Goethe etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Goethe etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Ekim 2025 Cumartesi

FAUST

 

                           ŞEYTANLA MODERN PAZARLIK

   Goethe’nin Faust eseri, sanki yıllarca içinde akademik çalışma yapmışım gibi, amatör eğilimimin tam manasıyla odağına oturmuş başyapıtlardan birisidir. Tıpkı, Cervantes’in Don Kişot’u gibi…

  Faust, belki de modern insanın kendi açmazlarını ve arayışını anlamak için başvuracağı ilk kaynaklardan birisidir.

  Edebiyatın ölümsüz zirvelerinden biri olan Goethe’nin Faust’u,her çağın insanın kendi ruhunun röntgenini çeken sihirli bir aynadır.Bilginin sınırlarına ulaşmış ama hayatın özünü kaçırmış Doktor Faust’un,ruhu karşılığında kendisine sınırsız haz ve deneyim vaat eden şeytan Mephistopheles ile yaptığı anlaşma…Görkemli ve trajik bir hikaye,19.yüzyılın tozlu sayfalarından çıkıp 21.yüzyılın dijital dünyasında-labirentlerinde,ofis-işyeri,alışveriş merkezlerinin gölgesinde ve akıllı telefonlarımızın ekranlarında yeniden hayat buluyor.Sadece karakterler ve sahne değişti.O büyük anlaşmanın günümüzdeki yansımalarına bakalım.

   Doktor Faust’un trajedisi, her şeyi bilmenin getirdiği derin tatminsizlikti. Kütüphanesindeki binlerce kitaba rağmen hayatın coşkusunu, aşkın ateşini, anın saf hazzını tadamıyordu. Bilgiye doymuş ama bilgeliğe açtı.

   Bugünün,21.yüzyılın modern Faust’u kim mi? O,biziz. Cebimizdeki küçük cam, metal kutularla tüm insanlık tarihinin bilgisine saniyeler içinde ulaşabilen, dünyanın öbür ucundaki bir olayı anında öğrenebilen, yüzlerce “arkadaşa” ve binlerce “takipçiye” sahip modern bireyiz. Ancak bu bilgi bombardımanı altında ne kadar bilgeleşebildik? Sonsuz bir içerik akımına maruz kalırken, dikkat süremiz kısalıyor, derinlemesine düşünme yetimiz köreliyor. Faust gibi “her şeyi biliyor” ama bir dost meclisindeki sıcak sohbetin, bir sanat eserinin karşısında huşu içinde durmanın veya sadece hiçbir şey yapmamanın getirdiği içsel huzuru hissedemiyoruz. İçimizdeki bu boşluk, bu anlamsızlık hissi, şeytanın kulağımıza fısıldaması için en uygun ortamı yaratıyor.

  Goethe’nin Mephisto’su, somut bir varlıktı; pazarlık yapar, kanla sözleşme imzalatırdı. Günümüzün Mephisto’su ise çok daha sinsi, soyut ve her yere sinmiş durumda: O, bize anlık tatmin, kolay şöhret ve zahmetsiz başarı vaat eden sistemin ta kendisidir.

  Sosyal medya sunumları-paylaşımları,”beğeni” ve “paylaşım”larla ruhumuzu okşayan yeni Mephisto’dur. Bize der ki: “Neden yıllarını bir zanaatla ustalaşmaya harcayasın ki?”Bir dakikalık bir videoyla milyonlara ulaşabilirsin.”Bize fısıldar: “ Neden zorlu ve sancılı bir kendini tanıma yolculuğuna çıkasın?” İşte sana benzeyen insanların olduğu bir ‘yankı odası’,burada kendini güvende ve haklı hissedeceksin.”

  Bu yeni şeytan, ruhumuzu kanla imzalanmış bir sözleşmeyle değil, her gün “ kullanım koşullarını kabul ediyorum” butonunu tıklayarak parça parça satın alır. Mahremiyetimizi veri karşılığında, sabrımızı anlık eğlenceler karşılığında gönüllü olarak teslim ederiz. Toplum, derin bağlar kuran bireylerden, bir sonraki “trend-eğilim”e kadar birbirini izleyen koşuculara dönüşür.

   Faust eserinin en can alıcı dersi belki de sonundadır. Dr.Faust tüm hastalarına, zaaflarına ve Mephisto ile yaptığı anlaşmaya rağmen, son anına kadar “ çabalamaktan” vazgeçmediği için kurtuluşun bir aşamasına erişir. Onun kurtuluşu, kusursuzluğunda değil, bitmeyen arayışında, daha iyiye ve daha güzele duyduğu o insani özlemde gizlidir.

   İşte günümüzün şeytanı anlaşmasından çıkış yolu tam da bu noktada beliriyor. Mephisto’nun bize en tehlikeli zehir, “çabalamaktan vazgeçme” illüzyonudur-yanılsamadır. Kolay olanı, hazır olanı, algoritmanın bize uygun gördüğü pasifçe tüketmeyi önerir.

  Panzehir yine Faust’un ruhunda gizlidir. Bir saatliğine telefonu kapatıp zor bir kitabı anlamaya çalışmak. Bir “like” ,”beğeni” uğruna değil, sadece yaratmanın saf keyfi için bir şeyler çizmek, yazmak, beslenmek.

Popüler görüşleri tekrarlamak yerine, rahatsız edici bile olsa da kendi hakikatimizi aramak.

Sanat kalabalıkların sahte alkışları yerine, bir insanın gözlerinin içine bakarak gerçek bir bağ kurmak.

   Mephisto, cebimizdeki ekranda bize sonsuz vaatler sunarken, içimizdeki Faust’un o doymak bilmez arayışını ve çabalarını iradesini canlı tutmak zorundayız.

  Aksi takdirde, ruhumuzu sattığımızın farkına vardığımızda, geriye ne haz kalır ne hayat. Sadece Mephisto’nun o alaycı kahkahası…

 Güven SERİN 

   



26 Nisan 2019 Cuma

GÜNLER UZAMAYA BAŞLADI




GÜNLER UZAMAYA BAŞLADI
-------------------------------------------------

 21 Aralık gününün gecesi sonrası; günün krallığı başlıyor. Şairin ölüm döşeğinde perdeleri açtırma çabası sırasında; “ Daha fazla ışık!” diye seslenişinin karşılığı gibidir gün ışığı. Güneşin bedenimizle birlikte ruhumuza sızmaya başlamasıyla ısınmaya, ışımaya başlarız.

  Kuzey ülkelerinden ülkemize gelip de burada yaşamaya karar veren insanların ülkemizde bulduğu en önemli faydalardan birisidir güneş ve gün ışığı. Akdeniz, Ege; kasvetli gökyüzünden bıkmış bir sürü Avrupa, Asya insanına ev sahipliği yapmaktadır.

 Her şeyi bol bulduğumuz için; güneşin, denizin, ormanlarımızın ve tarihi kentlerin de farkında olmadan geçen bir sürü can sıkıcı hayatın içinde günleri doldurmaya çalışıyoruz! Ne hazin bir süreç…

  Günler uzamaya başladı! Daha çok gün, daha çık ışık demek… Niçin; daha çok şiir, tiyatro, kitap, seyahat anlamına da gelmesin?

  Niçin, daha çok hoşgörü, yardımlaşma ve yeşil anlamını da taşımasın? Şairler, yüzyıllar öncesinden başlamışlardır yaşadıkları yerlerde ki halklarını uyarmaya. Nicesi gibi her dokunuşlarında saf gerçeğe; taşlanırlar, kayıpları, kurban durumuna düşmeleri de göze almışlardır.

 Bunlardan birisi; Sabahattin Ali; ölümü halen bir sır gibi saklanmakta, her ne şekilde olduysa, bir türlü halkın gözleri önüne serilmedi. Diğeri de Nazım Hikmet’tir. Vatan, millet hasretiyle dizelere dokunan şair…

 İşte onun şiirlerinden birisi; her devir, kendi doğrusunu uyarısını yapacak, yapmaya devam edecek;

Ve bu dünyada, bu zulüm, senin sayende.
Ve açsak, yorgunsak, alkan içindeysek eğer
Ve halen şarabımızı vermek için üzüm gibi eziliyorsak,
Kabahat senin, demeye dilim varmıyor ama
Kabahatin çoğu senin CANIM KARDEŞİM!

  Işık, daha fazla ışık, diyordu şair. Eli sevgilisinin elinde, yaşı çoktan sekseni bulduysa ne olmuş? Ölüm döşeği, ışığı görmesine, duymasına engel mi olurmuş hiç?

Güven Serin