GÜVEN SERİN etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
GÜVEN SERİN etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Kasım 2024 Pazartesi

BİÇORBA

 


Güven Serin,Ercan Duygu,Ümit Başyazgan ve Emin Dırak


                                     Bİ ÇORBA: HOŞ GELDİNİZ


   Tanıdık mekânlar, anılarımızın olduğu yerler birer birer yok olup giderken ( TARSAL ve LİMAN BALIKÇI BARINAĞI ) gibi, kendi heyecanı, umudu ve önce HİZMET anlayışı içinde gelen-açılan yerleri de fark etmemiz gerektiğini vurgulamak isterim…

  Ümit Başyazgan öğretmenimizin öncülüğünde başlayan kültürel, sosyal yolculuğumuz zamanın denetimi ve baskısından uzak bir şekilde ilerliyor. Israrla söylemek istediğim ve söylediğim bir söz var; “ Kültürel ve sosyal yaşam, emek ister, istikrar ister…”

  Atölyede telefonum çaldığında arayanın Ercan Duygu olduğunu gördüm. Hemen aklıma gelen şey; “ Ercan Duygu, yine sosyal, kültürel önemi olan bir haberi verecek” heyecanı oldu. Ercan Duygu öğretmenim, bir gün sonra henüz yeni sayılan ( Sekiz ay önce açılan Bi Çorba ) mekânında öğle yemeği buluşması yapma önerisini dile getirince hemen kabul ettim. Daha önceleri olduğu gibi; görmüş, geçirmiş, yüzlerce deneyim sahibi olmuş ve binlerce öğrenciyi yaşama hazırlamış üç öğretmen, öğretici ile birlikte birkaç saat zaman geçirmek, kendi adıma harika bir şans…

   Hepimizden önce Ercan Duygu Bi Çorba mekânına gelmiş. Neredeyse her gün yanından geçtiğim ama yeniyi hemen kabul edemeyişimiz adına bir kez daha içsel bir sorgulama yaptım. Mekânın içindeki aile sıcaklığı, hizmet anlayışı şehrimizin eksik olan parçalarından birisinin geri dönmüş olabileceği fikrini Ercan Duygu ile paylaştım.

   Osman ve Buket çifti, iki genç ve idealist insanın, anne babalarıyla çıkmış oldukları hizmet yolculuğu şehrimiz için ayrıcalıklı bir kazanç… Her şey çürürken, yeni filizlere, koruluklara, ormanlara ihtiyacımız var…

   Ercan Duygu öğretmenim ile sohbet ederken Ümit Başyazgan ve Emin Dırak öğretmenlerimiz geldiler. Gönüllü buluşmanın heyecanı sürerken, antik uygarlıkların birbirleriyle ne çok birlikte olduğunu, sosyalliğin, kültürel yaşamın çok ileri seviyeye ulaştığını ayrı bir acı ve günümüzün ıssız yaşamlarını düşünmeden edemedim.

  Düşüncelerimi sofraya, Bi Çorba mekânındaki masadaki yerlerine geçen dostlarım; Ercan Duygu, Ümit Başyagzan, Emin Dırak ile paylaştım… Birlikte ve gönüllü bir irade içinde olmanın vakit geçirmenin karşılığı ister yemek, ister çay kahve olsun; sözcüklerin, komşulukların, akrabalıkların hızla birbirinden kopup, ayrı kıta’larda buzullara hapsolduğu bu zamanlarda, buna çok ihtiyacımız var…

    Şehir olarak, ülke olarak; birlikte olmanın erdemi; hele sanatsal, sosyal, kültürel ve toplumsal olaylar karşısında kendi enerjimizi, gücümüzü, gönlümüz ile zihnimizi bir özgürlük anıtı gibi kaidesine oturtmak; çok yüce bir duygu ve kalıcılık olmalı…

   Osman-Buket çifti ve ailesine, yemeklerine kattıkları insan sevgisi için teşekkürümü borç biliyorum. Hoş geldiniz bizim diyarımıza; HOŞ GELDİNİZ…

   Dostlarım; Ercan Duygu, Ümit Başyazgan ve Emin Dırak öğretmenlerime hatıralar ormanına bir gün daha katkı sağlama gönüllülüğü içinde olup, bir yerde kültür hizmeti öğreticiliğine kattıkları değer için ayrıca teşekkürlerimi sunuyorum…

   Bİ ÇORBA, mekanı nerede diye merak edenler olursa, Ortacami Mah.Mevlana Çk.Sk.No: 1 Süleymanpaşa adresine Bİ uğramalarını,yeni kapı aralamanın,yepyeni kültür deryası için çok faydalı bir şey olacağını söylemek isterim…

 Güven SERİN 

  






22 Şubat 2019 Cuma

SEN TÜRK DEĞİLSİN!








SEN TÜRK DEĞİLSİN!
----------------------------------

  Sevinilecek bir anlatı mı, yoksa üzülecek bir şey mi? Elbette, geçici egoyu, onurlanmayı bir kenara bırakırsak oldukça üzülecek bir şey; Türklüğümüzün farklı bulunuşu; bir türlü Mustafa Kemal’ ve arkadaşlarının yarattığı mucizenin karşılığı olarak, her daim farklı ülke insanları tarafından farklı algılanmamız…

 Sosyolojik, psikolojik ve trajik bir vaka… Bana bu seslenişleri yapan üç insan; üçü de farklı milletlerden. Türkleri öyle bir tanımışlar ki; bir sürü önyargı da bunun içinde dâhil; farklı bir insan karşılarına çıkınca, akıllarınca iltifat ve takdir etmek adına; “ Sen Türk değilsin!” diyorlar.

  İstanbul’da bir arkadaş buluşmasında bizle birlikte olan bir Rus vatandaşından duydum ilk olarak bu seslenişi. Sonra, Antalya Kaleiçi bir pansiyon işleticisi olan Silviya’dan ve Batum’da taksinin şoförü olan Roland da aynı seslenişi yaptı; “ Sen Türk değilsin!”

 Bu acayip seslenişte; benim Türklükte yerim yoksa hangi millete uygun görülüyorum? Bundan haber veren yok! Biraz öte taşırsak; dünyalıyım der geçersin… Her şey bu şekilde çözülse; herkes dünya milleti olmayı ilahi bir gönüllük içinde kabul etse; çoktan bütün sınırlarımı atardım.

 Böyle değil elbet! Yüzyıllara dayalı gelişim, değişim ve benzer yönlerimiz, bizleri bir milletin varlığı içinde var oluş yazgısını da beraberinde getirerek; nice büyük aşama ve sınavlardan sonra bu hissedişi yapar hale gelmişiz.

 Öyleyse; Türklüğü bu kadar yanlış tanıtan varsa; Milli Eğitimin, Turizm ve Kültür Müdürlüklerinin, Üniversitelerimizin oturup da ağlaması gerekmez mi? Marifet, kabalıkta değil artık! Marifet, yaşadığın ülkene, şehrine, kasabama, köyüne; onur, itibar katmakta! Öncü milletlerin geçtiği aşamalardan geçme; icatların, ilimin, sanatın, felsefenin de merkezinde bulunup onlarla birlikte yoğrulma…

 Bir iltifatı bu kadar trajik kabul edeceğimi bilemezdim. Bir onurlanma değil, bir acı çekme gerçeği; Ben Türküm; varlığımı ilk hissettiğimde, Türklüğü gönüllü sevmemde ki en güzel öncüler; Dedelerim, ninelerim, teyzelerim, amcalarım ve dayılarım.

 Dünyaya geldiğim kerpiç evlerde, onların bitişiğinde bir de hayvan ahırımız vardı. Çırağımız için Kürt Mehmet derlerdi. Dedemin ve babamın ilk işi; annem ile nineme; Kürt Mehmet Amcanın yemeğin hazır mı? Odası temizlendi mi? Suyu gitti mi? Bu öğretiler, güzellikler, diğer insanlara verilen değerler, dönemlerdir beni Türklüğe kucak açtıran.

 Bir de sonsuza kadar yaşayacak ruhumun, kabul ettiği değerler var; genlerde saklı. Geçmişe utanarak değil; bu büyük arayışın göçlerine, her milletin yüce sevdaları, acıları, coşkuları ve kırılma anları olarak bakıyorum.

 Türklüğü onurlandıran en büyük Türk'e de büyük bir hürmet besleyerek; Mustafa Kemal ATATÜRK'E…

Güven Serin