ORTACAMİ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ORTACAMİ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Mayıs 2026 Salı

MAHALLENİN MASUM YÜZÜ: SİBEL

 

                               MAHALLENİN MASUM YÜZÜ: SİBEL

    Dağların fotoğrafını yıllarca çektim. Sislerin içindeki vadileri, rüzgârın eğdiği ağaçları, yağmurdan sonra parlayan taş yolları, çimenleri, çalıları, otları… Ama insan bazen en yakınındaki güzelliği görmüyor. Ya da görse bile, onu bir kareye sığdırmayı erteliyor.

  Sibel’i tam yirmi altı yıldır tanıyorum. Aynı sokağın yağmurlarını gördük, aynı kaldırımlardan geçtik, aynı mahalle sesleriyle büyüdük. Fakat geçen güne kadar fark ettim ki; yıllardır yakınımızda duran o güzel yüzü bir fotoğraf karesine emanet etmeyi hiç düşünmemişim. Bu düşünce karşısında biraz utandığımı saklayamam…

  Sibel’in yüzünde sihirli bir şey var sanki. İnsanı rahatlatan, dünyaya ait olmayan bir şey sanki. Çocukluk gibi… Kirlenmemiş bir bakış gibi… Bir insanın içinden kötülük hiç geçmemiş gibi…

  Onu mahallede gören bilir; kimseyi ayırmadan selam verir. Bütün sokak, hatta birçok sokak onun tanıdığıdır. Geçen bir yabancı da olsa, Sibel’in dünyasında mutlaka bir insandır önce. Belki de bizim unuttuğumuz taraf tam budur…

  Anne babasını yıllar önce kaybetti. Onları hatırladığında ağlayışı insanın içine oturur. O gözyaşı, büyümüş insanların alışkanlık haline getirdiği ağlamalara benzemez… Sanki içindeki çocuk hâla annesini arıyor…

  Ama hayat ona güzel insanlar da bırakmış; ablasıyla eniştesi ve erkek kardeşi… Bir kardeşten çok anne baba sabrıyla bakıyorlar ona. Zaten insan bazen kan bağıyla değil, merhameti kadar aile oluyor.

  Bizim da aramızda yıllardır değişmeyen küçük bir hatıra var. Bir gün şakayla karışık elimi havaya kaldırdım “Beşiktaş Beşiktaş “ diye tezahürat yaptım ona. Unutmadı ve aradan yıllar geçti. Beni ne zaman görse sağ eli büyük bir coşkuyla havaya kalkıyor; sözcükler çıkmasa da o heyecan, o ses, çocukça sevinç her şeyi anlatıyor.

  Bir de duaları vardır Sibel’in… Elleri göğe açılır. Kendince bir şeyler söyler. Ama insan anlıyor; orada kötü bir niyet yoktur. Sadece sevdiği insanların başına kötülük gelmemesini isteyen tertemiz bir kalp var…

  Mahalleleri mahalle yapan şey de burada kendini ortaya koyar. Binalardan çok öte, mahalleye ruhunu katan insanlar, sihirli bir dokunuşla mahallenin koruyucu meleği gibidirler. Sibel gibi; o Ortacami’nin,Eskicami’nin,Hasan Bey Sokak’ın koruyucu meleği gibidir…

  Sibel için çok şey söyleyebilir, yazabilirim. O bir sokağın, bir mahallenin vicdanı gibidir dersem, bir yudumcuk onu anlatmış olabilirim sadece…

   Onlar eksildiğinde geriye sadece beton kalır…

    Şimdi dönüp hatıra olarak çektiğim, çektirdiğim fotoğraflara bakıyorum. Dar ve eski bir sokakta duran sade bir insan görünür birçok kişiye. Ben ise başka bir şey görüyorum:

Dünyanın bütün sertliğine, hoyratlığına rağmen içindeki çocuğu kaybetmemiş bir yüz…

  Ve galiba bazı insanlar, bu dünyanın hâla tamamen kirlenmediğinin sessiz kanıtı oluyor…

   Doğada çok bulundum. Çok gezdim, dağların saklı vadilerinde, antik zamanların kervanların kayalara oyulmuş ayak izlerinde… Gördüğüm şudur: Doğa kendini hiçbir zaman saklamıyor. Dağ güzelse olduğu gibi görünür. Ama insanın güzelliğini fark etmek için bir yudum vicdan lazım…

   Bayramınızı; merhamet ve adalet duygularınızın her daim dengede kalması dileklerimle kutluyorum; KUTLU OLSUN…

 Güven SERİN


 

  



17 Aralık 2025 Çarşamba

AĞAÇ MI İNSAN MI?

 



AĞAÇ MI İNSAN MI? YANLIŞ SORU… ASIL MESELE PLANSIZLIK

   Mahallelinin başına dert olan kavak ağaçlarından söz edeceğim bugün. Tekirdağ Eski-Ortacami Mahallesi, Yunusbey Caddesi üzerinde bulunan irili ufaklı on taneye yakın kavak ağacı, bir süredir burada yaşayanların ortak derdi haline gelmiş durumda.

   Üstelik bu ağaçlar, Eski Devlet Hastanesi’ne sadece yüz elli metre mesafede. Yahu bu cadde sadece mahallenin değil; şifa aramak için hastaneye gelen yaşlıların, çocukların, solunum rahatsızlığı olan hastaların, hamilelerin de yolu.

   Bir zamanlar gölgeleriyle sevilen bu ağaçlar, özellikle yaz aylarında yaydıkları yoğun polenler nedeniyle bugün ciddi bir halk sağlığı sorununa dönüşmüş durumda. Allerjik rinit, göz yanması, nefes darlığı, astım hastalıkları… Bunlar artık tıbbi literatürde yer alan, bilimsel olarak kanıtlanmış etkiler. Kavak polenlerinin, özellikle hassas bünyelerde solunum yollarını tetiklediği bir gerçek.

 Şimdi halkımızın sağlığı adına soralım:

   Şifa aramak için hastaneye giden bir insanın, daha kapıdan içeriye girmeden nefessiz kalması hangi şehircilik anlayışının sonucudur?

   Mahalleli işi gücü bırakmış, çalmadığı kapı kalmamış. Dilekçeler verilmiş, başvurular yapılmış.

“Bu ağaçlar burada yaşayanların ve hastaneye gelen insanların sağlığını olumsuz etkiliyor”  denmiş. Ancak her kurum, her yetkili bu sorumluluğu bir başkasına havale etmiş.

   Benim için bir ağacın kesilmesini istemek, insanın kendi gölgesini baltalaması kadar zor şeydir. Ağaç; bu topraklarda sadece yeşil değil, kültürdür, hafızadır, nefes demektir. Ama bunu da açıkça söylemek gerekir:

Ağaç sevgisi, akıldan ve bilimden kopuksa fayda değil zarar üretir.

   Kavak ve söğüt gibi ağaç türleri; yüksek polen üretimi olan, alerjik etkileri güçlü türlerdir. Bu nedenle modern şehircilikte hastaneler, okullar ve yoğun yerleşim alanları çevresinde bu türlerin tercih edilmemesi gerektiği açıkça bellidir. Gelişmiş ülkelerde bu tür ağaçların, yerleşim dışı kuşaklarda değerlendirildiğini öğreniyoruz. Şehir merkezlerinde ise düşük polenli, yerel ve insan sağlığıyla uyumlu türler seçilir.

   Bizde nasıl oluyor?

Plansız dikiliyor. Sahilde, dolgu alanda bulunan kavak ağaçları, yaz boyunca, binlerce insanın geldiği, gezdiği, hoş vakit geçirmek istediği zamanlarda kaç kişiye eziyet çektirdiğini herkes görüyor, biliyor bir görmesi gerekenler göremiyor…

Sorun çıkınca görmezden geliniyor.

İnsanlar nefes almaz hale gelince susuluyor.

   Şehirler insanlar için vardır. İnsanlar şehirlere niçin göç eder? Daha huzurlu, dağa sağlıklı, daha mutlu yaşamak için.

   Ama bugün şehirde ne varsa sanki insanlara mutsuzluk için var.

Trafik var, nefes yok.

Kaldırım var, yürümek zor.

Hastane var ama yolu hastalığa açılıyor.

   Buradan yetkililere, Eskicami-Ortacami Mahalleleri Yunus Bey Caddesi sakinleri adına sesleniyorum:

Eğer bir çevre unsuru-İster beton, ister ağaç olsun-İnsan sağlığına zarar veriyorsa, bunu görmezden gelmek doğayı korumak değil, vicdan meselesidir.

Bu çağrı;

Tekirdağ Büyükşehir Belediyesi’ne,

Süleymanpaşa Belediyesi’ne,

Tekirdağ İl Sağlık Müdürlüğü’ne,

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü’ne yöneliktir

   Eski Devlet Hastanesi’ne yüz elli metre mesafede bulunan bu kavak ağaçlarının halk sağlığı açısından bilimsel olarak incelenmesi; gerekiyorsa yer değiştirmesi, ya da uygun türlerle değiştirilmesi artık ertelenemez kamusal bir sorumluluktur.

   Çünkü bir şehir, hastanesine giden insanına, caddesinde yaşayan halkına nefes darlığı yaşatıyorsa;

Orada sorun ağaçta değil, YÖNETİMDEDİR.

Güven SERİN