KRALİÇE MACHLİ ÖLDÜ
Yumuşak bir döşek olmadan,
İçimi kurutan ayazdayım,
Karlı rüzgârların ağzındayım…”
Güven SERİN
İyi ve kötü diye nitelemekten vazgeçtim! Az veya çok; kandırmacalarına ayak uyduramadım! Özgürlüğü,sınırsızlığın cahilliği olarak göremiyorum! Arayışım odur ki, milyarlık insanın milyonluk kültürlerine açım ben! Bulunduğum yeri sürekli eşeleyip bataklık yapmak yerine, ilerlediğim yerleri patikaya çevirip, insanlığıa doğru küçük adımlar atmanın heyecanını arayan bir gezginim ben.
KRALİÇE MACHLİ ÖLDÜ
Yumuşak bir döşek olmadan,
İçimi kurutan ayazdayım,
Karlı rüzgârların ağzındayım…”
Güven SERİN
TEKİRDAĞLI MEHMET PAŞA
İspanyolların nasıl
ki yiğit şövalyesi
Mıguel De Cervantes’in beş yüz yıl önce yazdığı, yüzyıllardır okunan, ülkelerin sınırlarından içerlere giren bir kahramandır Don Kişot. Onun üzerine bindiği beygiri, dünyanın en sıska, en zayıf ve hastalıklı hayvanı olsa bile, yiğit Don Kişot’un gözüne en asil at olarak görünürdü Rocinante isimli at.
Don Kişot’un sevdası, şövalye romanlarına aşırı düşkünlüğünden gelir. Bu düşkünlüktür onu serüvenden serüvene iten şey. Tıpkı, şövalye romanlarında olduğu gibi o da bir kahraman olmaya ant içmiş, her şövalyenin bir atı ve bir de sevdiği kadın olması gerektiğine inanmıştır. Hiç bir zaman görmediği ve aşırı çirkin olan bir kızı, düşlerinde dünyanın en güzel kadını olarak kabul etmiş ve ona soylu bir hanıma yaraşacak bir isim bulmuştur; Tobosolu Dulcinea.
İspanya’da doğmuş bu kahraman şövalyeye karşılık gelecek ve bizim şehrimizde yaşayan bir başka kahramanı siz okuyucuya sunmak istiyorum. Tekirdağlı, Hazinece Başı Mehmet Paşa’yı! Halk arasında; “ Egzozcu Mehmet “ olarak bilseler de, onun şövalyelere yakışır hazine merakı, dillere destan olmaktan çok öte, filmlere, romanlara dahi taşınacak cinstendir.
Mehmet Paşayı bilmeyenler çabucak onun düşleri içine gerebilirler. Matematik bilimine taş çıkartacak zekâsı, tiyatro sanatına rakip olacak kurmaca-larıyla birden bir başka evrene çeker sizi. Onun hazinleri tılsımlı olup, ancak o tılsımı ona gaipten gelecek yetki ile kendisi tarafından açılacağına o kadar çok inanmış görünür ki, onun serüveni; anlattıklarını dinledikten sonra sarhoş olmanız, birden o esrarengiz dünyanın içine girmeniz kaçınılmazdır. Öyküsü bitince, kendinize geldiğinizde bu işin hangi tarafında olduğunu bir türlü anlayamazsınız.
Mehmet Paşa öyle bir anlatıcı rolüne girer ki; gerçek ile düşlerin tam da kesiştiği yerde bulursunuz kendinizi. Bir tarafı tamamıyla hayal dünyası! Bir tarafı apayrı bir komedi ve gerçeğin aldanış mı yoksa aldatış tarafında mı olduğunun şaşkınlığı içinde yanından uzaklaşırken onu da, Don Kişot kadar maceracı ve zeki bir insan olarak aklınıza not edersiniz.
Don Kişot; yani
namıyla anılan
Onun kendine gelişinin en yüce sahnesi; ölüm döşeğinde, yapmış olduğu son konuşmada gizlidir. Büyük ustanın-yazarın; insanlığa mirasıdır o konuşmanın ana fikri…
Tekirdağlı Hazinece Mehmet Paşa’nın öyküsü ise Tekirdağ sınırları içindedir. Tekirdağ’ın kırsal arazilerinde gömülü ve tılsımlı olan hazinelerinin koruyucu yiğit şövalyesidir o.Don Kişot gibi bir ata-beygire ve seyise hiçbir zaman ihtiyaç duymamıştır. Onun en değerli binek hayvanı kendi ayaklarıdır. Hiç üşenmeden bütün yaz ve sonbahar kırlarda dolaşır. Nafakası, geçim kaynağı; doğanın ve diğer insanların çok eski zamanlarda ektikleri, terk ettikleri bahçelerdedir.
Bütün gün gezer, dolaşır, yorulur, emek harcar ve bir insanın bir günlük yevmiyesini çıkartır. Sanırsınız ki o para onun için çok önemlidir. Tıpkı Don Kişot gibi paraya asla önem vermez. Don Kişot’un düşlerindeki sevgilisi, eşsiz kadını gibi onun da sevdiği, önemsediği kadınlar vardır. İşte bütün serveti bu kadınlar içindir. Bütün yorulmaları, emeği, didinmesi; kendine ait hiçbir malı mülkü olmamanın ezikliği, yoksulluğu hiç görünmez onun üzerinde.
Baba mirası kalan miras hakkı bile Don Kişot’un serüvenlerinde harcadığı altınlar gibi birkaç ay içerisinde suyunu çekmiştir. Bitmeyen, tükenmeyen en değerli hazinesi; düşlerindeki tılsımlı olan Tekirdağ’ın kırlarında, çataklarında gömülü hazinelerdir.
Meraklıysanız hazineye ve serüvene; Don Kişot’u okumanın yanında halen yaşayan yiğit ve şehrimizin kıvrak zekâlı paşasına da yaşarken tanıklık etmenizi isterim. Bildik bütün koşulları nazikçe bir kenara bırakarak izlemelisiniz; elinin tersiyle bildik bütün unvanları, mülkleri, alışkanlıkları bir kenara atıp, kendi düşünü yaşayan bir insanı…
Don Kişot’u nasıl tüm dünya önemsiyorsa, Tekirdağlı Hazineci Mehmet Paşayı da öyle önemsiyorum. Yüz binlerce insanın korkularını, bıkkınlıklarını taşımayıp, kendi kayıplarını bile mizah, komedi ve trajedi sanatıyla yoğuran yiğit insanı; Tekirdağlı Hazineci Mehmet Paşayı saygıyla selamlıyorum…
Not; Sözümüz meclisten dışarı dostlar; sürçü lisan ettiysek affola…
SUÇLAYICI
GELDİ HANIM!
(
Karpman Dramı-Üçgeni )
Her şeyin büyüğünü yapmaya meraklı hükümet; maaşların en büyüğünü veremiyor emeklisine. Her şeyin en büyüğü ile övünen siyaset; en büyük huzuru; suç işlenmeden geçecek bir günü, bir ayı, bir yılı veremiyor…
Bilimin nimetlerini, sosyolojinin, edebiyatın, sanat dallarının iksirlerini damla damla içmeye koyulmak; kimsenin bize borçlu olduğunu düşünmeden, kendi kurtuluşumuzun kendi ellerimizde olduğunun bilincine sımsıkı tutunarak…
SON SÖZÜ GENÇ KADIN SÖYLEDİ
Karlı, buzlu bir Tekirdağ Süleymanpaşa gününde, bir faaliyet, bilgi için birkaç km uzaklıkta bulunan özel hastaneye gittim. Doktor hanımın ameliyatta olduğunu, yarım saat beklemem söylendi. İsteyip de bulamayacağım bir fırsat; hastaneler, insana dair çok şeyleri anlatır ve ben bunları oturduğum yerde gözleme, izleme ve irdeleme fırsatı bulmuşken, heybeme doldurmaz mıyım hiç?
ŞEKSPİR (
SHAKESPEARE) ve HAMLET
( Üst
Tarafı Sessiz Bir Dünya )
Kolay yaşamayı seven insanlık, kolay sözlere, hazır sloganlara tutunmayı sever. Toplumumuzun büyük çoğunluğuna edebiyat nedir? Diye bir soru yöneltsek, art niyetsiz bildik şu cevapları verirler; “ Gereksiz, boş sözler…” Bu yüzden, arkadaşlar veya insanlar kendi aralarından gerildikleri birbirini suçlayacakları zaman; “ Bana edebiyat yapma!” diye seslenip karşıdaki insanın canını acıtmak isterler.
Ver Allah aşkına…(Kalkıp kupayı alır ve düşer.), ( Hamlet, ölmek üzere son sözlerini fısıldar)
Bak, canım Horatio
Kimseler bilmez olanları,
Ne berbat bir ünüm kalır dünyada benim!
Yüreğinde bir yerim varsa,
Geç git biraz gideceğin cennete,
Biraz daha katlan bu kötü dünyamıza
Benim hikâyemi anlatmak için.”