KARACAKILAVUZ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
KARACAKILAVUZ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Temmuz 2026 Perşembe

YAŞAR DALLI

 

Kamera Güven

                                  BİR ÖMRÜN MESLEĞİ: MERAK

  Daha önce tanıştığım ve ömürleri yarım asrı çoktan geçen insanlardan sıklıkla şu sözü duydum: “ Ne zaman geçti bu yıllar? Hiçbir şey anlamadık!”

  Sanıyorum yaşamın içini dolduramadığımız zaman, her gün aynı alışkanlıklarla meşgul olanlar için; bir değil birkaç ömür yaşamak bile yeterli olmayacak gibi…

  Yaşar Dallı ismini tam da burada paylaşmak, yazı diliyle bu kültürü aktarmak, anlatmak istiyorum. Çünkü onun doğasında bir bezginlik yoktur. Sadece merak vardır…

  Onu anlatacağım ama meslekleri sıralayarak, yücelterek değil; o mesleklerin içinde gönüllü bir askerin koşucusu olarak, belki de tam olarak hakkını veremeden yüzeysel olarak anlatacağım…

  Yaşar Dallı’nın mesleğini merak edenlere peşinen söylemek isterim; onun mesleği: Meraktır…

  1944 yılında Karacakılavuz’da dünyaya gelir. Bugün bile kır kokularını, toprağın sesini ve emeğin bereketini cömertçe saklayan o güzel mahallede-köyde…

  Çocukluğu, bugünün çocuklarının ancak büyüklerinden dinleyecekleri bir hayatın içinde geçer. Çobanlık yapar kırlarda Karacakılavuz bayırlarında. Toprağa dokunan, üretimi çoğaltan sabanın ardından da yürür. Başağın ekmeğe dönüşmesini çarçabuk öğrenir. Güneş altında ter döker, yağmurun bereketini bekler. Toprağı sadece işlemekle kalmaz; onu anlamaya çalışır.

  Bana göre bütün hikâye de burada başlıyor. Yaşar Dallı birçok insanın yaptığını yapmak yerine sadece çalışmak için yaşamaz; öğrenmek için yaşar… O,öğrenmeye doymayan insanların başında geliyor. Onun hayatı tam olarak budur…

  Henüz genç yaşlarda kendi becerisiyle kasket üretmeye başlar. Tekirdağ’ın tanınmış terzileri Necip Işılay, Recep Eşme, Hüseyin Kılıçer ve daha niceleri onun emeğiyle tanışır. Muratlı’dan Malkara’ya kadar uzanan bir güven markası kurar. El emeğiyle ürettiği kasketler başları giyilir ve ustalığı da, saygınlığı da o dik başlarda taşırlar.

  1960’lı yılların başında bu kez de PTT acenteliğine girişir.1979 yılına kadar PTT ile ortaklık sistemi içinde çalışır. O yıllar mektup, bir ailenin sevinciydi, özlemiydi. Karacakılavuz ile ülkemiz arasında sadece posta işleri kurulmadı; itimat ve haber alma özgürlüğü de başladı ve kuruldu.

  Ardından fotoğrafçılık geliyor. Fotoğraf çekerken duyduğu haz, onları onları karanlık odada basarken duyduğu haz başka başkadır. Zamana dokunmayı, hatta bir yerde dondurmayı, gelecek kuşaklara anıları daha canlı ve anlamlı bırakmayı; bu sanat dalıyla başarır.

  1976 yılında gazeteciliğe başlar. Akdeniz Haber Ajansı’nın, kısa adı Akajans’ın Karacakılavuz muhabiridir. Onun yaptığı haberler Tercüman, Milli, Dünya, Hergün gazetelerinde yayımlanır. Bir köyden yükselen ses, onun kalemiyle ülkenin dört bir yanına ulaşır.

  Sonra tabelacılık… Tuhafiyecilik… Beyanname Doldurma…

  Birbirinden çok farklı görünen bütün bu uğraşların ortak noktası meraktır… İnsanı diri tutan şey…

  Yaşar Dallı’nın hayatındaki en dikkat çekici çalışmalarından bir tanesi ise sap kıyma makinesidir.

  Ayçiçeği hasadından sonra tarlada kalan sapların yakıldığını görür. Herkes bunu doğal karşılarken, o ise durur ve düşünür. Toprağın yeniden toprağa kavuşmasının bir yolu olmalı!

  1988 yılında Tarım Bakanlığı’na bir mektup yazar. Ülkemizde, dünyada böyle bir makinenin olup olmadığını araştırır ve sorgular. Gelen bilgileri, ülkemizde birkaç yerde kullanılan makinelerin teknik özelliklerini, detaylarını inceler. Çevresindeki ustalarla birlikte çalışır. Sonunda tarlada kalan ve yakılan günebakan saplarının parçalanması için kendi imkânlarıyla bir makine yapmayı başarırlar. Artık, toprak toprağa kavuşacaktır; gübre niyetine…

  Toprağı anlamaya çalışan bir yerde kendini adayan Yaşar Dallı gökyüzünü de anlamaya çalışır. Uzun yıllar boyu yaşadığı yerin, bölgenin hava olaylarını büyük bir titizlikle takip eder. Ölçer, not eder ve karşılaştırır. Kendi meteoroloji kayıtlarını oluşturur. Resmi bir istasyon değildir; ama bilimin temel şartı olan gözlem ve disipline sahiptir…

  Bilgisi arttıkça yazmaya da başlar. Bilginin paylaşıldıkça çoğalacağını da bilir.2005 yılında Karacakılavuz’un Tarihi,2006 yılında Karacakılavuz ve Çevresi kitapları yayımlanır. Basıma hazır iki kitap daha sırada beklemektedir. Bir başka eser üzerinde de çalışmalarına devam etmektedir.

 Notere tasdik ettirdiği “Dal Hesabı” çalışması ise onun bitmeyen araştırma, merak tutkusunun ilginç örneklerinden birisidir. Bugün kendisiyle dikkatimi çekenlerden birisi de onun çantasında her daim aktarılacak, anlatılacak ve paylaşılacak yazılarının, araştırmalarının olmasıydı. Ceketinin cebinde duran kalem de bu dönüşümün tanıklığını yapmaktaydı.

  Yaşar Dallı kadar okumaya, öğrenmeye, yeniliklere açık, yeni şeyler keşfetmek isteyen çok az insana rastladım. Merak denen şeyin birçok kapıyı açtığını Yaşar Dallı’nın yaşamında, anılarında bulabiliriz. Bu benim Yaşar Dallı hakkında kim bilir kaçıncı yazım. Birçok insanın “artık benden geçti.” Dediği yaşlarda o yeni şeyler; meraklar, öğretiler bulup, yeni hazırlıklar yapmaya devam ediyor.

   Sanıyorum, insanın değeri, kaç yıl yaşadığıyla değil; yaşadığı yıllara ne kattığıyla ölçülür. Yaşar Dallı, seksen yılı aşan ömrünü emekle, araştırmayla, üretmekle ve araştırmakla doldurmuş örnek insanlarımızdan birisidir.

   O,sadece Karacakılavuz’un, Tekirdağ’ın değil; ülkemizin de yüz akıdır…

 Güven SERİN 




28 Kasım 2023 Salı

KARACAKILAVUZ DİYARININ İLKLERİ

 


                        KARACAKILAVUZ: İLKLERİN DİYARI

   Çoktan edebi uykusuna geçmiş bir Karacakılavuz insanı: Dallı oğlu Hüsmen Çavuş olarak bilinen Hüsmen Dallı, Karacakılavuz diyarında fenni gübreyi ilk kullanan çiftçiler arasına adını yazdıran kişidir.

  Üzerinde durmak istediğim “ilk” olma ayrıcalığına sahip olması değil; yenilikçi, okuryazar ve meraklı olmasını önemsiyor ve takdir ediyorum…

   Hüsmen Çavuş, yani Hüsmen Dallı Karacakılavuz insanlarının birçoğu gibi çiftçilik yapmaktadır. Yıl 1958 ve o günlerde eline geçen bir dergiyi okumaktadır. Tekirdağ Teknik Ziraat Müdürlüğü’nün yayınladığı bir broşürde, Almanya’dan ithal edilmiş, zirai mahsullerde verimin nasıl artacağına dair gübre hakkında bilgiler yazıyordu.

  Yenilikçi felsefeye sahip Hüsmen Çavuş hemen önerilen gübreden satın alıp uygulamaya başladı. İlk yıl sadece bir tarlasına ve çok sınırlı gübre atmasına rağmen verimde artış göründü. Sonraki yıllar gübre oranını biraz daha attırınca verim daha da arttı.

   Meraklı komşular, Hüsmen Çavuş’un yapmış olduğu yeniliğe için için tebessüm ediyorlardı. Çünkü daha önce fenni gübre diye bir şey görmemişlerdi. Bilirsiniz insanımız, daima bir önce arar. Başarısız olursa, kendisinin bir kaybı olmayacağını düşünür. Başarılı olursa o öncü, daha sonra kendisi de koşa koşa gider…

   Hüsmen Dallı’nın da yaptığı yenilikler ilk önce sadece seyredilmiş, bazıları da bu işlere gülümseyerek;

   “ Gene hangi yeniliğin peşinde koşuyor bizim Hüsmen Çavuş?” diyerek birazcık hafife almışlar…

   1950 yıllarında Karacakılavuz çiftçisinde çok az çekili traktör vardı. Zirai ekipmanlar-donanımlar da yeterli değildi! Hayvan ve insan gücüyle, eldeki kıt imkânlarla az verim alınıyordu. Buğday ve ayçiçeği ekimleri pulluk ve sabanla sürülen tarlalara elle ekiliyordu.

  Hüsmen Dallı burada da öncü olmanın heyecanını, merak edip araştırma ve okumasına borçlu olarak hayvanlarla kullanılan ilk kültivatör, ilk fenni gübre kullanımını Karacakılavuz’a getiren çiftçidir. Yaptığı işin doğruluğu, verimliliği diğer komşular tarafından gözlemleyince beş on yılda bütün çiftçiler bu uygulamalara dört ele sarıldılar. Yine okuyan, merak eden, yenilikçi düşüncelere, önerilere açık olan Hüsmen Dallı, Hüsmen Çavuş kazanmıştı: -Kendi diyarına bir katkı ve aydınlık getirme çabalarını…

   Bir başka yenilikçi Karacakılavuz insanı Nagihan Gökçil’dir.Nagihan Hanım,Karacakılavuz insanının öykülerini,sembollerini ulusal ve uluslar arası seviyeye taşımış bir başka nitelikli insanımızdır.Koç Grubu Şirketleri içinde 20 yıl çalıştıktan sonra emekli olmuştur.Lavanta çiçeğine duyduğu ilgiyi,merak edip araştırmış ve kendi doğduğu topraklarda bir başka ilk-öncü olarak 2012 yılında ilk lavanta ekimi yapmıştır.

   İlk olarak 5 dekarlık yer eken Nagihan Hanım, yaptığı işte hem öncü, hem başarılı olmuş,11 yıl lavanta hasadı yaptıktan sonra lavanta tarlasını yenilemek için sökmüş ve tarlayı dinlendirmek için bir yıllığına; nohut, fasulye, patates gibi ürünler ekmiş ve çok verim almıştır.

  İçinde bulunduğumuz yıl, yani 2023 senesinde aynı tarlayı tekrar lavanta ekmeyi planlayan Nagihan Gökçil,53 yaşında gözlerini yummuş, edebi diyarlara belki de bambaşka yeniliklere doğru uçup gitmiştir…

   Uçup gitmeyen şeyler ise; öncü heyecan içinde yenilikçi uygulamalar, üretimler, çalışmalardır. Belki de yazı yaşamımın sırrı da buradan geliyor; iyiye, dönüşüme, yaşadığım yere ve yaşam bir şeyler katmak, katkı yapanlara el ve kulak uzatmak; fazlasıyla değerli, kıymetli ve sıra dışı bir şey…

   Bu çalışmamda bana katkı sağlayan kişi de yetenekli Karacakılavuz insanlarından birisi Yaşar Dallı’dır. Meraklı, öğrenme tutkusu olan, yaşadığı yere, geçmiş ile geleceğe saygı ve sevgi besleyen ve bugünü onurla selamlayan bir değerimiz…

 Güven SERİN 



14 Kasım 2023 Salı

KARACAKILAVUZLU NAGİHAN GÖKÇİL'İ KONUŞTUK

 

Kendi sitesinden alıntı



           KARACAKILAVUZLU NAGİHAN GÖKÇİL’İ KONUŞTUK

  Yazma sanatını tam da bu yüzden seviyor, çok önemli ve değerli buluyorum. Kopuk, kopmuş hafızaları, kültürel, sosyal yakınlıkları ve diğer nesillere aktarılacak öyküleri kucakladığı, sakladığı, yaşama; renk, ses, soluk kattığı için…

  Nagihan Gökçil Tekirdağ Karacakılavuz kökenli, İstanbul’da yaşamış, son yıllarını Karacakılavuz’a gelip, Tekirdağ’da ilk lavanta ekimini başlatmış marifetli bir kadın…

   Ölümünden altı gün sonra,12 Ekim 2023 günü, yine aynı yerin aydın insanı Yaşar Dallı sayesinde haberdar oldum. Yaşadığı yıllarda tanıma fırsatı bulamadığım, daha sonra tanıyıp sevdiğim, saydığım marifetli, iyi yetişmiş, nitelikli insanlarımızdan birisi…

   Yaklaşık bir ay önce Habertrak Gazetesi, Sığdaki Derinlikler isimli köşemde; “ Nagihan Gökçil: Marifet ve Gülümseyen Bir Yüz “ başlığı altında çıkan yazı, genç yaşta, yaşama doymadan, bıkmadan, kalan zamanlarını tabiat ile bütünleşerek lavanta üreten bir insanın birkaç yılını anlatmaya çalıştım. Yazı, gazetemizden sonra birkaç yerde daha yayınlandı.

    Mailime bir mesaj gelmiş. Maili biraz geç okuduğum için, mesaj sahibi görmediğimi düşünüp facebook adresine de aynı mesajı yollamış;

 “ Merhaba Güven Bey, talebimi kabul ettiğin için teşekkür ederim. Geçtiğimiz günlerde Nagihan Gökçil ile ilgili değerli bir yazı kaleme aldınız. Öncelikle bu yazı için çok teşekkür ediyorum. Nagihan 25 yıl öncesinden iş arkadaşımdı. Çok keyifli iş arkadaşlığı dönemi geçirmiştik. Daha sonraları görüşme imkânım olmadı. Tesadüf vefat ettiğini öğrendim. Google’de arama yaparken sizin yazınıza denk geldim. Kendisiyle ilgili görüşmediğimiz dönemde yaptığı birçok faaliyeti, bu yazı aracılığıyla öğrendim.”

   Uzunca bir mesaj,25 yıl önce başlayan iş arkadaşlığı, çeyrek yüzyıl sonra sevdiği bir arkadaşın ölümü üzerine okunan bir yazı ve geri bildirimi, insan denen canlının dostluğa, arkadaşlığa, saygı ve sevgiye yazgılı olduğunu da çok güzel anlatıyor.

  Kısacası, yazımız yayınlandıktan sonra okuyan ve bu mesaj üzerine bana gönderdiği telefonu arayıp konuştuğum Salih Bey, Ekim ayı içerisinde ölen arkadaşının manevi huzurunda, yoğun duygular içinde uzunca bir sohbet sonucu isteği, 25 yıldır görmediği arkadaşının mezarını ziyaret etmek. Ve üretim yaptığı, birlikte lavanta yetiştirip hasat ettiği iş arkadaşlarıyla Nagihan Gökçil’in belki de son anlarını, son isteklerini bilmek, uçsuz bucaksız evrenin karşısında düşünen, üreten, belleğinde anılara yer veren insanın bir yerde daha da insan olma telaşı ve hüzünlü heyecanıdır…

   Bu konuşma, Nagihan Gökçil’i hiç tanımadığım halde, onun ölümünden önce ve sonra tanıyan insanlara, onunla tanışıp arkadaşlık yapanlara manevi, edebi ve sosyal bir katkı yaptığını geri bildirimlerden biliyorum. Konuştuğum Salih Bey; “ Gazetede çıkan Nagihan Gökçil yazınızı 25 kişiye, ortak arkadaşlarımıza yolladım.” Deyince, yazma amacımı, gönüllü yolculuğumun manevi ve kültürel besinlerinin ne olduğunu, eşsiz bir zenginlik olduklarını bir kez daha sorguladım!

  Bir başka şeyi Nagihan Gökçil’in genç yaşta ölümü ve geride bıraktığı temiz ve duru geçmişi sorgularken düşündüm! Nagihan Gökçil, İstanbul, yani büyük kent yaşamında kendine göre huzurlu, neşeli bir düzen kurmuşken, niçin Karacakılavuz’a dönmüş ve ilk kez Lavanta çiçeğini yöremize getirme onurunu, heyecanını yaşamış ve yaşatmıştı?

   Aradığım cevabı tam olarak bilemeyeceğim. Sadece, hastalıkla yüzleşen, iyi eğitim alıp, en iyi şehirleri, ülkeleri gezen, gören bir insanın sağlığına ve onun özündeki pınara en temiz şifa ve onarıcı besinlerin toprakta, belki de babasının doğduğu topraklarda Karacakılavuz’da olacağına karar verdi.

  Dikkat ederseniz lavanta gibi insana huzur veren mor ve pembe renklerin karışımı olan, kokusuyla sanki evrenin derinliklerine bir yolculuk daveti çıkaran lavanta bitkisine dört elle sarılmış. Sadece eken bir çiftçi değil, onun yağını çıkartan, onun diğer insanlar tarafından daha da çok tanınması için bir sürü emek ve hazırlık içinde olduğunu öğrendim.

  Lavanta bitkisinin güzeliği, sadeliği, yenilenmeyi simgelediğini biliyoruz. Nagihan Gökçil de ona yapışan illetin defedilmesi için lavanta, toprak ve çalışkan insanların diyarına, kendi topraklarına belki de bu yüzden gelmiş, dupduru, taptaze ve unutulmaz izler bırakarak, ruhsal bir yenilenme içinde; ebedi yolculuğa, lavanta renkleri, kokuları ve şifaları içinde uçup gitmiş…

 Güven SERİN 







27 Eylül 2022 Salı

DAĞLI KARDEŞLER'İN MUTLU GÜN ve GECESİ

 

İNTERNET



İNTERNET

    DAĞLI KARDEŞLER’İN MUTLU GÜN ve GECESİ         

      

  Tekirdağ Süleymanpaşa Karacakılavuz deyince ilk akla gelenler; halı, kilim dokumaları yanında üreten ve çok çalışan insanların diyarı, sözleri-düşünceleri olacaktır.

   On altı yıl öteye gidersek, bu düşüncelere, Karacakılavuz ile öne çıkan tanıtımlara bir şey daha eklendi. Sadullah Dağlı ile kardeşi Çetin Dağlı’nın Dağlı Kardeşler markasını yaratmaları, henüz çok yeni olduğu halde, şehrimizin, bölgemizin göz nuru, baş tacı konumuna gelen üretimlerinin en başında gelir: Dağlı Yoğurt, Dağlı Ayran, Dağlı Peynir ve Süt…

  Dağlı Kardeşlerin biraz daha geçmişine inersek, bir başka üretici ve esnaflık yapmış insana ulaşırız: Dokuz kardeşin-evladın babaları Salih Dağlı çıkar karşımıza. Evlatlarına bıraktığı büyük miras; koşulsuz çalışmak, üretmek ve her ne yapacaksanız en iyisini, en güzelini yapmaları olmuştur…

  Sadullah Dağlı, Çetin Dağlı ve diğer kardeşler, ablalar ve yeğenler bu; “Baba, Dede” desturunu bir ilke belledikleri için şimdi, ikinci ve üçüncü kuşak bu yolda emin adımlarla ilerliyorlar. Rahmetli Salih Dağlı,1960 yılların etkin esnaflarından olmakla birlikte Tekirdağ’ın tanınmış esnafları Halil Aytaç, Osman Tırpancı ile kurmuş oldukları ticari yakınlık, dostluklara dönüşmüştür.

  İkinci kuşağın kurmuş oldukları Dağlı Kardeşler Süt ürünleri, artık çok değerli bir markadır: Dağlı Yoğurt belki de geçmişte çok önemli bir marka olan Salât, yağ ürününün nasıl girmediği yer, hane yoksa yöremiz için Dağlı Yoğurt ve Ayran’ın girmediği hane yoktur…

  Gelelim üçüncü kuşağa. Dağlı Kardeşlere yaşatılan mutluluğun, büyük emeklerle, alın terleriyle ortaya koydukları sağlam kuruluşun taze kanlarından birisi; FURKAN DAĞLI ve BÜŞRA DAĞLI, toplumları, milletleri sağlam, etkin yapan ve devamlıklarını oluşturan birlikteliğe; evlenmeğe karar verdiler.

  Furkan ve Büşra Dağlı’nın mutlu gün ve geceleri; düğünleri, halkımızın yoğun ilgisiyle onurlandırılmış olup, bir başka değerli geleneğin, göreneğin de tatlarına tanık oldum. İster Karacakılavuz içerisinde yaşayanlar, isterse dışarıdan gelen misafirler hoşlanır hoşlanmaz, hemen yemek bölümüne davet ediliyor. Kurulan misafir sofraları, günün ilk saatleriyle başlıyor, gecenin son saatine kadar misafirlerini doyurmak için açık tutuluyor. Yerel tatlardan keşkek de ölmemiş bir gelenek olarak karşımıza çıkıyor…

  Orada da karşımıza bir başka Dağlı kardeş-abla çıkıyor; Gülsen Dağlı-Bayır, ortaya koyduğu ürünler, sadece damak, tat-yemek kültürüne bir şey katmıyor; misafire, insana verilen değeri de gösteriyor Karacakılavuz insanı ve insanlığa miras olarak gördükleri, bıraktıkları marifetli sunumları…

  Görünen o ki, şehirlerin, kasabaların hatta köylerimizin kalkınmaları sadece ticari başarı veya zenginlikle olmuyor. Üçüncü, dördüncü, beşinci kuşağa gitmeyen zenginlikler, Milli kaybın yanında, kasabaların, şehirlerin de gelişmesini engelliyor.

  Bu yörenin topraklarında yetişip büyüyen ve mücadelesini veren, yöresine üreterek, marka olarak katkılar yapan insanlara fazlasıyla ihtiyacımız var.

  Dağlı Kardeşler de, ihtiyacımız olan kuruluşun altına imza atmış, birinci kuşak felsefesini, çalışkanlığını çok iyi anlayıp, başköşeye insanı-hizmeti oturmuş ve ikinci kuşak derken üçüncü kuşak zenginliğine, akademik bilgilerine da kavuşmuş durumdadır.

  Yaşamına yepyeni bir değer, evlilik, mutluluk katan Furkan Dağlı da üçüncü kuşağın en önemli öncülerinden birisidir. Önce aile olmanın o büyük onurlu sorumluluğu ve sonra Dağlı Kardeşler markasını çok daha ötelere taşıma sorumluluğu onun omuzlarında olduğu gibi diğer genç, üçüncü kuşak taze kanlar; Nurdan Dağlı, Fatih Dağlı, Safa Dağlı da bu yolculuğun, birlikteliğin en önemli değerleridir.

   Gördüğüm odur ki, başarı sadece maddi olursa, tat ve tuz bırakmadan, ikinci kuşağa gelmeden tuzla buz oluyor.

  Dağlı Kardeşler, çalışma hayatının kötü senaryolarını bilerek, ticari ve sosyal yaşamın içinde kalmanın sırlarından insana hizmet ederek, bu başarıyı çok daha öteye taşıyacaklardır.

   Furkan ve sevgili eşi Büşra Dağlı’ya ömür boyu mutluluk, coşku dilerken, Dağlı Kardeşler markasını yakından bilip, tanıyıp ve tüketen olarak, şehrimiz adına onur duyduğumu da söylemek isterim.

    Dağlı Kardeşler’in tüm emekçileri; bereketiniz, neşeniz bol olsun; yüce yaratıcının en güzel sevgisiyle donatılmış olma esenliği sizlerle olsun…

 Güven SERİN