Kamera; Güven TEKİRDAĞ
AYTAÇ OY: KÜÇÜK MUTLULUKLAR
İyi ve kötü diye nitelemekten vazgeçtim! Az veya çok; kandırmacalarına ayak uyduramadım! Özgürlüğü,sınırsızlığın cahilliği olarak göremiyorum! Arayışım odur ki, milyarlık insanın milyonluk kültürlerine açım ben! Bulunduğum yeri sürekli eşeleyip bataklık yapmak yerine, ilerlediğim yerleri patikaya çevirip, insanlığıa doğru küçük adımlar atmanın heyecanını arayan bir gezginim ben.
Kamera; Güven TEKİRDAĞ
AYTAÇ OY: KÜÇÜK MUTLULUKLAR
ŞEHİR UYURKEN BİR ADAM UYUMUYOR
Şaşırmanın sonu yok bu dünyada. Laf açılınca herkes sonlu ömürlerden söz edip bir güzel “İç” çeker, ama gel gelelim, yaşamları yaşanılmaz bir hal içinde kıymık kıymık etmeden de geri durmayız…
Koca şehir uykusuna yatmışken yaşı sekseni geçmiş ( 82 ) Aytaç Oy ise izine geldiği Tekirdağ’ın sokak ve caddelerinde artık bedenini taşımakta zorlanan ayakları üzerinde; dimdik, şehrin edebi hayatı için koşturuyor.
Elinde şiir kitabı, ona söz vermiş olan insanları, bir türlü ulaşamadığı telefonlarını aramaya bıkmıyor. Yatağına hiç doymamış bir nehir gibi akıp duruyor; doğduğu, yazdığı, okuduğu, anılar biriktirdiği şehirde…
Bir haftalığına geldiği şehri bir türlü “gurbet” yerine koyamıyor. Çerkezköy Bakımevi onun şimdiki durağı oldu. Oysa Çerkezköy de Tekirdağ’ın ilçelerinden birisi; bir iki saatlik uzaklıkta…
Aytaç Oy, kendi şehrine bir hafta izin alarak geldi. Ona sorarsan;
“ Yapılacak bir sürü işim var.” Diyor. Ve işlerini bitiremediği için iznini bir hafta daha uzattı. Kolay mıdır; seksen yıl yaşadığın bir şehrin birkaç saat uzaklığına düşmek? Kalbi edebi aşkla taşan, yüce duygulardan beslenen insana birkaç bin km uzaklık gibi gelmez mi?
Aytaç Oy’un “ Yapılacak işlerim var!” dediği işler nedir acaba? Hemen söyleyeyim; eskiden basılmış kitaplarını tekrar bastırıp Tekirdağ okuyucusunun edebi sofrasına sunmak için! Sadece kendi kitaplarını değil, ağabeyi Aydın Oy’un da kitaplarını yeniden bastırıp, Tekirdağ edebi hayatına bir çeşni, zenginlik taşımak için…
Diyeceksiniz ki bu yaşta bu heyecan niye? Koca şehir uyurken bu adamcağız-ihtiyar şair niçin uyumuyor?
Hemen söyleyeyim; evrensel aşk denen şey, genlerine işleyip kanına, kaslarına, bedenine dayanak olup derman sunduğu için…
Koca şehir kütüphanenin yolunu bilmez, kitap yazmak, bir eser yaratmak nedir diye düşünmez, kendinden başka bir şeyle meşgul olmazken, yaşı sekseni geçmiş bu adam uyumuyor ve halen, yeni şeyler peşinde; sokak sokak, cadde cadde bastonu elinde koşuyor…
Lafa başlarken dedik ya şaşırmanın sonu yok bu dünyada. Yok, bu şehirde…
Şöyle sağlam bir hesap yapsak, şehrimizin, yaşadığımız yerin yararına, kendi kabiliyeti, hünerleri ve zenginlikleri eşliğinde kaç insan fayda sağlıyor diye; çok komik bir rakam, insan sayısıyla karşı karşıya kalırız!
Ya gerisi? Aman sessiz olalım! Onları bu değerli gaflet uykularından uyandırmayalım! Doğrusu çok kızarlar bize! Hatta kitap neymiş, yazı neymiş, düşünce neymiş deyip;
“ Bize akıl değil para lazım” deyip bir güzel
de canımızı okuyacak sözleri mermi gibi önce ruhumuza saplayıp yaralarlar
gönüllerimizi…
Aytaç Oy’a “Senin kitaplarını, Aydın Oy’un kitaplarını bastıracağız” diye söz verenlere de bir çift söylemek isterim;
“ Yazık ve ayıp değil mi bu insanı kandırmanız?Net,şeffaf olmak çok ucuzken,gafletin perdesine dolaşmak nasıl bir hevestir; nasıl bir açlıktır acaba?”
Güven SERİN
AYTAÇ OY’UN FARKI
(Akşam
Olur Gizli Gizli Ağlarım )
Şehrimizin şairi, yazarı Aytaç Oy Bakımevi’ne kaldırılmadan önce atölyeme birkaç günde bir uğrardı. Sıklıkla ağzından düşürmediği, söz şiire, besteye, şarkılara geldiğinde Halil Soyuer derdi…
—Halil Soyuer kimdir? Demedim. Halil Soyuer’in neredeyse 250 şiirinin çok önemli besteciler tarafından bestelenip, çok önemli sanatçılar tarafından okunduğunu bilemedim… Şöyle seslensem benim gibi başını kuma gören insancıklara;
Zeki Müren’in, Suat Sayın ve daha birçok sanatçının okuduğu bir şarkıyı hatırlatsam; “ Akşam olur gizli gizli ağlarım.” Hepimiz; “ Ah, bu şarkı mı? Ben biliyorum! Çok seviyorum!” der geçeriz.
Dikkatinize sunmak isterim; eserin bestesi; Suat Sayın’a, Güfte-sözleri; Halil Soyuer’e aittir. Yani karşı kıyıdaki komşu ilimizin, Balıkesir Havranlı Halil Soyuer’e…
Teknoloji arttıkça insanlık yalnız kalıp, niçin daha huzursuz oluyor şimdi daha iyi anladınız mı? Şehirleriyle, ülkesiyle, tarihi, kültürüyle, sanatı, sanatçılarıyla bağlarını koparan insancıkların, toplumların tam manasıyla saf huzura tutunmaları, kavuşmaları mümkün değil de ondan…
Şehrimizde doğup, büyüyen, bu şehir için edebi, felsefi kaygılar içinde gam çeken, hüzünlenip efkârlanan Aytaç Oy’un farkı budur işte…
Havran mezarlığı bir büyük şairi ağırlıyor. Servi ağaçlarının tınıları, Halil Soyuer’in bestelenmiş yüzlerce eseri eşliğinde, yaşamın damıtılmadan esenlik bulamayacak oluşunun şarkıları söyleniyor, suyu, zeytini, üreteni, Halil Soyuer’i, Koca Seyit’i olan diyarda.
Halil Soyuer’in mezar taşında kendi şiirinden, bir başka şarkı sözü yazılı;
“Yokta noksan aranılmaz
Yasa budur var eksilir
Ne tükenir sırda insan
Ne insanda sır eksilir
Hayat denen şu varlıkta
Söz yücenin pazarlıkta
Ölürsek bir mezarlıkta
Üç metrelik yer eksilir
Elden ele renkten renge
Ölüm seldir can bir yonga
Gidersek bozulmaz denge
Halil’lerden biri eksilir”
Böyle bir şey duyarlı insanların insanlık hizmeti! Sessiz, güçlü, derinden ve saf bir halde; kimi süzülerek, kimi damlayarak, kimi ise efkâr sofralarında nazikçe haykırarak…
Güven SERİN