AZİZ ATEŞ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
AZİZ ATEŞ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Kasım 2023 Cuma

DÜNYA GENİŞ,ODAM DAR


Kamera; Güven

                                                  DÜNYA GENİŞ ODAM DAR

          ( Kepirtepeli Aziz Ateş )

      1 Ekim 2010 günü telefonum çaldı. Arayan Aziz öğretmendi. Kötü haber tez duyulur sözüne uygun bir haber verdi; “ Hastanedeyim. Şu teşhis konuldu. Birkaç gün içinde ameliyat olacağım. Yanında kâğıt kalem vardır. Bir şiir yazdım hastane odasından.” Dedikten sonra dört mısralık ve belki de hastaneden sonra geriye kalan 8 yıl 4 ay ve 17 günlük yaşamını anlattığı şiirini okudu;

 “Dünya geniş

 Odam dar

 Selimiye minarelerinde

 Kuşlarla randevum var.”

     Ekim 2010 tarihinden olduğu ameliyattan sonra neredeyse 2018 yılının Ocak ayına kadar hastanelere gidip gelmenin ve Kepirtepeli Aziz Ateş’in 25 yıllık dostluğa bıraktığı izlerin anılarını tekrar ve tekrar anma, hatırlatma enerjisine çevirip yine yazıyorum…

   Hastalıklar, kazalar, deneyimler, edinilen tecrübeler en sonunda kıymetli bir hazineye dönüşüyorlar. Tat almanın başka çaresi yok gibi! Binlerce sorun, Albert Camus’un kahraman olarak gördüğü mitolojik karakter Sisifos’un taşıdığı o büyük yük-kaya gibi hepimizin kayaları, yükleri olduğu, bu yüklerle baş etme biçiminin bizi yaşama bağladığını anlatması, ayrı bir insan gerçeği ve yolculuğudur. İnsanın dönüşüm, evrim yolculuğu böyle bir gizem taşıdığı bellidir.

  Büyük uygarlıklara bakarsak, onların yok oluşları ve bitip tükenmeyen savaş çığlıkları, kralların dopdolu hazineleri; hepsi, dönüşümün kurbanı ve boşluğa bırakılan bir zerre toz parçacığının karşılığı bile olmayacakları kadar küçük şeyler: -Sonsuz evrenin 4,5 Milyar yaşındaki gezegeni dünyamız için…

   Kepirtepeli Aziz Ateş ile yapmış olduğum dostluğun karşılığı, fikir ve yazı insanı için ayrı değer, insaniyet ve sosyallik adına apayrı değerler, zenginlikler taşıyor.

  Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun öğrencisi olan Fikret Otyam’a “Hoca nasıl biriydi?” Sorusuna öyle içten ve öyle sevgi dolu cevap verir ki; “ Hocanın hangi iyi yönünü anlatayım? Bizim için çok değerliydi.” Sözlerinden esin kaynağı yapmak ve Aziz Ateş’in bilinmeyen yönlerini yazı yaşamım devam ettiği sürece aktaracağım, anlatacağımı vurgulamak isterim.

  İyi, güçlü bir belleğe sahipti. Ezberinden yüzlerce fıkra, mani ve türkü sözünün yanında türkülerin hikâyelerini de bilirdi. Şiire tutunmuş olsaydı, tıpkı yukarıda, hastane odasından yazdığı dört dize gibi çok önemli ve şiire aç insanlara besin sağlayacak, ilham verecek şiirler yazabilirdi. Ama yazmadı, yazmak istemedi…

   Ancak, ayda yılda bir tane olan ve ölmeden 8 yıl önce yazdığı şiiri son günlerde aklımdan çıkmaz oldu. Sanki o küçük, dar odada sıkışıp kalmış ve dünyanın uçsuz bucaksız genişliğini, evrenin sonsuzluğu ile birleştirmiş bir halde dokunuyordu ruhuyla birlikte şiirin tellerine.

   Ölüme 8 yıl 4 ay 17 gün kala yazılan bir şiir. Mimar Sinan’ın ustalık eserim dediği Selimiye’nin minarelerine gelen kuşlarla buluşma vakti,17 Şubat 2018 sona erdi ve:

—Uçtu kuşlar kim bilir hangi göklerin derinliklerine doğru…

  Yaşamış ve yaşayan tüm öğretmenlerimizin zamana yayılan bütün günlerini kutluyorum; KUTLU OLSUN…

 Güven SERİN 

 


 

 

 

 

  





 

18 Temmuz 2023 Salı

KİLİTTAŞI TÜRLER

 

İnternet

                                             KİLİTTAŞI TÜRLER

  Dünya değişiyor, dönüşüyor. Şu zamana kadar edindiğimiz bilgilere göre dünya beş büyük buzul çağı yaşamış. Beş büyük kıyamet ve yok oluş öyküsünün kıyıcığından geçmiş…

  İzmir Agora Antik Kenti gezimizi yıllar önce yaptık. Bu gezide bana eşlik eden rahmet ile andığım Aziz Ateş, Aziz Öğretmen de vardı. Şanslı bir günde, gezi sürecindeydik. Neyi planladıysak onları gerçekleştirdik.

   Çok duyarlı İzmir gezimiz içinde sadece, Antik Agora Kenti yoktu. Arkeoloji Müzesi, Atatürk Evi, Konak Öğretmenevi’nde yılların dostluğu Ali Boylu ile buluşma. Alaçatı bölümünde yazar Mehmet Culum’un misafiri olma ve Çeşme bölümü…

  Gezilerin olmasa olmazı antik kentler, antik yollar-yürüyüşler ve gidilen, gezilen şehrin gece yaşamına dem salan sanatsal faaliyetler ( tiyatro, opera, konser ) antik dünyalarında, vadilerinde, dağlarında dolaştığınız şehrin sanatsal etkinliklerine, bir parça sosyal alanlarına, orada yaşayanlarla etkileşime geçilen her vakitte şunu anladım; şehir sizi adeta kutsuyor, bağrına basıyor…

   İzmir Antik Agora şehri ile öyle buluşma oldu. Bizim şansımıza orada bulunan, kazı ve onarım ekipleriyle sohbet etme imkânımızı da oldu. Kazı bilim insanlarından birisi, sorduğum sorulara cevap verirken, tam da karşımızda duran büyük kemerli yapıyı gösterdi:

—Kemerli kapının ortasında duran şu taşa iyi bak!

—Evet

—Onun ismi kilittaşıdır. Bu kemeri ayakta tutan, yükü dağıtan, dengeleyen odur.

   Küçücük bilgi bile viran halde bulunan kentler konusunda daha duyarlı olmamızı sağladığı gibi, bağ kurup bağlanma da başlıyor. Çünkü insanı sadece mimari, antik yapıların gizemi, geçmişi çekmiyor, onların öyküleri, oluşumları, onlara dokunan ellerin ustalıkları, matematik, fizik bilgileri de çok önemli hale geliyor.

  Belgesel dünyası izleyiciliğim çok eskilere gidiyor. Bu alandaki gelişmeleri yıl yıl, ay ay takip etme fırsatım oluyor. Çok yollar alındığı gibi, belgesel alanında inanılmaz emekler, yapıtlar harcanıp ortaya kondu ve konmaya devam ediyor.

  Doğal yaşamda da kilit taşı canlılar olduğunu doğa bilimcileri tarafından öğrenince hem şaşırdım hem de doğanın muhteşem duyarlılığı, dengesi, matematiği karşısında hayran kaldım…

   Peki, ama kilit taşı, yani anahtar hayvanlar yok olursa ne olur? Yapının abidevi yükünü planlayan, ayakta tutup, tüm yapıya dağıtan kilittaşının yok olması gibi yapı çöker, yok olur. Eko sistem, oradaki doğal, sağlıklı ve zengin yaşam da öyle…

   Hayvanlar dünyası içinde de üst yırtıcılar tam manasıyla kilit taşı durumunda. Yırtıcılar azalınca veya yok olunca otobur canlılar çoğalıyor ve yaşadıkları yeri çöle çeviriyorlar. Yani eninde sonunda kendi yaşamları da son buluyor.

  Tabiat öyle bir denge kurmuş ki, bilim insanlarını ister istemez şaşırtıyor, büyük derin saygı ve sevgi duymalarını sağlıyor. Aklı olan, yaşamdan tat alıp onunla bağ kuran her canlı, insan dahi doğa ile iyi geçinmeyi, ona büyük ve derin saygı duymayı, en üst yasa kabul ediyor.

   Doğanın öfkesi diye bir şey yok. Sadece, muazzam dengeleri var. Yapılan deneyler sürüyor. Sürecekte… Eko sistemi yok olmuş, adacıklar veya özel alanlarda, büyük bir özenle çalışma sahası yapılıyor. Oranın doğal canlıları tekrar getirildiği zaman, oradaki yaşamın capcanlı sağlıklı hale geldiği, gezegenimiz adına bilim insanlarını umutlandırıyor, sevindiriyor.

  Küçücük canlılar; Asker Karıncalar da kilittaşı hayvanlardan. Nasıl? Diye düşünebiliriz! Oradaki diğer karınca cinslerini, milyarlarca sayılara ulaşan küçük canlıların doğayı yok etmesini dengeleyen, engelleyen, Asker Karıncalar, gezegen içi çok büyük denge… Arılar gibi, kurtlar gibi…

  Ganoslar, Trakya bölgemizde kilit taşı tür olan kurtları, yok ettiğimizde yerini ne doldurdu dersiniz? Aşırı üreyen domuzlar tarım alanlarına büyük zarar verdiler. Bu sefer kurtları tekrar getirme çalışmaları başlattık. Ama tam manasıyla doğayı anlama, anlatma bilincimiz, bireysel olarak da akademik olarak da öne çıkmadı…

 Güven SERİN 

  

 


16 Şubat 2019 Cumartesi

KEPİRTEPELİ BİR ÖĞRETMEN;AZİZ ATEŞ


Kamera; Güven -Tekirdağ




Kamera; Güven 



Kamera; Güven
Ayvalık Ekbir Tesisleri




İzmir Diyarı



Ahmet Adnan Saygun Sanat Merkezi



İlmik ilmik yaşam kokan;
o kıyıdan diğerine vuran duygular;
kendi kendisini törpülemek ne zor şey;
insanın kendisini...


"Öyle bir yerdeyim ki;öyle bir yerdeyim ki;
bir yanım maviyosun dalgalanır sularda." 


Kamera; Güven AGORA-İZMİR

"Dostum dostum;güzel dostum;
bunu beter çizgidir bu;bu ne çıldırtan
denge..." 




 KEPİRTEPELİ BİR ÖĞRETMEN; AZİZ ATEŞ!
-------------------------------------------------------------

  Anılarımız, hatıralarımız belki de daha bir insan olmamız yolunda en iyi rehber görevi yapmaktalar. Bir haber okumuştum yakın zaman önce; iyi anılara sahip olanların, moralleri çok daha iyi olduğu üzerine.

 İyi anı fikrinden tam olarak ne kastediliyor bilmem! Anladığım şey; eğlenceli hayatı olan insanların daha verimli olduğudur. Yakın çevremde başarılı, mutlu olan insanlar biliyorum. Kaybedişlerden daha fala kazanmalar; aklın ve duyguların hassas dengesi, o muazzam yaşam terazisinde dengeye ulaşıyorsa sorun yoktur.

  Aziz Öğretmen deyince, ne çok türkü, fıkra geliyor akla! Türkülerin, sanat müziklerinin hikâyesini bilmek ondaki o büyük duygu selini tetikleyen mavi gözlerini puslu hale getirmek demekti…

 Bir yola; yolculuğa çıkmıştık 3 Haziran 2009 günü. Tekirdağ’dan İzmir’e, Alaçatı, Çeşme’ye doğru. İzmir’de Konak Öğretmen Evinde arkadaşım Ali Boylu ile birlikte bir akşam yemeğinde; sözden söze yelken açmıştık.

 Onun zorlamasıyla otobüsün bir ve iki numaralı koltuklarına bilet almıştık. En önde oturmasını, ovalara, dağlara; kırlara bakınmasını seviyordu. Belki de Karabezirgan Köyü, oradaki özgür kuzey esintisi, kırlarla iç içe Kepirtepe’de ki öğretmenlik eğitimi; zanaat ve sanata yakınlık onu duyarlı, bol hissiyatlı yapmıştı.

  Kıyıdan kıyıya vuruyordu Kepirtepeli Aziz Ateş’in sevinci. Bacadan bacalara tüten bir odun ateşiydi… Kıvılcımları çok netti. Sert görünüşü, duyarlılığı diğer insanlara karşı bir duvar örgüsü yapmıştı. Biraz zahmete girmek gerekliydi; onun duvarlarından içeri girmek için. O bunu seviyordu; Kepirtepeli olmanın zahmetli yolculuğu sonunda marifetli bir insan olmak…

 Zordu zor olmasına; bir kâşif olana izin verirdi buzdağının altında kalan o engin tarafını görecek olana. Bazen bir çocuğun onu ikna edeceği kadar şefkat yeterli; kilidi olmayan bir kapının hemen ardındaydı.

 Ayvalık yakınlarında otobüsün verdiği mola yerinde; yeşilin, bol doğanın içinde olmak, orada öğle yemeği onu fazlasıyla mutlu etmişti.

 Anıların yaşama katkısı üç boyutlu düşünceden geçiyor. Geçmişi yok etmeden, güne taşımak; yarını bilerek; o kadar özel bir an ki; sadece yaşanarak anlaşılır. Yazın hayatının, edebiyatla olan birlikteliğimin en büyük katkısı bu olmuştur; üç boyutlu yaşamın içinde yeşermek, yol almak…

 3 Haziran 2009 yolculuğumuzu anma, hatırlama ve geçtiğimiz yerlerin izlerine bakma anı; 1 Şubat 2019’a denk geldi. İzmir’de katılacağım birkaç etkinlik arkadaşım Ali Boylu’nun da yaşadığı şehre bir kez daha o büyük İzmir-Ege heyecanıyla gittim.

 Neredeyse; Aziz Öğretmenle birlikte ayak bastığımız, dokunup birlikte duygulanıp türküler, fıkralarla iç geçirdiğimiz mekânlara uğradım;

  Ayvalık Ekbir Tesisleri yemek ve dinlenme alanı; ahşap masalar… Kazların, tavukların yaşadığı büyük bahçe… Taş çeşme; Agora Antik Kenti; Smyrna’nın yüzyıllardır akan çeşmesi; Kemeraltı, Alsancak; Konak…

  Anılara dokunmak; korkmadan, bütün insani duyulardan sıyrılmış olarak; ağırlıksız bir ortamda; kısa insan ömrü, ölümlü olan canlının, ölümsüz düşleri adına çok büyük bir zenginlik.

 Aziz Ateş bu şehirden ayrılalı; yani kanser illetinin onu aramızdan alması neredeyse bir yıl oldu. Karabezirgan Köyü muhacir mezarlığı onun manevi evi… Babasının, annesinin hemen yanıbaşı; büyük bir sükûnet içinde, çam ve kır kokularının her daim kuzey rüzgârıyla buluşup kavuştuğu köy mezarlığı…

 O,Kepirtepeli bir öğretmendi. Hâlâ öyle… Şiire, türkülere, fıkralara ve güzel olan her şeye… O,felsefeye büyük saygı duyardı; babasından, dedesinden büyüklere duyulacak saygının en üste oturması, tutulması gerektiğine inanmış bir Kepirtepeli öğretmen…

 Çocukları olan öğrencilerine Ahmet Muhip Dranas’ın şiiriyle göbekten bağlıydı. Birbirleriyle şiir tadında konuşurlardı;

Aziz öğretmen; “ Yeşil pencerenden bir gül at bana/Işıklarla dolsun kalbimin içi” derdi; sözü öğrencileri alırdı; “ Geldim işte mevsim gibi kapına/Gözlerimde bulut, saçlarımda çiğ”

 Tam da şairin hissiyatı vardı bu yolculuğumda. 23 yıllık birlikteliğin sağlam dostunu uğurlamıştım 17 Şubat’ın 2018 tarihini gösteren soğuk bir gününde. Gün, Aziz Öğretmen gibi sağlamdı; poyraza aitti; yani kuzey rüzgârına; yanık sesli sanatçının arınmış sesi teselli edebilir bizi…

 Aziz Öğretmen, poyrazın çocuğu gibi sert görünse de; onda, bütün yönlerin rüzgâr akımları vardı. Bütün şairlerin, türkü ve şarkıların hikâyelerine kapılan mavi derinliğe uzanan gözleri gibi…

 Onunla yapmış olduğumuz yolculuğu kısmen aynı izleri takip ederek tekrarlasam da, dostluğun kültürel, sosyal ve edebi yaşama katkılarını bilmenin ölümlü fakat soluk alan tarafında; bir başka sanatsal etkinliklere katılarak; alkışlara onun da alkışını katarak katıldım.

 Elhamra Sahnesinde Mozart’ın Don Giovanni Operasını, Sahne Tozu Tiyatrosu’nda Kaç Baba Kaç komedi oyununu ve Agora Antik alanını; onun duygularıyla gezip, bir işaret, bir teselli, bir algı denge ve huzuru istedim…

  Agora Antik şehrinde bir anıt, anıtın kaidesine işlenmiş bir yazı var; teşekkür yazısı. O günün ünlü yargıcı Damokharis’e şehir halkının teşekkürü. Yüzyıllar önce deprem yüzünden yıkılan şehrin çık hızlı onarılması Damokharis sayesinde olmuş…

  İnsanın da onarımı; dostları ve anıları sayesinde daha kolay gerçekleşir. Bu yüzden; anılarımıza taşa, mermere oyulmuş antik şehirlerde ileri medeniyetlerde bulunan teşekkür yazıları gibi bakalım! Onlar,”Ey Damokharis’in Smyrna-İzmir şehrini eski haline getirişine teşekkür etmişler; yüzyıllar ötesinden.

 Ben ise 2 Şubat günü; Aziz Öğretmene “ Ey Aziz Öğretmen; Biraz daha insan olmam için bana verdiğin cesarete, alkışa, inanca, sevgiye TEŞEKKÜR ederim.” Diyerek…

 Güven Serin 
 














27 Eylül 2017 Çarşamba

62 GÜN GİBİ...


Kamera; Güven

Başkonuğum,Aziz öğretmen



Kamera; Güven


62 GÜN GİBİ
-----------------------

  Çeyrek yüzyılı bir arada, birbirimizden haberdar olarak geçirdiğim bir dost; Aziz öğretmen atölyeme uğradı. Bir gece önce telefonla konuşmuştuk. Belli ki onu merak etmiş olmamı önemsedi ve tedavi süreci bitmemiş olsa da, halsizliği tam olarak geçmemiş.

  Bir öğretmenin nezaketiyle kapıyı vurarak girdi içeri. Tam da kahvaltı anında; oysa o çoktan yapmış kahvaltısını. Gece atıştırmalarım; yiyecek yemelerim çocukluğumdan bu yana devam ettiği için, kahvaltıyı geç yapma alışkanlığı geliştirdim. En kıvamı;09–10.00 saatleri arasında yapılan kahvaltı oluyor.

  Sanırım, Aziz öğretmen de yaptığım kahvaltının tadını çıkartıyor oluşumun farkında ki; bir yudum da bana uzat, diyerek dostluğa yakışır bir iletişim diliyle; “ Özendim” dedi. Özenmeyecek gibi de değil; Destereciler fırınından aldığım sarı ekmek, bir gün bekleyince daha da yenir hale geliyor.

  Küçük bir ekmek parçası üzerine önce tereyağı, sonra beyaz peynir, pazardan aldığım tarla domates ve biberi; Uçmakdere Mehmet Beyden aldığım el yapımı zeytinler; deymen benim gamlı keyfime…

  Söz sözü açtı. Kahvaltı üzerine çay ve sohbet harmanlaması yapılırken; Aziz öğretmenin gördüğü tedaviye geldi sohbet; istesek de istemesek de… Yıllar oldu; kim bilir kaç kür, kaç hastane yolculuğu yaşadı Aziz öğretmen.

  Psikolojik olarak epey yorulmuş. Duyguları her an gözyaşlarına etki yapacak durumda. Onun en önemli özelliği olan, fıkra ve şiir kültürüdür. Ya bir fıkra, ya da bir şiirle katkı verir; sohbet dem tutmuş, kıvama gelmişse…

  Bu sefer, bir şiirle katkı yaptı. Celal Sahir Erozan’ın 52.Yıl şiirini, Aziz öğretmen kendi yaşına göre uyarlamış. Sadece yaş kısmını değiştirmiş. Şair,52 yaşından söz ediyorken, Aziz öğretmen 62 yaşından söz ediyor.

  Şiir de şiir ama bir yaşam öyküsü adeta;

“ Hâla yaşım genç ama vücudum ölgün gibi
Bütün acı günlerim aklımda, bugün gibi.
İçimde hayata küskün, dış yüzüm düğün gibi.
Elli iki yıl geçti; Elli iki gün gibi…

Doğmayan hülyaların saçlarını taradım,
Ezop gibi fenerle gündüz insan aradım
Ne kendime yar oldum, ne kimseye yaradım
Elli iki yıl geçti; elli iki gün gibi…”

Güven Serin