NAMİGAR BAŞBUĞOĞLU etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
NAMİGAR BAŞBUĞOĞLU etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Nisan 2025 Çarşamba

HEM AĞLARIM HEM GİDERİM

 

Kamera; Demokrat Gazetesi

             NAMİGAR DURAK BAŞBUĞOĞLU’NDAN BİR ESER DAHA

( Hem Ağlarım Hem Giderim )

   Olmasaydı Yunan yazarları, şairleri, edebiyatı ve filozofları, belki de bugünkü Yunanistan bile olmayacaktı. Filozoflar ve edebiyatçıları binlerce yıl önce öyle bir harç karmışlar ki bugünün Yunan ulusu, Avrupa’nın şımarık çocukları kabul ediliyor. Korunup kollanıyor; geçmişin o değerli; edebi, felsefi eserleri-harçları hatırına…

   Tekirdağ’ın yazarları, şairleri ne kadar çok üretirse, hatta ne kadar çok okuyucuyla, eleştirilerle buluşurlarsa, şehrimizin edebi harcı, felsefi dünyası o kadar genişler, derinlik kazanır ve çağlar ötesine taşınır; bizler yokken bile, varmış gibi esintileri her şafağın vakti bu topraklarda yaşayanlara can suları taşır…

   Bu yazıyı yazarken bile Namigar Durak Başbuğoğlu bir başka eseri yayın yaşamına hazırlıyor olabilir. Kendisi, üretmek, kayıp zamanların boşluklarını kapatmak isteyen çok önemli eğitimci, araştırmacı yazarlarımızdan birisidir…

   Kitabının-eserinin ( Hem Ağlarım Hem Giderim ) ilk sayfasında, yazarın teşekkür yazısı var. Doğmuş olduğu Oruçbeyli köy insanlarını tekrar tekrar birçok eserinde bağrına bastırdığı gibi yine o üretken köy insanlarını selamlıyor. Elbette her daim yanında olan eşi Bülent Başbuğoğlu’na da teşekkür etmenin erdemine tutunuyor.

   Kitabın önsözüne katkı veren geçen dönemin Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Albayrak ve Güven Serin’e de teşekkür ediyor. Bu eserin metin düzenlemesinde büyük katkılar sunduğu için Türkçe öğretmeni Gülderen Candemir Nalça’ya da teşekkür ediyor. Tekirdağ sanatına büyük katkılar veren bir başka Oruçbeyli sanatçı, her daim rahmetle andığım Nevzat Avcı’ya, Hasan Gönül’e, Lütfü Yavuz’a yapılan teşekkürler, bu esere dokunan insanların; yaşayan veya yaşamayanların ne kadar büyük zenginlik olduğunu da anlamak mümkündür.

   Yazarın önsöze kattığı şu cümle;

“ Geçmişi, sadece bilmek yetmez; gelecek kuşaklara da aktarılmalıydı. Bunun yolu da yazmaktan geçiyordu. Ne de olsa; ‘ Söz uçar yazı kalır…’ Ben de bunu yaptım!”

  Yazarın kendi doğduğu Oruçbeyli köyü, yaşadığı Tekirdağ Süleymanpaşa ile kurmuş olduğu edebi, felsefi ve duygusal bağların derinliğini anlamak için yukarıda alıntıladığım sözün derinliğine bakmak yeterlidir. Dünyada söz sahibi, öncü olan ulusların kütüphanelerine bakmak da önemlidir…

  Olmasaydı Sümer kitabeleri, Eski Mısır yazıları, o uygarlıklardan geriye anlatılacak çok az şeyler kalırdı…

   Yazarımız kitabını-eserini iki bölüm halinde hazırlamış. İlk bölümünde köy düğünlerini, ikinci bölümde ise Tekirdağ yöresel kıyafetlerini sadece fotoğraflarla değil, öyküleriyle, mercek altına alarak aktarıyor.

    Hatta bu öykülerin neredeyse gözlemcisi, her hikâyenin içindeymiş gibi, kına törenlerinden tutun da, gelinlerin gözyaşlarının ipeksi saf dokularını hissettirecek kadar okuyucuyu yakına davet ediyor.

     Detaylara girerek; insan denen canlının duygularını, saygı, sevgi ve disiplin içinde kullandığı zaman, erişeceği o değerli uygarlıkların önemini de anlatırken, okuyucuyu zamanın tanığı-şahidi yapıyor…

   Kısacası sayın okuyucu, Namigar Başbuğoğlu’nun bu eserindeki tatlar, yakın zaman önce bizi biz yapan köy düğünlerinden, yöresel giysilerden oluşuyor olsa bile bizim insanımızın binlerce yıllık yaşam serüvenlerini, bir arada gerçekleştirdikleri yüksek köy kültürü ve bilincini de onur duyulacak şekilde ve yeniden filizleniyor. Gün yüzüne çıktığı gibi, gelecek kuşaklar için eşine az rastlanacak, araştırmacılar için kaynak eser olarak aranacak bir sanat eserine sahip olduğumuzu onur duyarak duyurmak isterim…

    Kız İstemeleri, Söz Kesilmeleri, Çeyiz Düzmeleri, Çeyiz Sermeleri, Alay, Düğünler, Gelin Cuması, Kınacı-Kâhya Kadın, Ahret Dalı, Kına Manileri ve daha şimdiden yitik kültürler arasına girmiş bu yaşanmışlıklar bu eserin her sayfasında toplumsallığın öykülerini, sosyolojinin disiplinini anlatmakla kalmıyor, zihinlerimize yerleştiriyor.

   Mani demişken, yazarımızın annesi Şükriye Durak’tan dinlediği maniyi de paylaşmak istiyorum;

 “ Bugün hava dumanlık,

  Yandı bizim samanlık.

  Kara gözlü yârimi,

  Yakışmıyor çobanlık.”

 Güven SERİN 


 

   



26 Mayıs 2022 Perşembe

CANİK DAĞLARINA TEKİRDAĞ'DAN MİSAFİR GELDİ

 


                      CANİK DAĞLARINA, TEKİRDAĞ’DAN MİSAFİR GELDİ

 

   En sevdiğim ruhsal törenlerden birisidir, anıların öldürülmeyip her daim yaşamın kıpırtıları içinde oluşu. Edebi dünyaya ait bir çaba içinde paylaşılırsa; değmen benim gamlı keyfime…

   Namigar DURAK BAŞBUĞOĞLU ve sevgili Eşi Bülent Öğretmeni uzun yıllar tanıyorum. Meğerki tanımanın başka bir yolu, Namigar Öğretmenin 2012 yılında yazdığı, birinci baskısını yaptığı kitabını 2021 yılının Şubat ayında bana hediye etmesiyle kütüphanemde bekleyen, Hayat Akıp Giderken, kitabını okumaya başlamamla bir başka evreye geçecekmiş…

  Bilir misiniz, taşkınlığı geçince dereler, ırmaklar usul usul akarlar. Enerjilerinin büyük bölümünü aktarmışlardır ötelere, başka diyarlara. Süzülmüşlerdir doluluğun bereketi, göklerin en değerli hediyesi olan suları, toprakları içinde, kendi yataklarından bir başka yataklara doğru…

  Onlarca kitabın arasından çekip çıkardım Namigar DURAK BAŞBUĞOĞLU’NUN köşe yazılarını topladığı ve Hayat Akıp Giderken ismini verdiği kitabını. Bugün, yarın okurum dediğim zamanın üzerinden bir yıldan fazla geçmiş.

   Usulca açtım kitabın ilk sayfalarını ve ilk seslenişi olan önsözü yazısını. Yazar öğretmenlikten emekli olunmaz heyecanı ve düşünceleri içinde; “ Ben yazılarımı önce bir hizmet, sonra, bir sorumluluk kabul ederek sürdürdüm.” Duyurusunu, içinde bulunan birikim nehrinden usulca döküvermişti beyaz kâğıda.

  Tekirdağ Yeni İnan Gazetesi köşe yazıları, yılların deneyimi, birikimi ve emeği yeşil renkli kitabın içerisindeydi. Öğretmen nezaketi, barışçıl ve öğretici felsefenin birleşenleri gibiydi farklı tarihlerde yazılan köşe yazıları. Neredeyse hiçbir resmi, sosyal, kültürel, yerel gün kutlanmadan, unutulmadan kalmamış…

  Bu kitabı-eseri okuyanlar bana dönüp ne buldun, deseler? Ne derdim bilir misiniz? Uyumu, sanatsal ciddiyeti, mizahı, öğretmeni, anneyi, eşi, arkadaşı ve sözcüklerin her daim tımar edilmeye muhtaç olduğunu buldum… Belli ki, Ganosların esintileri, kekik ve ıhlamur kokuları bol olan Oruçbeyli Köyü, sadece bir öğretmen yetiştirmemiş! Değere değer katan, anıları yaşama davet eden, vefa denen yüce sözcüğe can veren bir yazarı da yetiştirmiş…

  Kitabın 39.sayfasında duraksadım. Bir daha, bir daha okudum. Paylaşılan köşe yazısı, Yeni Yıl ismini taşıyordu. Öğrencileriyle birbirlerine tutundukları, sosyal, ruhsal-manevi ve edebi bağ kurdukları bir şiir-şarkı, sadece sözcüklerle değil, öğrenci ve öğretmen sesleriyle melodik seslenişi yapıyordu;

“Kuş gibi uçtu gitti, koskoca bir yıl yine.

  Hoş geldin yeni yıl, bolluk ve evimize.

  Hoş geldin yeni yıl, dirlik ver ülkemize”

  Yazarın, her yıl yeni yıla girerken öğrencileriyle seslendirdikleri şarkı sözleri, söz olmaktan öte, göreve, inanca, sevgiye, heyecana ve en önemlisi, eskiye saygı duyarak, yeniye sımsıkı sarılışı da anlatmıyor mu?

  Yeni Yıl çalışması ilerledikçe yazarımızın 1981 yılında yaşadığı bir anıya ulaşıyoruz.1981 yılı 1982 yılına girerken 1 Ocak günü anne ve babası Tekirdağ Oruçbeyli Köyü’nden kalkıp ilk oğlunun doğumu için, Canik Dağları eteğinde bir okulda görev yapan kızlarını görmeye gitmişlerdi. Eşi Bülent Öğretmen asker olduğu için kız kardeşi ile birlikte kalıyor, köy okulunda, uygar dünyanın olmazsa olmazı olan eğitimi, öğretimi ve insan olma sanatını anlatıyordu.

  Sabahın erken saatleri öğretmenlerin kaldığı lojmanın kapısı çalındı. Aynı mahalleden Samsun Terme’ye minibüsüyle yolcu taşıyan Ahmet İçöz isimli şoför, yüzünde bir gülümseme ile seslenir genç öğretmene;

  “ Hocam müjde dersem borçlanırsınız. Gözünüz aydın diyorum. Annen, baban geldiler.” Anne ve babasını bir başka yere-yöne yolcu taşıyan Ahmet İçöz isimli aynı mahalleden komşu şoför getirmişti.

  Anne ve babası, yerleşim yerinin uzağında yol sapağına indirilmiş, ellerinde bir sürü eşya ile kızlarının lojmanlarına, mahallesine gitmek için minibüs beklemekteydiler. Ahmet İçöz isimli şoför, ıssız yerde minibüs bekleyen iki yolcuyu görünce, bir başka yöne yolcu taşıdığı halde durmuş.

—Yabancı olduğunuz belli, nereye gideceksiniz? Deyince, babası;

—Esentepe’nin öğretmeni olan kızımın lojmanlarına.

  Bunu duyan minibüs şoförü Ahmet İçöz bütün yolcuları geçici olarak oraya indirip, kızlarına kavuşmak için saatlerdir bekleyen anne babayı alıp Esentepe öğretmeni Namigar Durak Başbuğoğlu’nun lojmanına gelir.

  Yaşayan bir anı-ERDEM, koşulsuz bir saygı, güven, nadide bir yaklaşım örneği olan diyalog burada yaşanır; “ Hocam müjde demiyorum borçlanırsınız; gözünüz aydın”

   Namigar DURAK BAŞBUĞOĞLU’NUN eseri, Hayat Akıp Giderken bir sürü aydınlık anı, capcanlı kutlama, hatırlatma, yön bulma sözcükleriyle dolu; TEŞEKKÜRÜ BORÇ biliyorum…

 Güven SERİN