AYTAÇ OY etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
AYTAÇ OY etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Ağustos 2024 Çarşamba

AYTAÇ OY: KÜÇÜK MUTLULUKLAR

 


                                                                           Kamera; Güven TEKİRDAĞ


                                AYTAÇ OY: KÜÇÜK MUTLULUKLAR

    Aytaç Oy kimdir, Tekirdağ için ne anlam taşıyor? Dediğimizde, telaşa, unutmaya alışmış büyük çoğunluk için koca bir sessizlik oluşacaktır. Aytaç Oy bu sessizliği, şimdi yoğun bakımda yatmış olduğu yatakta hissediyor olsa, sadece o özel gülümsemesiyle gülümser; “ Boş ver Güven, bana küçük mutluluklar yeter de artar bile!” der…

   Şehrimizin kültürel, sanat yaşamına iz bırakmış son sanatçılardan birisidir, dersem abartmış olmam…

   Muhasebeciliğin yanında, şairliği, şairliğin yanında gazete yazarlığı ve bütün bunların yanında yaşama bildik bütün ama ve fakat-lardan öte tutunmuş bir insandır Aytaç Oy.

   Kızı Ayşen Hanım aradığında ağlamalı bir sesle; “ Babam yoğun bakımda Güven Bey. Sizin onu sevdiğinizi biliyorum. O yüzden haber vermek istedim.” Düğümlenen boğazların, ruhların kalp atışlarını kaç kişi dinledi ve biliyor bilmiyorum. Öyle, yaşamın şaşmaz döngüsüne o kadar çok inanmış olsam, her gün bu konularda yazılar da yazıyor olsam, bilinçaltımdaki korkuların ayak seslerini böyle zamanlarda çok yüksek ve sarsıcı bir şekilde hissettiğimi de söylemek isterim.

   Aytaç Oy’un şaşmaz kararlılığı, Türk Sanat Musikisi ile olan bağları, yaşamın karşısında duruşu onu yakından tanıyanlar tarafından çok iyi bilinir…

   Elimde 2007 yılına ait Dilek gazetesindeki köşesinde 43.Kiraz Festivali, Küçük Mutluluklar ve Mevlana Yılı hakkında çok küçük detayları, iz bırakır bir halde, çok büyük bir hissiyat içinde, gazete ve şehir arşivine taşımış. Bunun gibi onlarca, yüzlerce köşe yazısı bırakmış geride. Hepsinde kent bilinci, sanat bilinci ve sevgisi çıkıyor gün yüzüne…

   Bir gece önce muhasebe bürosunda çalışırken TRT4’te her akşam olduğu gibi müzik dinliyormuş. Ali Şenozan’ın bestelediği sözlerinin kendisine ait şarkı “ Doyulmaz Asla Aşka” çalınmaya başlayınca aldığı mutluluk, kendisinin de her fırsatta ifade ettiği gibi;

   “ Bunlar insanı yaşama bağlayan, üretkenlik heyecanını arttıran, pes etmemesi gerektiğini uyaran ‘Küçük Mutluluklar’dandı.”

   Şehirler, tarihi, mimari değerleriyle yüceltirler. İyi mimarların eserleri, iyi yöneticilerin bıraktıkları izler ve o şehirde iz bırakmış sanatçılarıyla, şehirler diğer şehirlerden öte, gelen gören ve orada yaşayan insanlara şehir bilincini, sevebilme duygusunu daha da pekiştirmek adına zenginleştirirler.

   Aytaç Oy, şimdi; o eşsiz hissiyatı, zenginliği, yaşamı Türk Sanat Müziği hissiyatı içinde, sessizliğin hüküm sürdüğü yatağında, hep özlediği şehri Tekirdağ’a dokunuyor. Kaf Dağları ardındaki öykülerin yaratıcısı gibi, düşünerek, kıskanması bir küçük mutluluk serüvenini yaşıyor… En pasif görünen, kendinden geçmiş sanılan bir bilincin, sanatla kol kola girmiş bir halde… Belki, uçsuz bucaksız evrenin yaşam dolu gezegeninde, geride bıraktıkları şiirleriyle, gazete yazılarıyla, anılarıyla, dostlarıyla bir yerlerde buluşmak için vedalaşıyor; kim bilir…

   AYTAÇ OY, sesimizi, soluğumuzu; engin yaradılışında bulunan üst sezgi ve iletişim diliyle duyduğunu biliyorum. Seni tanımanın onuru, her gün birbirine benzeyen yüz binlerce insanı bilmek, onları izlemek, görmek, duymak heyecanından çok öte bir şey; bir değer ve bir ONUR…

 Güven SERİN 

 


24 Haziran 2023 Cumartesi

ŞEHİR UYURKEN BİR ADAM UYUMUYOR

 

Kamera; Güven


Kamera; Güven

                                    ŞEHİR UYURKEN BİR ADAM UYUMUYOR

      Şaşırmanın sonu yok bu dünyada. Laf açılınca herkes sonlu ömürlerden söz edip bir güzel “İç” çeker, ama gel gelelim, yaşamları yaşanılmaz bir hal içinde kıymık kıymık etmeden de geri durmayız…

      Koca şehir uykusuna yatmışken yaşı sekseni geçmiş ( 82 ) Aytaç Oy ise izine geldiği Tekirdağ’ın sokak ve caddelerinde artık bedenini taşımakta zorlanan ayakları üzerinde; dimdik, şehrin edebi hayatı için koşturuyor.

   Elinde şiir kitabı, ona söz vermiş olan insanları, bir türlü ulaşamadığı telefonlarını aramaya bıkmıyor. Yatağına hiç doymamış bir nehir gibi akıp duruyor; doğduğu, yazdığı, okuduğu, anılar biriktirdiği şehirde…

    Bir haftalığına geldiği şehri bir türlü “gurbet” yerine koyamıyor. Çerkezköy Bakımevi onun şimdiki durağı oldu. Oysa Çerkezköy de Tekirdağ’ın ilçelerinden birisi; bir iki saatlik uzaklıkta…

  Aytaç Oy, kendi şehrine bir hafta izin alarak geldi. Ona sorarsan;

 “ Yapılacak bir sürü işim var.” Diyor. Ve işlerini bitiremediği için iznini bir hafta daha uzattı. Kolay mıdır; seksen yıl yaşadığın bir şehrin birkaç saat uzaklığına düşmek? Kalbi edebi aşkla taşan, yüce duygulardan beslenen insana birkaç bin km uzaklık gibi gelmez mi?

   Aytaç Oy’un “ Yapılacak işlerim var!” dediği işler nedir acaba? Hemen söyleyeyim; eskiden basılmış kitaplarını tekrar bastırıp Tekirdağ okuyucusunun edebi sofrasına sunmak için! Sadece kendi kitaplarını değil, ağabeyi Aydın Oy’un da kitaplarını yeniden bastırıp, Tekirdağ edebi hayatına bir çeşni, zenginlik taşımak için…

   Diyeceksiniz ki bu yaşta bu heyecan niye? Koca şehir uyurken bu adamcağız-ihtiyar şair niçin uyumuyor?

   Hemen söyleyeyim; evrensel aşk denen şey, genlerine işleyip kanına, kaslarına, bedenine dayanak olup derman sunduğu için…

   Koca şehir kütüphanenin yolunu bilmez, kitap yazmak, bir eser yaratmak nedir diye düşünmez, kendinden başka bir şeyle meşgul olmazken, yaşı sekseni geçmiş bu adam uyumuyor ve halen, yeni şeyler peşinde; sokak sokak, cadde cadde bastonu elinde koşuyor…

   Lafa başlarken dedik ya şaşırmanın sonu yok bu dünyada. Yok, bu şehirde…

    Şöyle sağlam bir hesap yapsak, şehrimizin, yaşadığımız yerin yararına, kendi kabiliyeti, hünerleri ve zenginlikleri eşliğinde kaç insan fayda sağlıyor diye; çok komik bir rakam, insan sayısıyla karşı karşıya kalırız!

    Ya gerisi? Aman sessiz olalım! Onları bu değerli gaflet uykularından uyandırmayalım! Doğrusu çok kızarlar bize! Hatta kitap neymiş, yazı neymiş, düşünce neymiş deyip;

 “ Bize akıl değil para lazım” deyip bir güzel de canımızı okuyacak sözleri mermi gibi önce ruhumuza saplayıp yaralarlar gönüllerimizi…

  Aytaç Oy’a “Senin kitaplarını, Aydın Oy’un kitaplarını bastıracağız” diye söz verenlere de bir çift söylemek isterim;

   “ Yazık ve ayıp değil mi bu insanı kandırmanız?Net,şeffaf olmak çok ucuzken,gafletin perdesine dolaşmak nasıl bir hevestir; nasıl bir açlıktır acaba?”

Güven SERİN  

  




2 Mart 2023 Perşembe

AYTAÇ OY'UN FARKI

 

İnternet-Halil Soyuer


Kamera: Güven
Aytaç OY

                                              AYTAÇ OY’UN FARKI

               

           (Akşam Olur Gizli Gizli Ağlarım )

   Şehrimizin şairi, yazarı Aytaç Oy Bakımevi’ne kaldırılmadan önce atölyeme birkaç günde bir uğrardı. Sıklıkla ağzından düşürmediği, söz şiire, besteye, şarkılara geldiğinde Halil Soyuer derdi…

   Cehaletimi burada paylaşmak isterim sayın okuyucu. Sadece başımızı kuma gömsek iyidir; düşlerimizi, sanatın kurtarıcı olan panzehiri sayılan huzuru, şarkıların bize sarılıp koruyacak olan öykülerini, ruhlarını da gömmüşüz; bilginin çığlar halinde, şelaleler halinde aktığı bu zamanlarda…

   Bir gün olsun da Aytaç Oy’a;

—Halil Soyuer kimdir? Demedim. Halil Soyuer’in neredeyse 250 şiirinin çok önemli besteciler tarafından bestelenip, çok önemli sanatçılar tarafından okunduğunu bilemedim… Şöyle seslensem benim gibi başını kuma gören insancıklara;

Zeki Müren’in, Suat Sayın ve daha birçok sanatçının okuduğu bir şarkıyı hatırlatsam; “ Akşam olur gizli gizli ağlarım.” Hepimiz; “ Ah, bu şarkı mı? Ben biliyorum! Çok seviyorum!” der geçeriz.

  Dikkatinize sunmak isterim; eserin bestesi; Suat Sayın’a, Güfte-sözleri; Halil Soyuer’e aittir. Yani karşı kıyıdaki komşu ilimizin, Balıkesir Havranlı Halil Soyuer’e…

  Teknoloji arttıkça insanlık yalnız kalıp, niçin daha huzursuz oluyor şimdi daha iyi anladınız mı? Şehirleriyle, ülkesiyle, tarihi, kültürüyle, sanatı, sanatçılarıyla bağlarını koparan insancıkların, toplumların tam manasıyla saf huzura tutunmaları, kavuşmaları mümkün değil de ondan…

  Şehrimizde doğup, büyüyen, bu şehir için edebi, felsefi kaygılar içinde gam çeken, hüzünlenip efkârlanan Aytaç Oy’un farkı budur işte…

    Nitelikli olana, ruh ve bedenle birlikte esere dönüşmüş olanlara sanatçı duyarlılığı içinde yaklaşıp, o insanların yakınında, sofralarında, umutlarında, kadehlerinde, şarkı, şiir sözlerinde olmuş…

  Havran mezarlığı bir büyük şairi ağırlıyor. Servi ağaçlarının tınıları, Halil Soyuer’in bestelenmiş yüzlerce eseri eşliğinde, yaşamın damıtılmadan esenlik bulamayacak oluşunun şarkıları söyleniyor, suyu, zeytini, üreteni, Halil Soyuer’i, Koca Seyit’i olan diyarda.

  Halil Soyuer’in mezar taşında kendi şiirinden, bir başka şarkı sözü yazılı;

“Yokta noksan aranılmaz

  Yasa budur var eksilir

  Ne tükenir sırda insan

  Ne insanda sır eksilir

  Hayat denen şu varlıkta

  Söz yücenin pazarlıkta

  Ölürsek bir mezarlıkta

  Üç metrelik yer eksilir

 

  Elden ele renkten renge

  Ölüm seldir can bir yonga

  Gidersek bozulmaz denge

  Halil’lerden biri eksilir”

   Demek ki damıtılmış söz-düşünce böyle bir şey… Birkaç dize, yaşamın sadece üstünü değil, her yönünü; çok boyutlu bir yolculuğun huzurlu nefesini de gün yüzüne çıkartıyor. Görülüyor ki, bunca şamatayı, korkunç kargaşayı, ancak edebi, felsefi düşünce notalarına ayırabilir, insanlığın en çıkmaz zamanlarında bir kurtarıcı gibi tüm dünyaya fısıldayabilir…

  Böyle bir şey duyarlı insanların insanlık hizmeti! Sessiz, güçlü, derinden ve saf bir halde; kimi süzülerek, kimi damlayarak, kimi ise efkâr sofralarında nazikçe haykırarak…

Güven SERİN