KRAL MİDAS etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
KRAL MİDAS etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Haziran 2022 Salı

YILMAZ BÜYÜKERŞEN'İN ŞEHRİNDE OLMAK

 


Kamera; Güven Eskişehir


Kamera; Güven 
ESKİŞEHİR YILMAZ BÜYÜKERŞEN
BALMUMU MÜZESİ

                            YILMAZ BÜYÜKERŞEN’İN ŞEHRİNDE OLMAK!

 

  Eskişehir, hemen hemen herkesin dilinden düşürmediği İç Anadolu rüyası… Bazı isimler şehirleri, ülkeleri, bazıları da dünya ile anılır. İsmin dilden dile dolaşması neyi anlatır? Tam olarak ifade etmek gerekirse; başarıyı, samimiyeti, sevgiyi anlatır, diye düşünüyorum.

  Kayseri deyince akla Osman Kavuncu geliyorsa, Eskişehir denince… Çok önemli markaları olan şehirler, o markalardan önce insanı, yöneticisi, sanatçısı, mimarı, mühendisi, şairi, felsefecisi ile anılıyor olabilir. Nasıl ki Mevlana dersek, Konya başköşeye oturursa, Akşehir deyince Hoca Nasreddin gülümserse bize; Eskişehir denince bildik cevap; Yunus Emre,Kral Midas ve Yılmaz Büyükerşen geliyor akla…

  Yılmaz Büyükerşen’in Balmumu Müzesi ve ünü müzesinin bulunduğu şehrin çok ötesine aşalı çok oldu. Her ünlenen mekânlar, eserler gibi Frigya gezisi sırasında Balmumu Müzesi beni de kendisine çekti.

  Şaşırdığımı söylemeliyim. Müzenin giriş kapısında sıra bekleyen bir sürü insan vardı. Oysa koskoca arkeoloji müzesinde sıra filan yoktu. Genci, yaşlısı, yerli veya yabancı turisti, her yaştan ve farklı şehir, ülkelerden bir sürü insan, merak, neşe içerisinde sıranın kendisine gelmesini bekliyordu.

  Müzeler, kütüphaneler pek kuyruk oluşturmazlar. Neredeyse, toplu öğrenci ziyaretleri ve bildik o büyük eserler harici büyük çoğunluğunda aynı anda birkaç kişi zor görürsünüz. Aynı yoğunluğu, farklı neşeyi Sabancı Müzesi’nde Picasso ve Rodin sergilerinde gördüğümü de burada not düşmeliyim.

   Gelelim Eskişehir Yılmaz Büyükerşen Balmumu Müzesi’ne. Kendi sınırlarını çoktan aşmış mekânda bir sürü tanıdık, ünlü insanın heykelleri orada bulunuyor. Büyükerşen, kendi sanatçı bakış açısıyla adaletli davranmış, ünlü siyaset insanlarını, sanat insanlarını, ticaret insanlarını yıllardır devam eden mücadelesiyle zanaat ve sanatın hünerli elleriyle onurlandırma işini, mekânsal alana taşıyarak yaşadığı şehre apayrı hizmet, kazanım yolunu açmış…

  Şehirlerin turizm hareketleri birçok zenginliğin bir araya gelmesiyle derinlik kazanır. Müzeler de böyle zengin derinliklerin en başında geliyor. Odun Pazarı Evleri, kendi sunumunu, insanlara mimarlığın, dinlenme, eğlenme ve tat alma seçeneklerinin farkını sunarken, Balmumu Müzesi de bu ayrıcalıklı yerde önemli pay, başarı ortaklığına imza atmış görünüyor.

  Müzenin giriş ücreti 25 TL. Ücretsiz olduğu halde birçok müzenin çok az gezildiğini biliyor, duyuyor ve tanıklık ediyoruz. Müze duyarlılığının eksikliği iyi araştırmalarla ortaya konula bilinir. Müzelerin sunumlarının her yaşa hitap etmemesi, sönük, heyecan içermeyen eser veya objelerle doluluğu da sebepleri arasında sayıla bilinir.

  Eskişehir Balmumu Müzesi ise bir başka tezatlığı, canlılığı, insanların kutsal alanları gezerken duyduğu o hazzı yaratmış gibi geliyor. Neden derseniz, gördüğümü amatör bir dille anlatmak isterim.

  Yılmaz Büyükerşen isminin efsane oluşu, on veya yirmi yıl önce başlayan bir çalışmadan kaynaklanmıyor. Çok ötelere, yaşadığı şehri daha ilk gençlik yıllarından beri benimseyip, daha ileriye çıkartmak için çalışmaların karşılığı, aslında onun kurmuş olduğu, bir şehrin şimdiki zamanı ile geleceğine bırakacağı felsefeyi de aktarıyor…

  Mesela, müzede yaklaşık 170 eser olduğunu düşünürsek, bu eserlerin bildik ünlü insanları temsil ettiklerini de söyledikten sonra o insanlara ne kadar benzeyip benzemediklerini anlamak istiyorsunuz!

  İşin garipliği de burada başlıyor. Başkanın-sanatçının eserlere olan emeği, müze düşüncesi tartışmasız bir şekilde büyük alkışı, kıymet bilmeyi hak ediyor. Görüp de kendi kendime fısıldadığım şey, belki de müzeyi gezip gören her insanın da fısıltı halinde söyledikleri olabilir.

  Bazı heykeller sahiplerine, temsil ettikleri kişiliklere muhteşem derece benziyorken, bazıları ise neredeyse o kişileri komik, hatta trajikomik derece temsil ettiğini düşündüm. Acaba; sanatçının, siyasetçi rolü, üstlendiği sorumluluklar, belli zamanlarda sanatına yoğunlaşmasını mı engelliyor?

 Nasıl derler, on parmakta on marifet tamam da, yorgunluklar sanatın özüne haykırı bir dalga da getirmişe benziyor. Moğolların efsane sanatçısı Cahit Berkay’ın katıldığı bir söyleyişi de yeniden aşk şarkısı yazıp yazamayacağı sorulduğunda;

—Bu yaşta âşık olursam tabi ki yazabilirim. Hissetmem lazım aşk şarkısını yazabilmek için. Ama ticari olarak elbet her zaman yazabilir, yapabilirim…

  Öyle sanıyorum ki, Yılmaz Büyükerşen bazı balmumu heykellerini yayarken çok ama çok iyi hissetmiş. Bazıları ise “ yapmak” için yapmış…

   Son sözler ise, müze çoktan diğer müzelerin önüne geçmiş. İnsanlar; genci, yaşlısı, yabancısı, yerlisi eksik olanı değil, bu işin samimiyet, istikrar içinde yapılmış olduğunun kredisini çoktan açmışlar Büyükerşen’e…

 Güven SERİN 

 




24 Nisan 2019 Çarşamba

BAŞLAYALIM,ÇANLAR ÇALINSIN


Efsane bu;yaşamın içinde gezinmeyi sever;belki de
yaşam dediğimiz şey;bir rüya alemi efsanesinden 
başka bir şey değil..



W.Shakesperare'ye,Tiyatro Pera'ya,Nesrin Kazankaya'ya
TEŞEKKÜRLER

                                   BAŞLAYALIM, ÇANLAR ÇALINSIN


   Bu çalışmam için, kadim zamanlara kadar uzanacağım. Bir kralla, bir sanatçıyı; iki bin beş yüz yıllık geçmişi, edebi dille harmanlamayı düşünüyorum.

  Kır Tanrısı Pan ile Apollon arasında yapılacak çalgı çalma yarışında, jüri üyelerinden birisi Kral Midas’tır. Oyunu, Kır Tanrısı Pan’dan yana kullanır.


    Kralımız, tüm dünyanın bildiği kral; Kral Midas’tar. Bizim yaşadığımız ülkede yaşamış, bizim çektiğimiz sıkıntıları, neşeleri, yarışları, kavgaları görmüş. Üstelik o zamanın tanrılarından Apollon’a ters düşmüş, onun öfkesini kazanmayı başarmıştır. Bu öfkenin sonucu; Tanrı Apollon tarafından Midas’un kulakları eşekkulağına dönüştürür.

  Sanatçımız ise, oyun yazarlığının tahtına oturmuş, tüm zamanların şampiyonu olma erdemiyle yola çıkmıştır. Seslenişi; yücedir! Yarattığı karakterlerin kavgaları, aşkları halen devam etmektedir; zamanlar arası yolculuğu hak eden kişi; SHAKESPEARE…

  O da, Kral Midas gibi heyecanlı, korkusuzdur. Onun oyuncuları, tüm insanlık adına seslenir; Midas’ın başına gelenin, tüm insanlığın sorunu olabileceği gibi…

  Shakespeare’nin şarkıcısı; ” Sevda nerede doğar; söyle. Kafada mı yoksa gönülde mi?” Çözemediği sorununa cevap ister; ortalığı inletir durur.


  Artık, Kral Midas’ın bir sırrı vardır. Eşek kulakları! Bunları saklamak için o günün Frig şapkalarından faydalanır. Nereye gitse o şapkalardan birisin başına takar.

  Shakespeare’in şarkıcısı ise Baş Tanrı Zeus’u kızdıracak kadar cesaretli; hiç durmadan aynı şeyi tekrarlar; “ Sevda nerede doğar?”

  Şarkıcının yaptığına bir bakın! Midas, kulakları derdinde; şarkıcı ise kalbinin derdine düşmüş…

  Şarkıcıya bir deste gelir; büyük kalabalığın uğultusu göğe yükselir; “ Cevap ver, cevap ver.”

  Bu uğultuyu, Kral Midas iki bin yıl öncesinden işitmişcesine kırmızı Frig şapkasıyla eşek kulaklarını daha da örter. Midas’ın bir sorunu vardır. Saçları uzamış, berbere gitmesi gerekir. Kırmızı Frig şapkasını çıkarttığında berber şaşırır; korkar. Kral Midas, berbere yemin ettirir. Kralın eşekkulaklarını kimseye söylememesi üzerine…

  Oyuncu Shakespeare’nin oyuncu karakterleri ise, geçmişten gelen bu sesi duymamışlar gibi; “ Cevap ver, cevap ver.” Diye, sırrı duymak isterler. Bütün sırları açığa çıkartmak için çabalarlar.

  Berber Kral Midas’ın eşek kulaklarını kimseye söylemeyeceği için yemin etmiştir. Yeminin ağırlığı altında kırlara gider. Etrafında kimsenin olmadığını görünce, Frigya sazlıklarına sazlıkları’na fısıldar; “ Kral Midas’ın eşek kulakları var!”

  Shakespeare’nin oyuncuları da, şarkıcıya istedikleri cevabı söyletirler;

“ Sevdanın doğduğu yer gözlerde, onun güzel bakışları besler.” ,”Arzular gençken ölür. Ölen sevdalar için yas tutalım, başlayalım.”

  Kalabalık, büyük uğultu, yeterli bulmaz; “ Cevap ver, cevap ver!”

Berberin sazlıklara, kimsenin olmadığı tabiata seslenişinde, bütün sırrı tabiat dediğimiz şey; sazlar öğrenir.

  Sazlar büyür, iyice olgunlaşır ve her rüzgâr estiğinde; bu sır tekrarlanır; “ Kral Midas’ın eşek kulakları var”

  Shakespeare’nin oyuncuları da şarkıcının sevda hakkında söylediklerinden ikna olmuşa benzer;

“ Çanlar çalınsın, Çanlar çalınsın; başlayalım.”

  Görüyorsunuz, bütün başlangıçlar, büyük sahneye yakışır bir oyunun parçası. Her daim, seyirci, yazar, oyuncu, yönetmen; görevlerinin başında bekler; alkışlar yapılsın; alkışlar yapılsın; eller acıyana dek…


 Güven Serin