Wikileaks'ın Eteğindeki Taşlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Wikileaks'ın Eteğindeki Taşlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Aralık 2010 Çarşamba

WİKİLEAKS'IN ETEĞİNDEKİ TAŞLAR

Kamera; Güven   Küçük Çamlıca
Gökten yağan binlerce belge, milyonlarca dolar
beni heyecanlandırmadı. Biliyorum ki bunlar
insanlığın, tabiatın daha iyi bir duruma gitmesi
adına değil; oyun içinde oyunlar adınadır...
Bu yüzden tabiata inanmışlığım, insana inanmışlığımın
hep ötesinde olmuştur...

WİKİLEAKS’IN ETEĞİNDEKİ TAŞLAR



 Osmanlı İmparatorluğu zamanında yaşanmış bir hikâye; Yeniçeri sokakta yakaladığı Yahudi’nin yakasına yapışarak; Vay, siz İsa’yı Haça gerersiniz ha… Yahudi; Aman efendim bin yedi yüz yıllık mesele bu… Kendini kurtarmak isteyince Yeniçeri; Neme lazım ben yeni duydum, demiş.

 Şimdi her yanda Wikkileks belgeleri konuşuluyor. Politikacılar arasındaki ilişkilerden devletlerarası ilişkilere kadar ne ararsanız var. Renk, ses, gizem, macera, heyecan ve büyük döngünün büyük hatırına büyük paralar var… Bu ilişkileri kim bilir kaç yıldan bu yana takip eden, bilenler vardı da bizim gibi kulağı ağır işitenler yeni duyduk.

 Ülkemiz içinde, siyasilerimiz, bakanlarımız, başbakanımız için de iddiaların iyi tarafları da var, inanılmaz tarafları da var. Bu belgelerin iyi ve olumlu taraflarını herkes sahiplendi bile. Gazeteciler bile harika yorumlarıyla iyi tarafını görmek isteyen iyileri yüceltip, kötü tarafını görmek isteyenler; kötüleri yüceltecek. Acaba herkesin bildiği ama diplomasi oyunu altında bilinmezden gelinen bu belgeler, şimdi neden çıktı ortaya? Bunun adı sızdırma! … Dünyaya meydan okuyan, bu uğurda büyük paralar harcayan ABD, bu belgeleri sızdırma gibi saflık uykusuna yatar mı? Diyelim ki yattı; kendi diplomasisi de zarar görecek; istenseydi önlenemez miydi?

 İster sızdırma olsun, isterse çok özel bir oyunun senaryosu olsun; bu belgeler aylarca oyun meraklısı ülkelerin eğlencesi olacak. Kimisi erdemli bir mücadele gibi bu belgeleri lanetleyecek, kimisi de bu sızan, birçok insanın bildiği ama bizim bilmediğimiz belgelerin ülkemizi ilgilendiren kısımları için; vay be! Diyeceğiz…

 İddia diye, bu ülkede yüzlerce insan tutuklandı. Çoğunun meslekleri de önemli derecede önem arz ediyor. Çoğu, ülke insanı gözünde güvenilirlikte öne çıkmış isimler olmasına rağmen birtakım iddialara kulak verip tutuklandılar. İçeride ölenler, hastalananlar oldu. İçeride kitap yazanlar, vicdanları, adalet duyguları mum gibi eriyenler oldu. O zaman, bunu bir tarafın soylu medyası çok gerekli bir temizleme operasyonu gibi yutturup, bugün için bu iddialar karşısında dut yemiş bülbül kalıyorsa; onların gazeteci vicdanları tartışılır…

 Şimdi daha yeni başlayan sağanak zannediyorum ki her bulutlu havanın ardından ülkelerin, ülkemizin üstüne dökülecek. İddia nereden gelirse gelsin; ülke ve ulus güvenliğimizi ilgilendiriyorsa, adil ve adaletli değil, kanunlara haykırıysa; bu iddiaların üstüne gidecek kahraman savcılar çıkacak mıdır acaba?

 Deniz Feneri gibi gerçek belgeler ile ispatlanan ve inanılmaz yolsuzluğun ışık saçtığı, gözlerimizi alan ışığın üzerine gitmeyen, gidemeyen adalet; şimdi Wikileaks’ın muhteşem iddiaları üzerine gidebilecek mi?Ne dersiniz dostlarım; bu iddiaları önemseyen muhalefet partilerimiz, bu işin suyunu çıkarmadan gerçekten halkı, devleti için bu belgelerin gerçekler ile yüzleşmelerine yardımcı olabilecekler mi?

 Şu anda parlamentoda bulunun MHP başkanı Sayın Bahçeli yine bir sürpriz yapıp bu belgeler üzerinden siyaset yapmayacağını söyledi. Peki, bunca kavga, bunca küfür, neyin üzerinden yapılan siyasetti? Sayın bahçeli siyasi heyecanını o kadar çok hissetmiş ki öyle çabuk karar veriyor ki, yaptığı yapacağı her şeyi bir anda allak-bullak ediyor. Aynı önceliği, aynı heyecanı Cumhurbaşkanı seçiminde yapıp, şu anki karamsarlığın, ayrışmanın tarafında oy kullanmışlar sonra da en fazla bağıran, kızan insanlar onlar olmuştur.

 Wikileaks’ın eteğindeki taşların sayısı yüz binleri aşıyor. Sayın Başbakanımız da taşlar döküldükten sonra toptan konuşacakmış. Malum; etekteki taşların büyüklük ve küçüklüğüne göre strateji belirlenecek.

 Alman şair ve yazar Goethe Berlin’e yaptığı bir ziyarette(1778) “sanki buradaki her şeyin kral tarafından işletilen büyük bir makine ve bu makinede her bir bireyin iradesiz bir çark olduğu.” izlenimine kapılmış. İradesiz bir çark…

 Şimdi binlerce belgenin binlerce iddiası sadece bizim ülkemiz, bizim siyasetçilerimiz, bizim iktidarımız için yolsuzluklar adına uykular kaçıracak. Acaba borçlanma, borç ve alacak telaşına düşmüş ve gerçek mutluluğu kendinde, kendi üretiminde aramayan değerli halkım Goethe’nin 1778 yılında Berlin’de gördüğü iradesiz bir çark haline gelen insanlar topluluğundan bir farkı kalmış mıdır? Ben bunu, bu belgelerden önce de düşünüyor, bu belgelerden sonra da düşüneceğim gibi geliyor…

 Ne halkın iradesinin, ne devletin adaletinin sağlıklı işlediğin söyleyemem. Eksik bir şeyler var. Hangi devlet kurumunun hasırını kaldırırsanız kaldırın; gerçeklerin tozu-dumanı ve kasırgası ile yüzleşeceksiniz…

  İradesini üretmekten çok tüketime, ilerleyen bir ekonomiden çok borçlanarak büyümeye ayırmış değerli halkım; hiçbir hasırın kaldırılmasına güçlü bir dayanışma mücadelesi veremez. Çünkü kendi küçük ve eski hasırlarımız bile tozlanmış, kirlenmiş…

Güven