Namık Kemal etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Namık Kemal etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Şubat 2018 Cuma

VATANI NASIL KURTARACAĞIZ?





  
 VATANI NASIL KURTARACAĞIZ?
-------------------

  Mutlakıyet rejiminden hemen sonra Meşrutiyet’e geçilmişti. İlk kez, güneşli bir hafta sonunda,1865 yılı; gençler, ulu ağaçların altında toplanmıştı. Bu gençlerden birisi, Namık Kemaldir. Yer, Belgrat Ormanlarındandır.

  Namık Kemal oldukça heyecanlı; daha 18’i içinde; “ Arkadaşlar işin kuramsal yanını bırakın da derhal ne yapacağız onları konuşalım. Vatanı nasıl kurtaracağız?”

  Fransa’da ki devrim çalışmalarından söz ediyorlardı. Hava kararmış, akşam, geceye dönüşürken onlar, tartışmaya devam ediyorlar. Ertesi hafta ise kaldıkları yerden bu sefer; Anadolu Kavağı’nda bulunan Yuşa Tepesinde toplantılar.

  Yeni Osmanlılar Cemiyeti ismiyle yepyeni bir örgüt kurmanın temelleri Yuşa Tepesi tanıklığıyla atılmış oldu.

  Onlara kimler sempati duymuyordu ki? Mısırlı Prens Mustafa Fazıl Paşa, onları çok yakından takip ediyordu. Daha sonra, yazgının törpüleri Prens Mustafa ve Fazıl Paşa’yı İstanbul’un dışına, sürgüne yollayacaktır. Sultan Abdülaziz’in; daha doğrusu, üretmeyen, ilime, teknolojiye öncelik vermeyen sultanlığın dış güçler tarafından hileli satranç oyunlarına dâhil edilme süreci yine hızlanmaya başlamıştı. 

  Bugünün gelinen noktası; her daim, yol, köprü ile övünmeyi, stratejik üretimlerle besleyememiş olmamızın, yetişmiş beyinleri, aydınları kaçırmayı durduramayışıyla şekillenen, birbirine güvenmeyen insanlar topluluğu haline gelmiş oluşumuz; tıpkı 150 yıl önceki,100 yıl öncesinin hileli satranç oyunlarının başlangıcının verildiğini görmek mümkündür.

 İç dinamikler; akıldan, ilimden, sosyolojiden, akılcı siyasetten uzaklaştığı anda; muhteşem rakiplerimiz, soylu düşmanlarımız derhal; bin bir çeşit oyun ve oyuncularını sahneye sürüyorlar. Çoğunun, sahnedeki görevinden haberi bile yok…

  O günün aydınları, gençleri arasında Ziya Paşa’da vardır. Hani, şiirleriyle kendi zamanını olduğu gibi anlatan, yazar, şair Ziya Paşa. Bu şiiri, bugünü de, dünü de, yarını da anlamak, anlamlandırmak için paha biçilmezdir;

Eyvah! Bu oyunda bizler yine yandık
Çünkü zarar ortada bilmem biz ne kazandık

Kâfirler diyarını, yani batı ülkelerini gezdim, kentler güzel köşkler gördüm,

Müslüman ülkeleri dolaştım, hep yıkıntılar gördüm.

Güven Serin 

18 Mayıs 2017 Perşembe

VATAN MAHZUN BEN MAHZUN



                                     VATAN MAHZUN BEN MAHZUN




Namık Kemal’in yolculuğu oldukça ilginç ve değerli, aynı zamanda şaşırtıcıdır. Tekirdağ’da doğmuştur doğmasına ama beş yaşından sonra gidişiyle belki de sisli bir rüya; çok değerli azıcık bir hatıra olarak kalmıştır.

  Yüreği, bilgiye, görgüye, yenilenmeye ve vatan sevgisine odaklanan insanların belki de en büyük eksiği veya fazlalığıdır, fazlaca geriye bakmaması. Hürriyet’i ağzından düşürmeyen, Hürriyet ile Vatanın koşulsuzluğu üzerine; Fransa, İngiltere’de koşturup, yazılar yazıp, insanları heyecanlı kılan bir insan…

  Kıbrıs Gazimağusa’da 3 yıllık sürgün hayatının ne kadar verimli olduğunu, bu dönemde 12 yapıt-eseri ortaya çıkartarak, edebi dünyamıza; Zavallı Çocuk, Akif Bey, Gülnihal, Karabela gibi değerli miraslar bırakmıştır.

 Namık Kemal, okumanın, sohbetlerin faydasını hissiyat taşkınlıklarıyla fazlasıyla görüyordu. Hissiyatı, sezgileri ve zekâsıyla harmanlanıyordu harmanlanmasına; fakat hep parasızdı… Bir türlü yetmiyordu kazancı. Yettiremiyordu… O günün vatan anlayışı aynı zamanda onurlu bir yaşam, çalmadan, hırsızlık yapmadan sınırları zorlayıp, borçlu süreçler demektir.

  Belki de bu kırılmalar; borçlar ve bir aileye sahip olmanın getirdiği sorumluluk, iki ayrı Namık Kemal karakteri çıkartır edebiyatımıza. Abdülaziz döneminde ki Namık Kemal ile Abdülhamit döneminin Namık Kemal’i bir değildir.

 Birinde, Hürriyeti, Vatanı sıkça savunurken; değirinde, Abdülhamit’in Mutasarrıfı olmuştur. Midilli’ye, Rodos’a ve Sakız’a, koşturmacanın, ailesel korkuların, oğlu ve kızının geleceği adına en çok eleştiri aldığı zamanların hikâyesini yazmıştır.

 Övgülerle doludur Abdülhamit’e karşı… Bitmeyen, tükenmeyen hisisyatı, Hürriyet ve vatan sevdası; yok mu olmuştur? Asla…

  İnsanın, insan zaafları, alışkanlıkları ve çevresine karşı olan sorumlulukları nice insanı, aynı yere mıhladığı gibi Namık Kemal’i, edebi eserlerin yaratıcılığına, eşsiz sohbetlere ve hakkıyla yapmış olduğu Mutasarrıfı görevine bağlamış; bir başka saygınlık, itibar yaratmıştır.

  Yeni Osmanlılar sevdası, gençlik yıllarının Anadolu Kavağı Yuşa Tepisinde kökleşip, Avrupa şehirlerine, oradan başkent İstanbul’a, yurdun her yanına taşınmış, cansız bedenlere can veren bir ruh gibi sardığı zamanlar geride kalmış.

  O,artık Abdülhamit’in memuru, yöneticisiydi. Abdülhamit mutluydu; ciddi ve her an gözaltında tutulacak belanın kontrol altına alınışının muzip gülümsemesini yaptığı bellidir. Belli olmayan nice şey gibi; Namık Kemal; belki de sürekli batı hayranlığını, yardımlarını, aynı zamanda bir başka çekincenin, korkunun; bölünme, parçalanma endişelerinin durgunluğunu, karar ve kararsızlığını yaşıyor olabilir.

  Kısacası, Avrupa’yı çok iyi tanıyan Namık Kemal; Avrupa kurnazlığını, korkusal bir disiplinle karşılayıp, Abdülhamit’in Mutasarrıfı olmayı yeğliyor görünüyordu. Bu bilginin, edebi, felsefi, hürriyet ve vatan aşkının olgun bekleyişinden başka bir şey değildi; suskunluğu…

  Bir taşlamasında;

Edebisizlikte tekleriz/ Kimi görsek etekleriz/ Hak’tan da yardım bekleriz/ Ne utanmaz köpekleriz.
Biz bakmadan sağa sola/Düşman girdi İstanbul’a/Vatanı sattık bir pula/Ne utanmaz köpekleriz.

  Namık Kemal’in arkadaşı Reşat; Reşat Paşa’da içinde kök salan ve bazen depreşen devrim sancıları yüzünden şu seslenişi yapacaktır, yaşamının son zamanlarında;

“ İçimde hep devrim ateşi yanıyordu. Ama eylemlerin dışında kalmam, bana acı veriyor.”

“ Hürriyetimi yüz altına sattım.” Derken, yüz altın değerinde ki maaşı; belki bu maaş karşılığında susmuşluğu anlatıyor; Kurtuluşa dönüşecek; Mustafa Kemal’in önünü açacak, tarihi, sosyolojik ve mucizevî görevlerini yapıyorlardı…

  Namık Kemal’in Vatan Mersiyesi, sarhoş Hikmet diye bilinen şair arkadaşı, Hersekli şair Arif Hikmet ile bir Midilli gecesi, rakı tepsisinin başında sabaha kadar sürecek vatan mersiyesi söylemeye başladılar. İlk beşliği Namık Kemal söyledi;

Ah, yaktık şu mübarek vatanın her yerini/ Saçtık eflake kadar dumanını, ateşlerini/ Kapadı gözde olanlar çıkacak gözlerini.

Vatanın bağrına düşman dayadı hançerini/Yokmuş kurtaracak bahtı kara anasını

  Namık Kemal ve arkadaşlarının başlattıkları devrim ateşinin, hürriyet aşklarının ve edebi sözcüklerin takipçisidir Mustafa Kemal. 1919 Aralık ayı sonlarında, Sivas’tan Ankara’ya giderken Kırşehir'e uğrar. 24 Aralık günü, Gençler Cemiyeti üyelerine coşkuyla seslenir;

Vatanın bağrına düşman dayasın hançerini / Bulunur kurtaracak bahtı kara anasını

Namık Kemal’in mersiyesinde bir parça değişiklik yaparak, anlatır o gün geleceğin ülküsü; ülkesini…

  Namık Kemal’in ölümünden çok önce vasiyeti için yazdığı şiir; onun bütün ruhunu, değişmez inancını da kazır; yüreklerimize;

Ölürsem görmeden milletimin ilerlemesini/ Yazılsın mezar taşıma;

Vatan MAHZUN ben MAHZUN…

Güven Serin