasından geçerken insan hem tarihle hem de kendi içiyle konuşuyor gibi oluyor.

 Uçmakdere’de dostlarımızla kekik ve adaçayı kokulu sohbetlere daldık. Muhtar Burhan Bey ile köyün-mahallenin dertlerini konuştuk. İbrahim Bey ise sağlık sorunlarına rağmen bizi bahçesinde gülerek karşıladı. Onun o sevinçli ve yaşama sımsıkı tutunmuş hali, köy hayatının dayanışmacı ruhunu en sade bir şekilde özetliyordu.

 Ama bütün bu yolculukta beni en çok durduran şey, Uçmaktere sahilinde karşıma çıkan Dalyan oldu. Basit gibi görünen ama derin anlamlar taşıyan bir yapı… Uzun direkler üzerine kurulmuş, denizi engellemeyen, aksine onunla uyum içinde duran bir balıkçı Dalyanı.

 Çoraplarımı çıkartıp kayaların üzerine oturdum. Deniz ayaklarımı serinletirken gözlerim Dalyan’ın özgürlüğü anlatan duruşuna takıldı. Deniz kendi şarkısını söylerken Dalyan da o şarkıya kendi sessiz melodisini ekliyordu. İnsan orada hem huzuru buluyor hem de emeğin değerini hissediyor.

 Dalyan sadece bir balıkçının ekmek teknesi değil; eski çağlardan kalan bir sembol gibi. Yunan mitlerinde deniz tanrısı Poseidon’un suları yönetmesi boşuna değil. Bu basit yapı, hem balıkların göç yollarını koruyor hem de denizin akışını engellemiyor. Direkler arasında özgürce akan su, doğayla uyum içinde var olmanın sessiz göstergesi…

 Balıkçının ekmek teknesi olan bu yapı, doğanın bir parçası olmayı başarmış. Kimi yapılar insanın önüne duvar örer; kimi ise ufkunu açar. Dalyan işte tam da böyle; hem çalışkan ellerin emeği, hem de özgürlüğün direkleri. Tıpkı yol arkadaşım Yunus Çakır, Yunus Usta gibi; doğayla her daim uyumlu ve bir bütün…

 Dalyan’ın karşısında durduğunuzda denizin şarkısı değişir; çünkü o direklerin arasında yalnızca balık değil, özgürlüğün kendisi de tutulur. O an insan, doğayla kavga etmeden yaşamanın önemini öğrenir.

 Ve sanki bir şair fısıldıyor kulaklara:

 “Dalyan gibi dur, direkler gibi sabit ol; ama su gibi özgür ol.”

Güven SERİN  










23 Ekim 2024 Çarşamba

TRAKYA'DAKİ EGE: MÜREFTE

 

Kamera; Güven 



                                  TRAKYA’DAKİ EGE: MÜREFTE

  Uzak seyahatler yapma zamanınız, imkânınız yoksa yakın yerlere günübirlik yapacağınız ziyaretler-seyahatler can simidi gibi yetişir imdadınıza. Açık denizde tutunacak yer arayana uzatılan bir el gibidir; yaşamın kıymetli hatırına…

   Uzağı, çok uzağı gözleyen bilim insanları, sadece bizim galaksimizdeki yıldızları değil, uzak yıldızları, galaksileri bile gezleme imkânları içindeler. Aynı zamanda çok yakını, mikroskopla gözlemleyen bilim insanları için de kendi uğraşları, uzayın derinliklerindeki yıldız ve gezegenlere ulaşmak kadar heyecan vericidir.

   Öyleyse, büyük beklentileri, umutsuz çırpınışları yüceltmek, kovalamak, havanda su dövmek niye?

  Bu düşünceleri nazikçe bir kenara bırakıyorum. Bu Pazar ki yolculuğum, geçen hafta yaptığım yolculuğun tam ters istikamete; Şarköy Mürefte’ye oldu. Yürüyerek köy garajı olan yere gittim. Garaj demeye bin şahit ister… Her zaman yaptığım gibi, son anda yetişme telaşı yaşamadan, Şarköy minibüsünün kalkma vaktine yarım saat kala oradaydım.

   Şarköy minibüsü 9:30 da yola çıktı. Araçta iki orta yaşlı, iki yaşı epey ilerlemiş yolcunun yanında benimle birlikte beş yolcuyuz. Yolcuların tamamım Şarköy’den önceki yerlere gidiyorlardı. Kimi Gaziköy, kimisi Hoşköy, iki kişi de Mürefte’de indiler.

   Daha Kumbağ’dan çıkar çıkmaz bahar havası ve çam krallığı içindeyiz. Virajlı yollarda kendi aracıyla yola çıkmak yerine köy minibüsleriyle yolculuğu birkaç amaç ve duygu için tavsiye ediyorum.

   Ganoslar’ı araç kullanan birisi tadına vararak izleyemez. Yolcuysanız, dağların katmanlarını, vadilerle sarmaş dolaş hallerini, bin bir çeşit bitki ve ağaç sultanlığını bir parça anlamanız, içinize çekmeniz mümkündür.

   Geçtiğimiz ilk yerleşim yerlerinden birisi Yeniköy oldu. Masal diyarı olabilecek ama şimdi neredeyse insansız kalan Yeniköy çok sessizdi… Issızdı… Sonraki yerleşim yeri Uçmakdere oldu. Bir kıpırtı, bir ateş yanalı epey zaman oldu. Uçmakdere kendi kabuklarını büyük sabırla kırıp, yeryüzüne tekrar gelmenin, köy onurunu, turizmini yaşıyor ve yaşatmaya başladı…

  Üçüncü yerleşim yerine gelmeden önce minibüs deniz kıyısındaki yola ulaştı. Çıplak, kaygan ve sürekli taşların döküldüğü dağların çıplak ve bir o kadar Mars’a benzeyen denizin, dağların kıyıcığından ilerledik. Şarköy minibüslerinin 10 dakika mola verdiği yeri şoför hatırlattı; “ Sayın yolcular 10 dakika mola veriyoruz.”

  Yaşlı çınar ağaçlarının altında oturan 15–20 Gaziköy insanı, miraslarına sahip çıkan son kahramanlar gibi yorgundular. Zeytinlerini hasat ediyor, üzümlerini çoktan bitirmiş çalışkan insanlar; her gelen misafire, yabancıya bakıp selam verip selam alıyorlar.

   Araç Hoşköy’e doğru ilerlemeye devam etti. Bende denizin kıyısında kurulmuş balıkçı dalyanlarını saymaya devam ettim. Görünen o ki, dalyan balıkçılığı artmış, yeni yeni dalyanlar yapılmış, denizin süsleri niyetine…

    Mürefte’de minibüsten iner inmez denize doğru yürüdüm. Ege havası tamamıyla hâkim olduğu Mürefte de az da olsa üreten insanların getirdiği taze ürünler her yerde. Tezgâhlarda zeytin, zeytinyağı, sabunlar ve yörede yetişen her şey; tam bir harman şöleni var…

   Mürefte insanları işlerini bitirmiş, kıraathanelere gelmişlerdi. Kimi sohbet ederken birbiriyle, büyük çoğunluğu da oyun oynuyorlardı. Yüzlerdeki yorgunluk, sokaklarda, caddelerdeki duyulmayan çocuk seslerinin verdiği yalnızlığa benziyor, hüzün kokuyordu…

   Mürefte insanı da modaya uymuş, imkânı olan herkes, çocukları için Tekirdağ’dan bir daire alıp annelik, babalık görevlerini yapmışlardı. Yaşları ilerlemiş olanlar ise doğdukları yerleri bekliyorlardı. Hâlbuki burası Trakya’daki Ege’nin ta kendisi… Deniziyle, insanıyla, dağlardaki üzüm bağları, zeytin ağaçları ve dünyayı hiçbir zaman terk etmeyen mitolojik karakterleriyle burası Ege’nin nefesini soluyordu…

  Sahil boyu yürüdüm. Sıklıkla çay için aynı mekâna geri döndüm. Sonra, Mürefte’nin markası olmuş Kutman’lara ait müzeyi bir kez daha gezdim. İç turizmin kıpırtıları, gelen ziyaretçilerin bereketi; kasada duran Kutman personeline ödedikleri ücretlerden ve ellerinde satın aldıkları ürünlerle dolu çantalarından belliydi.

  Kutman ailesi büyük mücadele ettiği bellidir. Burası, müze ve üretim yeri derken, şimdi tarihi bir binayı daha kültürel, sosyal yaşamın içine davet etmişler. Tarihi mekâna girip etrafı gezdikten sonra bir kahve söyleyip, dışarıdaki denize, rüzgârın uğultularına ve ara sıra sahilden geçen insanların uçuşan saçlarına bakıp, çok az olan markalarımıza, Kutman kardeşlere sessizce teşekkür ettim…

Güven SERİN 

 

 

 

  






4 Mart 2019 Pazartesi

GANOSLAR'DA ŞENLİK VAR


Kamera; Güven Ganoslar Ardıç Ağacı
Sımsıkı yapışmış toprağa


Kamera; Güven HORA FENERİ

Gerçek ile düş arasında çok ince bir çizgi
ah görüldü ah görülecek;ah hissedildi,
ah hissedilecek vaziyette...

Kıyı Emniyet Müdürlüğüne minnetle;
nihayet onarıldı.


Kamera; Güven
Mürefte Yakınları;Karabatak sürüsü
en sevdikleri şey;haylazlık;benim gibi...


MÜRFETE TEPEKÖY
Ben,Yunus Usta,Köy insanı;Hasan Bey,
Bülent


Kamera; Güven Tepeköy Kilise

Dört Hak Din güya;her daim birbirini
alt etmekle meşgul insan ve insancıklar...


Kilise yakınında yaşayan Ümmügül Hanım

Kiliseden daha viran görünüyor;oysa
yaşı;73...Onun da beklentisi,acaba burada
hazine var mı?Komşuda pişer,bize de düşer!
Öyle inandırılmış insanımız;mucize öyle
bekletilmiş;tıpkı yüzyıllarca tanrılara
kurban adayan medeniyetler gibi;beklenti
her daim hiçliğe mahkum...


Kamera; Güven
Tepeköy yakınlarında ki Meşe Ağaçları
Arkalarında zeytinlikler,önlerinde deniz ve
adalar;gel gör ki bir rüya gibi geçer gider
insanlar nice hazine peşinde...


Kamera; Güven
Tepeköy Yakınlarında bağ

Bir başkasının,yabancının bağı,Yunus Usta
dayanamadı;budaması gereken küçük bağı
kaşla göz arasında budadı. Bülent ise figüranlık
yaptı.Marifetli insanların yaşamdan
aldığı haz;çoğunluk karşılık beklemez...


Kamera; Bülent
Tepeköy Yakınları;gündüz kampları gece kampı gibi
olmasa da,bir ateş muhakkak yakılıyor. Bir de manzaraya
tabi bir tepe...Mülkiyeti tüm evrene ait olan bu yerlerde
mülkiyetsiz,tapusuz sevmek;bir yudum şarap ile
kutsanma törenine katılmak;hiçbir din adamının
onayını beklemeden;mucizevi bir şey...


Kamera; Güven
Mürefte Yakınları;zeytinlikler ve deniz...


                                          GANOSLAR’DA ŞENLİK VAR



  Halk takvimine göre, havaya, suya düşen cemrelerden sonra toprağa düştü düşecek olan cemrenin ayak sesleriyle birlikte doğa da uyanmış. İnsanımız, insanlar olduğu gibi Kumbağ, Yeniköy, Uçmakdere yeşilliklerine uzanmış.

  İşin ilginç yanı, bu bölgelerde kış, giderayak kışlığını da yapmış. Kumbağa’dan Yeniköy’e uzanan yolların, tepelerin, yamaçların kenarında; yer yer, yarım ile bir metre kar yığınakları var. Bir taraftan yüce beyazlık, ağır ağır toprağa süzülen hayat kaynağı, bir taraftan gün yeli rüzgârına rağmen doğayı ve insanı ısıtan yüce güneş!

  Aracına atlayan doğanın kucağına koşmuş. Ganoslar-Işıklar Bölgesinde ki imkânların haddi hesabı yok görünse de, en büyük sorun; buralara gelen güzel, mutlu insanlar tarafından inanılmaz bir şekilde kirletilmesi.

  İnsana dair alınacak en önemli önlem, kirliliktir. Turizmin gelişmesi için de önemli engellerden birisi; kirlilik…

  Orman Müdürlüğünün titiz çalışmaları tepelerde ki yeşil çam ağaçlarının gösteriye dönüşmüş şölenleriyle ispata gerek görülmeyen bir panorama… Güzelliklerin ardı arkası kesilmiyor; her dönemeç, ayrı bir şölen; beyaz karların, yeşille kavuşumu, sevdası ve sevişmesi…

  Yeniköy’e yaklaşırken, karşıki tepede görünen köyün yalnızlığı, köy politikalarının yanlışlığını çok güzel anlatıyor. Burada ki insanların niçin terk edip gittiğini anlatacak bir tane inançlı, aklı başında bir açıklama yoktur. Yeniköy kar ve yeşil ile destansı bir sessizlik içinde her zaman olduğu gibi kendi çağrısını yapıyor.

  Uçmakdere kendi zamanının uyanışı, kıpırtıları ve neşesi içinde; turizmin kıpırtılarını hisseden esnaf, yöre insanı bin bir telaşı, heyecanı işletmelerine yansıtmışlar. Her geçen gün gelişme, tatlı bir rekabet içindeler. Marifetleri bir yana, işletmelerinde ki temizlik, birbirinden daha büyük olsun düşüncesiyle gösterişli tabelaları, ustalıklarının önüne geçmiş derecede.

  Ganoslar Diyarında Şenlik Var. Baharın, yeşilin, dönüşümün, denizin; ardıçların, katırtırnakları, ıhlamurların, adaçaylarının şenliği… Bu şenliğe çok fazla görmediğim yırtıcı kuşlar; doğanlar, şahinler de katılmış. Hava akımlarını kanatlarıyla yoklayan, yönlendiren, kimi süzülüş, kimi olduğu yerde bir uçurtma gibi sessizce duran yörenin kuşları.

  İlk durak; Hoşköy HORA FENERİ. 2018 yılı içerisinde Kıyı Emniyet Müdürlüğü tarafından onarılan Hora Feneri; şairleri, yazarları bekler gibi ona gelecek güzel insanları bekliyor. Fener onarılmış onarılmasına ama turizme açılma zamanını tel örgülerinin içinde bekliyor.

  Nice zamandır Hora Feneri ile başlayan dostluk, neredeyse birbirimizi anlama, dinleme aşamasına geldi. Bu dostluğa katılan iki arkadaşım; Yunus Çakır ve Bülent Yorulmaz da bu kaplatışları, nefes alışları duyan değerli insanlar.

 Hora Feneri’nin neşesi yerine gelmiş. Tepesine kurulmuş vaziyette; kar beyazlığında, Fransız işçiliğinin Türk insanına emanetinin iki yüzüncü yaşını beklemekte. Bir isteği, dileği var bizlerden;”Beni insansız bırakmayın” diyor. Yeterince rüzgârın şarkılarını dinledim. Şimdi insanın, çocukların, neşenin de şarkılarını dinlemeliyim, diye fısıltısı karıştı keşişleme rüzgârının içine.

  Gaziköy,Güzelköy,Hoşköy,Mürefte;kısacası yöre insanlarının çoğunluğu doğaya;tarla ve bahçelerine gelmişler. Zeytin fidanları budanıyor; ortaya çıkan çalı çırpı temizleniyor, tel örgüler onarılıyor. Doğa ile birlikte insan da kendine düşeni yapıyor.

 Yol yordam sorduk; Tepeköy’ün yolunu öğrendik. Tabelası olmayan yollardan; sağa ve sola zeytin bahçelerinin olduğu tepelere doğru yöneldik. Tabiatla birlikte yeşilin her tonu; zeytin ağaçlarının insan üzerinde ki olumlu, yatıştırıcı, huzur verici etkisini hissettik.

  Ganoslar-Işıklar Bölgesi Tekirdağ insanı, ülke insanı için yüce yaratıcının ayrı bir hediyesi olmalı! Deniz ve adalar; ışığın dansı, her an değişen pırıltısı eşliğinde, büyük tonajlı yük gemilerine eşlik ediyorlar.

  Yörede ki insanların büyük çoğunluğu Türk insanının büyük çoğunluğu gibi; hayali bir zenginlik peşinde! Buralarda bir düş var; “ Define Bulmak!” Ne yazık ki en büyük define bir türlü fark edilemeden boşaldı birçok köy, kasaba…

  Zeytin, Üzüm, İpekböceği, Adaçayı, Ihlamur; bu bölgenin definesi olsa da, yanlış politikalar, beceriksiz idareciler ve kolay pes eden çiftçiler tarafından bir yenilgiye dönüştürüldü.

  Zafer, kaçmayanların, korkmayanların ve yenilikçilerin olacağı bellidir. Kolaya herkes gider. Mesele; zor olana; Ganoslar gibi rüzgârın, doğa şartlarının her çeşidine göğüs germek lazım…

  Hoşköy de Tepeköy’ün adresini sorduğumuz gencin bize yaklaşımı; “ Ağabey define arıyorsanız ben de anlarım o işlerden. Adam lazımsa gelirim.”

  Tepeköy’ü sormamız, define arayıcı rolüne bürünmemize neden oldu. Bu gibi karşılaşmalar kim bilir ne kadar fazla oluyor ki, gelen yabancıların neredeyse tamamına defineci gözüyle bakılıyor. Hoşköy’de ki genç adam bizden ayrılırken son uyarıyı da yaptı;” Tepeköy’de viran kiliseyi görmeye gidecekseniz, orada bir deli var, dikkat edin. Hemen şikâyet ediyor.”

  Bol rüzgârlı, Gün Doğusunun çalım sattığı Tepeköy’e ulaştık. Suyu da rüzgârı gibi bol! Havası ve ışığı, insanın iliklerine kadar işliyor. Viran Kiliseye gideceğimizi anlayan birkaç aylak Tepeköy insanı; hemen define işinden söz etti. Hasan isimli bir kişi cebinde ki el çizimi bir haritayı uzattı bana. Kayıtsız kaldığımı görünce şaşırdı. Anladığım kadarıyla kolay yoldan para kazanmak, harita karşılığında bir şeyler bekleme içindeydi. Zararsız bir beklenti…

  Kilisenin dört duvarı küçük bir kitabesi duruyor. Bugüne kadar yok sayılmış. Tekirdağ Büyükşehir Belediyesi turizm politikası içinde olan Tepeköy, Kilise ve eski haline getirilmeyi bekleyen çeşme… Kilisenin yakınlarında yaşayan Ümmügül Hanım da beklentisi; kilise civarında hazine olup olmadığı üzerine…

  Onların hazinelerine, beklentilerine her zaman olduğu gibi, içimden, ilikler imden, genlerimden gelen evrensel gülümseme ile cevap verdim. En büyük hazine o ana tanıklık ettiğimizin farkında olmak. Bize ait olan bütün duyu organların farkında olmak, şanstan öte, bir mucizevî zenginlik; hazine…

 Güven Serin