KADINLAR etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
KADINLAR etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Aralık 2025 Salı

KADINLAR,FİLLİR ve SAİRELER

 



           KADINLAR, FİLLER ve SAİRELER:

           SAHNEDEN TAŞAN GENÇLİK, UMUT ve İNSANLIK

   Tekirdağ Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatrosu’nun yeni oyunu Kadınlar, Filler ve Saireler’i izledik. Ve daha salonun kapısından içeri adım atar atmaz şunu gördük:

Salon doluydu. Hem de öyle yarı yarıya değil; genç seyirce ağırlıklı, canlı, meraklı ve umut verici bir doluluktu bu.

 Demek ki Tekirdağ tiyatro izleyicisi gençleşiyor.

Demek ki sahne, gençlerin hayatına yeniden karışıyor.

Bu, küçük bir ayrıntı değil; bir şehrin kültürel geleceğine dair bir işarettir.

   Oyunun başarısının altını özellikle çizmek gerekiyor. Ama daha da önemlisi, üç oyuncunun adını özellikle ve ısrarla anmak bir sorumluluktur:

 Damla KAYA AZLAĞ

Kübra KİP

Pınar EFE

   Bu üç oyuncunun ortak başarısı şurada yatıyor:

 Yoktan var edilen karakterleri, sanki hayatımızın bir yerinden tanıyormuşuz gibi sahici kılmaları. Komedi perdesinin altında, insanın kişisel yalnızlıklarını, bastırılmış korkularını ve toplumsal sıkışmışlıklarını ustalıkla; hem de büyük bir ustalıkla işliyorlar.

Alkışlasak azdır. Çünkü bu sadece iyi oyunculuk değil, inandırıcı bir insan hali sunumudur.

   Oyun yazarı Yunus Emre Gümüş, metniyle bugünün insanına doğrudan temas eden bir yerden konuşuyor. Sade ama katmanlı; güldürürken düşündüren bir dil kuruyor. Gündelik hayatın sıradan denen ayrıntıları, onun kalaminden sahnede karşılık bulan bir anlama dönüşüyor.

   Oyunun adı, rastgele seçilmiş bir ad değil:

 Kadınlar, Filler ve Saireler, filin unutmaz zekâsını kadının aklıya yan yana getirerek, hayatta asıl gücün gürültüde değil; sabırda, sezgide ve fark etme yetisinde olduğunu söylüyor.

   Rejide Özen Yula imzası var.Metne hükmeden değil,metni açan; oyuncuya alan tanıyan bir yönetmenlik anlayışı…Ritmi yüksek,sahne dili net.Elbette perdenin arkasında kalan,ışıkta,seste,sahne düzeninde emeği olan görünmez kahramanları da anmadan geçemem.Bu başarı,kolektif bir emeğin ürünü.

   Salon gençti. Oyunun içinde ve sonunda alkış vardı ama çok daha fazlası olabilirdi. Bunu bir eksiklik saymayalım. Bu, tiyatro seyirciliğinin zamanla kazanılan bir inceliğidir. Gençler izledikçe, sahneye emek verdikçe, alkış da derinleşecektir.

   Burada küçük ama önemli bir not düşmek gerekiyor: Tiyatro artık insanımıza daha fazla inmeli! Broşürlerle, küçük kitapçıklarla, sokakta karşılaşılan duyurularla…

  Özellikle şehrin kalbi Hasan Âli Yücel Meydanı’nda bir tiyatro gişesi, bir lüks değil, gerekliliktir… Bu bir kusur değil; toplumun sanat duygusuna duyulan saygının doğal bir sonucudur.

   Tekirdağ’ın tiyatrosu var. Bir geçmişi var. Bugün tiyatronun yanında bir de opera ve bale salonu eklenmişken, bu kültürel zenginliğin sadece inşa etmek değil, yaşatmak da hepimizin sorumluluğudur.

   Herkesin bildiği gibi tiyatro, insanın kendine baktığı aynadır. Gülerken vicdanını, susarken yarasını gösterir. Empatiyi öğrettiği gibi hayatı biraz daha katlanır kılar.

   Kadınlar, Filler ve Saireler bunu yaptı.

Sahne konuştu.

Salon dinledi.

Gençlik oradaydı.

   Ve insan, bir süreliğine de olsa, kendini daha iyi hissetti.

Güven SERİN  


 


6 Şubat 2025 Perşembe

ERKEKLERİN OLDUĞU YERDE GERİLİYORUM

 

İNTERNET

                   ERKEKLERİN OLDUĞU YERDE GERİLİYORUM

  Bu başlığı atarken o kadim sözcükle başlayacağım; “ Sözüm meclisten dışarı” diyerek…

   Bindiğimiz asansör 21 kişilikti. Son binenler arasında üç kadın bir erkek vardı. Büyük ve değerli bir kurumun çalışanlarıydılar. Uzun boylu kadın, bekâr erkeklerin eski zamanlarda peşinden koşacak kadar güzel, alımlıydı. Genç kadın çok gergindi. Bunu onlarla binen erkek arkadaşı anlamış olacak ki:

 —Gerilme bu kadar, dedi.

   Bu konuşmaların yaşandığı büyük asansörde yaklaşık on kişi vardı. Benim haricim iki erkek ve gerisi farklı yaşlarda kadınlar. Üç kadın ve bir erkek hariç diğerleri birbirini tanımayan kişiler.

 —Bu kadar gerilme diyen erkek arkadaşına uzun boylu ve oldukça alımlı genç kadın ise şu cevabı verdi:

 —Ne yapayım erkeklerin olduğu yerde geriliyorum! Genelleme yapmak istemem ama! Bir yerde asansörde bulunan biz erkekleri de “ Sözüm meclisten dışarı” diyerek gönlünü alarak konuşmasını sürdürdü:

 —Arkadaşım, salonlarda bekleşen erkekler koridorları öyle bir kapatıyorlar ki ister istemez onlara sürtünerek geçiyorum. Kendi kız kardeşleri, eşleri olunca namus timsali kesilen bu beyler, başka kadınlar için hiç horalı bile olmuyor. Nasıl bir mal toplum olduk biz yahu?

   Gel de bu genç kadının alnından öpme! Asansör her katta duruyordu. Büyük asansör olunca ağır çıktığı için genç kadının bir yerde insanlık haykırışını dinlemiş oldum. Dördüncü katta indiğim için, geri kalan sözcükleri dinlemesem de meselenin özü çoktan anlaşılmıştı bile.

   Asansörde, erkeklerin olduğu yerde gerilen genç kadını dinledikten sonra o büyük, o değerli kurumun koridorlarında, farklı salonlarında gezindim. Gözlemlerim akıl almaz bir şekilde genç kadının anlattıklarının eksiği var fazlası yok. Hele birbirini tanıyan birkaç erkek bir yere gelince, sanki kendini kaybediyor; yanından kim geçiyor! Geçebilecek mi? Haberleri bile olmuyor…

   İşin garibi ilim irfan sahibi medeni, uygar insanı ortaya çıkartmak için dinimiz ve kutsal kitabımızın ilk emri; “ Yaratan Rabbinin adıyla oku! “ Okumaya bu kadar alerjisi olan, gezmeyi görmeyi sadece birkaç fotoğraftan ibaret kabul eden toplumun erkekleri de kadınları da artık koridorlarda, salonlarda, kaldırımlarda, çarşılarda bencil bir düşün içinde sanki yüzüyorlar.

   İnanın bana neredeyse hiçliğin içinde kaybolmuş gibiler… O yüzden kimselerden yol vermesini beklemeden yol vermeyi, iyice küçük dar kaldırımlardan geçerken bıçkın bir kadının “ Bana dokundun, bana değdin” demesine fırsat vermeden, yanından geçtiğim kişilerin tarafında bulunan tutma, dokunma organım olan kolumu iyice belimin arkasına saklıyorum. Gören de folklor gösterisine hazırlanan birisi sanacak. Varsın sansın…

   Şunu ifade etmek isterim ki artık, belli eğitime, kültüre, ekonomiye sahip kadınlarımız da erkeklerimiz de evlenmek istemiyor. Bunun sebebi tam olarak araştırıldı mı? Düşen doğum oranları, yapılan evliliklerin yürümemesi; birkaç nedene bağlanamaz…

  Nezaketle, estetik değerlerle, felsefeyle, sanatla, müzikle beslenemeyen toplumun fertlerinden ister erkek, ister kadın olsun; daima şehir kültürüne yabancı, daima karşı insanlara empati-duygudaşlık kurmadan önyargı ve o kalıplaşmış alışkanlıklarıyla yaşamaya mecbur halde kendi ömürlerini öyle veya böyle tamamlayacaklar…

 Güven SERİN 

  

 

 

 

  


26 Eylül 2024 Perşembe

KADINLARA UYGULANAN VAHŞETLER HEP VARDI!

 

İNTERNET

            KADINLARIMIZA UYGULANAN VAHŞETLER HEP VARDI!

 (Hep Devam Mı Etmeli? )

     Binlerce kez taşlanan, boğazlanan, parçalara ayırdığımız kadınlarımızın önünde ne yerlere kadar eğilsek, ne de ayaklarının altını öpsek; yetmez… Hangi ırmaklarda yıkansak da arınsak: -Binlerce yıllık günahlarımızdan?

   Günümüzden 1600 yıl önce yaşamış kadın filozof ve düşünce tarihin ilk bilim kadını kabul edilen Hypatia’dan söz etmek istiyorum. Hani öğrencilerine;

 “ Yanlış da olsa, düşünmek hiç düşünmemekten daha iyidir” diyen ve o sözü,1600 yıldır,1600 kez güneşin etrafında dolanan felsefeden söz etmemiz için; düşünme yoluna çıkmaya cesaret etmeliyiz…

   Rastladığım birçok insanın biricik dertlerinden birisi; “ Artık, dolu dolu, doya doya sohbet edeceğimiz insanlar kalmadı” söylemi karşısında şaşırmıyorum. Görüyorum ki, sadece magazin ve kavganın haberleriyle yatıp kalkmanın karşılığı böyle bir kuraklık, böyle bir kısırlık yaratıyor.

  Sadece tarlalar, bahçeler, ovalar kuraklıktan yana zarar görmezler! İnsan denen canlının güncellenmesi için hareket etmesi kaçınılmaz olduğu bilinen bir gerçektir. Hareket denen o muhteşem şey, evrenin en önemli sırlarından birisi değil midir? Hep bedenen, hem ruhen, hem de zihnen hareket etmenin biricik karşılığı; öğrenmek; yani, okumak, dinlemek, gözlemlemek, seyahat etmenin yanında fikirleri diğer fikirlerle buluşturmak…

   Yaşamı boyunca hep korktu. Niçin derseniz; yine erkeklerin egemen olduğu kurumların başında güya adalet dağıtan vahşeti kalbinin köşesinde taşıyan erkeklerin saldırılarından hep korktu…

   Öğrencileriyle sınıfta buluştukları bir gün daha yaşanıyordu. Kendisine aşık olan birçok gencin içinde en baskın olan Orestes’e bir ders vermek istedi. Hypatia’nın öğrencisi olan Orestes, yıllar sonra İskenderiye Valisi olmuştur.

   Oreestes’e verdiği derse gelince; sürekli öğretmeni Hypatia’ya aşkında söz eden Orestes, diğer öğrencilerle birlikte sınıftadır. Hypatia, aklın düşüncenin, zekânın kadını olan öğretmen bu ders için şu yöntemi düşünür ve uygular. Sınıfa getirdiği adet bezini Orestes’e verir ve şu seslenişi yapar;

 “ Senin asıl sevdiğin bu Orestes. Güzelliği güzellik olduğu için sevmiyorsun”

   Hypatia çok sevdiği öğrencisine diğer öğrencilerin yanında verdiği bu ders, zaten anlatmış olduğu derslerin bir parçasıydı. Sevmeyi, sevme biçimlerini iyi anlayamamış, anlamakta ve anlatmakta zorlanan toplumların kadınlarıyla olan savaşları hiç bitmeyeceği belli değil midir?

   Kalbi kırılan öğrencisi Orestes’e ardından şöyle seslenir:

 -        Kalbini benden daha güzel bir şeye ver; müziğe…

   Güzel ve sevme algılarımızın büyük çoğunluğu kırgınlık, nefret ve bazıları vahşetle bitiyorsa; varın siz bunu; Keremlere, Mecnunlara, Ferhatlara, Leylalara, Aslılara, Şirinlere anlatın…

   Hypatia zeki, bilgili, düşünmekten çekinmeyen o güzel kadının öyküsü da kısa sürdü dostlarım. Kilisede okuyucu olan Petrus’un başlattığı öfke, toplanan büyük erkeksi, hoyrat kalabalık, eve dönen Hypatia’yı zor kullanarak Kaisarion adıyla bilinen kiliseye getirdiler. Elbiselerini soyup cam kırıklarıyla bedenini parça parça edip bir kıyıya yığdıktan sonra yaktılar. Yandı, güzelliğin, düşüncenin, zekânın sadece bedeni olan Hypatia…

   Düşünceleri, izleri, onun da öğrencilerine sıklıkla tekrarladığı esas ve kalıcı olan düşüncenin kendisi yanmadı; aklın, bilimin peşinde koşanların ezbere bildiği Hypatia seslenişleri her yerde yankılanıyor;

  “ İnsan, güzelliği bedenlerde bulduğunda bunun peşinde koşmamalıdır; bunların imgeler, izler, gölgeler olduğunu bilmeli ve neyi temsil ediyorlarsa onun peşinde gitmelidir.”

 Güven SERİN 

  


10 Mart 2023 Cuma

KADINLAR TOPLUMUN DÜZEYİNİ YÜKSELTİR

 


               KADINLAR TOPLUMUN DÜZEYİNİ YÜKSELTİR

   Toplumun düzeyi nedir? Örneğin yaşadığımız şehrimizin düzeyini konuşalım! Gün batar batmaz insanların evlerine niçin çekildiğini sorgulayalım!

   135 km sahil şeridi olduğu halde, suyollarını, deniz kültürünü, deniz turizmini tam olarak kullanamadığı için üzülmek yerine akıl yürütelim.

   Her şeyden önce tam manasıyla kırk yılda boşalan köylerimizi, eksilen kasabalarımızı, kadınlarımızı başköşeye koyarak bir kez daha gözden geçirelim!

   Göçlerin, çok hızlı boşalan köylerin nedenleri gün gibi ortadadır. Köylerimizi hızla uygar dünya köyleri düzeyine getirmezseniz, gençleri orada tutamazsınız. Sadece gençleri mi? Hayır! Kadınlarımızı da… Köy göçleri, toplum bilimcileri tarafından araştırılmış olsa, geri planda kadınlarımız vardır.

   Nasıl yani? Tarlada, bahçede, bağda çalışıp da 5–6 çocuk büyüten, hayvan besleyen nasırlı elleri öpülmediği gibi, değer bulmayan kadınların muhteşem bedel ödeme biçimidir; köylerin, kasabaların boşalması…

    Yakından tanıdığım kadınlar var. Sadece iş yönünden başarılı değiller! Evleri ekonomik olarak çökme noktasına geldiği, aileleri dağılma aşamasında ilahi güçlerini gün yüzüne çıkartıp da evlerini toparlayıp, gece ayazından sonra doğan güneş gibi doğup, aileleri yücelten, neşelendiren kadınlarımız…

   Perşembe Pazarı çalışkan, eşleriyle birlikte iş yapan kadınlarımızla dolmaya başladı. Pazaryerlerine ciddi rekabet, düzey, neşe, canlılık getirmeye başladılar. Küçük esnaflıkta da öyle; eşleri, çocuklarıyla birlikte iş yapan kadınlarımız, batmaya, yok olmaya yüz tutmuş işlerin hakkından gelip, aile ekonomilerini, sosyal hayatlarını dönüştürüp değiştiriyorlar.

   Bir pilot bölge seçilse veya başarılı kadınlarımızın öyküleri yetirince incelense, yaptıkları mucize belki de milyonlarca erkeğin kalıp haline gelmiş koşullu ve hoyrat bakışlarını da yerle bir edecek…

   Kadını mutlu olmayan, kadını iyi öğretim görmemiş toplumların huzurlu olması mümkün değildir. Olsa olsa, bezgin ve suskundurlar… Eninde sonunda üzerilerine binen yükleri, baskıları en yakınlarındaki çocuklarının KALPLERİNE aktarırlar.

  Bugünün uygar dünyasında, zengin gibi görünen, evlerin birkaç milyona satıldığı, araçların kıyamet gibi arttığı şehrimizde niçin eski mutluluklar yok?

    Kadınlarımızın buruk, yalnız, anlaşılmamış ve çok iyi eğitimlerden geçmemiş olmalarından kaynaklanmasın?

   Değişim ve dönüşüm bayrağının öncüsü kadınlar olmalıdır. Sırf eşitlik, sırf yapay algı yaratmak için değil! Yaşadığımız şehirlerin, toplumumuzun düzeyini yüceltmek için…

  Düzeyin yücelmesi; ne büyük evler, ne de büyük araçlar anlamı taşır! Şehirlerde gelişen ekonomik, sosyal, kültürel mutlulukla iç içedir. Komşuluk ışıklarını bir anda yakar; düzeyi yükselmiş kadınlar.

   Ağlayan çocukların göz pınarları birden susar; onlar önemsenir, onlara bir çeyrek yüzyıl yatırım yapılırsa…

 Güven SERİN