KARACAKILAVUZ TEKİRDAĞ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
KARACAKILAVUZ TEKİRDAĞ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Ağustos 2026 Perşembe

NAGİHAN GÖKÇİL

 


Nagihan'ın sitesinden alıntı




                  NAGİHAN GÖKÇİL: YARIM KALAN HİKÂYE

   Bugünlerde sıklıkla kurduğum cümlelerden birisidir; “ En kötüsü, insanın parasal yoksulluğu değil, zihinsel yoksulluğudur.”

  İşte bu yüzden, toplumların en büyük yoksulluğu, para yoksulluğu değil; hafıza yoksulluğudur. Çok çabuk unutuyoruz. Neden? Tekrar etmeye, hatırlamaya cesaret edemiyoruz; üşeniyoruz, korkuyoruz…

  Bir cenazeye katılıyoruz. Ölümün en saf hali içinde saflığın en doğal hallerini hissetmiş gibi bakarken, birden; daha toprağın kokusu dağılmamışken başka gündemlerin içine düşüyoruz. Bir zamanlar aynı sokakta, caddede selam verdiğimiz, aynı masada çay içtiğimiz, aynı şehrin kaderini ve sevincini paylaştığımız insanlar, sanki hiç yaşamamış gibi çekip gidiyor belleğimizden.

   Gerçek manada insan unutulduğunda ölüyor. Bugün yazmak için oturduğum bu satırlar, belki de genç yaşta yarım kalan bir hikâyenin birkaç sayfasını yeniden açma çabasıdır.

  Nagihan Gökçil’i tanımadım. Aynı sofraya oturmadık. Aynı mekânı paylaşmadık. Sesini de hiç duymadım. Ama insan denen canlı kendini bile şaşırtan, gizemle dolu olduğu için birini sevip saymak için tanıma ihtiyacı duymaz.

  Bazen birkaç fotoğraf, bazen bir dostun anlattıkları, bazen ondan geriye kalan bir film, bir kitap, bir söz… Tanımak ve sevip saymak için gerçekçi ve gönüllü bir başlangıçtır; hiç yaşlanmayacak bir kıpırtı…

  Nagihan Hanım’ı seven insanların anlatımından ve fotoğrafına bakınca gözlerinde yaşamaya çalışan yarım kalacak hikâyenin hüznünden tanıdım.

  Yaşar Dallı’nın anlattıklarıyla başlayan yolculuk, zamanla benim için sıradan bir yazı hazırlamanın çok ötesine geçti. Nagihan artık aileden birisi oldu. Her anlatılan ayrıntı, her hatıra, her fotoğraf; sanki eksik kalmış bir eserin parçaları gibi yerli yerine oturdu.

  Bir fotoğrafında kendi kurduğu lavanta bahçesinin içinde… Mor çiçeklerin içinde rüzgâr saçlarını savuruyor, yüzüne içten bir gülümseme yerleşmiş. Toprağın olduğu, üretimin karşılık bulduğu yerde; bir fotoğrafında ise avucunda dalından yeni koparılmış küçük bir nohut tanesi…

   Onun toprakla, ürünle, üretimle buluştuğunu anlatan fotoğraflarına uzun uzun baktım. İnsan emeğini, doğanın üretkenliğini ve marifeti temsil eden bir duruş içindeydi. Hastalığını iyileşme süreçlerini, doğanın yardımıyla başka umutlara taşımış, dönüşümü tamamlamış bir haldeydi.

 Nagihan, ölüme yakın olduğu hastalıkla savaştığı zamanlar dönmüştü doğduğu yerin toprağı olan Karacakılavuz’a. Yeni bir başlangıç yapmanın yanında öncü bir irade içinde… Bilgiyi, bilimi kendi vicdanı ve hür iradesiyle buluşturup, belki başka bir buluş yapmak istiyordu; bir daha doğmak, bir daha bir ömür kazanmak…

  Genç yaşta ölen insanlar, Nagihan Gökçil gibi hep aynı soruyu sordururlar:

 “Daha yapacak ne çok şeyi vardı…” Belki yeni bir proje… Belki yeni bir yolculuk… Belki lavanta tarlalarını çok daha farklı üretme ve pazarlama biçimleri; o büyülü mor renkleri, mor düşlerle buluşturacaktı…

   Hayat bunların çok azına izin verdi. Geride ise yarım kalmış bir hikâye… Hissettim şey; yarım kalan hikâyeler, anlatanlar oldukça tamamlanmaya devam ediyor; yaşayan bir öyküye dönüşüyor; ölmüşken Nagihan Gökçil gibi gülümseyen yüzler…

   Bugün Nagihan Gökçil’i yeniden anıyorsam, bunun tek nedeni genç yaşta aramızdan ayrılması değildir. Yaşadığı sürece çevresine kattığı iyiliğin, zarafetin, samimiyetin ve üretme, keşfetme heyecanın halen konuşuluyor olmasıdır. İnsan için bundan daha büyük miras olabilir mi?

   Lavantaların ömrü birkaç haftalıktır. İnsanın ise biraz daha uzun… Ama samimi bir tebessüm, bazen her ikisinden de çok uzun süre yaşar. Nagihan Gökçil’in fotoğraflarını, çabalarını, duruşunu her hatırlayışımda hep aynı şeyi hissediyorum; onu anmayı, unutmamayı yazı diliyle duyuruyorum.

   Nagihan Gökçil’i her yazışımda, her anlatışımda; sanki onu hiç tanımamış birisi gibi değil, onu çok iyi bilen, tanıyan mahalleden, aileden birini anlatır gibi konuşarak, hissederek yazıyorum.

   Biz hatırlatmaya, hatırlamaya devam edelim. Çünkü vefa, hafızanın en güzel şarkısıdır…

Güven SERİN 








19 Ekim 2023 Perşembe

NAGİHAN GÖKÇİL: GÜLÜMSEYEN YÜZ

 

Kendi Sitesi

Nagihan Gökçil 53 yaşında ebedi dünyalara
yolculuğa çıktı.

Nagihan Gökçil
Ömrü yetseydi daha kim bilir neler
üretecekti?






         NAGİHAN GÖKÇİL: MARİFET ve GÜLÜMSEYEN BİR YÜZ

    Tekirdağ’ın öz evlatlarından birisi, Nagihan Gökçil… Ekim ayı, O’nun sonsuza göç ettiği, benim doğdum ay; sonbaharın şölensi zamanlarının başladığı, rüzgârın hasat yapılmış tarlaları savurmaya başladığı gün ve geceler…

   Gerçek manada gönlünü yazı yaşamına kaptırmış olanların duygusal yoğunluğu hangi aletle ölçülür bilemem! Bildiğim bir şey var; birçok değeri ölümünden çok sonra tanıyorum! Seviyorum ve önemsiyorum. İşin bir buruk, bir de coşku yanı var!

   Nasıl mı? Buruk yanı, on parmağında on yetenek olan, düzeyli ve nitelikli yaşamış olan Tekirdağ Karacakılavuz’un öz evladı Nagihan Gökçil ile tanışamadım. Tanıma fırsatını ise bir başka Karacakılavuz aydını Yaşar Dallı sayesinde yakaladım…

   Coşku yanına gelince, Nagihan Gökçil’in Karacakılavuz, yani doğduğu yerle kurmuş olduğu bağları inceledim. Bu konuda; insan denen yüce canlı nitelikli ve sade bir yaşam sürüyorsa, sosyal medya denen dünya da izler-paylaşımlar da yapıyorsa, geriye çok önemli bilgiler, görgüler, sonradan kültüre, belki de geleneğe dönüşecek zenginlikler de bırakıyor. Kütüphanelerin en değerli kitaplarındaki saklı bilgiler gibi öğrenen ve gözleyen için, hepsi çok önemli belge değeri taşıyor…

   Nagihan Gökçil’in Facebook ve İnstagram paylaşımlarını uçsuz bucaksız sükûnet, saygı ve minnet duyguları içinde izledim. Hiçbir paylaşımını cilalamamış… Umut, üretim, öğretim dolu duyuru ve paylaşımlarına bir tek makyaj sürmemiş…

   Tekirdağ Karacakılavuz’a lavanta dikmek, lavanta çiçekleri büyüsü içinde başka dünyalara geçmek için gelmiş gibi… Tarladaki çalışmaların her anında var. Bir Mart günü tohum ekerken de, yaz sonu hasat yapmış bir insanın bereket denen yüce şeye, minnet duyguları içinde bakarken de…

   Son paylaşımlarını ölüm vakti henüz gelmeden 45 gün önce 21 Ağustos 2023 tarihinde yapmış. Lavanta tarlasını dinlendirmek adına söküp yerine ekmiş olduğu nohutlarını, Karacakılavuz yerli tohumunu şöyle anlatıyor;

 “ Yerli tohum ve tabi ki lezzetli… Nohutlarımız sonunda yemek için hazır! Denemek isteyen!”

   Patates ekerken, soğan ekerken, ektiklerinin hasatlarını yaparken; toprak ile tohum işbirliğinin her evresinde Nagihan Gökçil var. Tek kelimeyle yaptığı, paylaştığı hiçbir işte, görüntüde “Konu Mankeni” olmamış… Sonradan görmeler gibi şımarmayıp, tıpkı ektiği doğal ve yerli tohumlar gibi “Taş yerinde ağırdır” felsefesiyle, eski insanların söylediği gibi, yüzünde bolca ışıklar biriktirmiş…

   Fotoğraflarının hepsinde ürettiklerini, hayli meraklı ve başarılı olduğu el zanaatlari ile buluşma ve tanıtım anlarını, bir çocuğun saf sevgisi, kucaklaması içinde sunmuş…

    19 Temmuz 2023 paylaşımında ise lavanta, nohut, patates fotoğrafları altına şöyle bir not düşüyor;

   “ Her yerde hasat telaşı! Biz de gün doğmadan yola koyulup, nohut, patates, soğan hasadımızı yapıp, lavanta demetlerimizi kestik. Bereketli olması dileğiyle…”

   Paylaştığı fotoğrafların içinde sol elinin parmakları arasında küçük bir nohut tanesi, kabuğu henüz açılmış ve o kabuğunun içinde, saf ve tertemiz bir halde yaşam ve yaşamak için hazır olduğunu anlatıyor gibiydi…

   2020 ile 2023 arası fotoğraf paylaşımlarına baktım. Belli ki üretmek, yeni yerler gezip görmek, yeni şeyler öğrenmek için sosyal dünyaya çok fazla zaman ayıramıyordu. Sadelik, sükûnet ve paylaşıma yansıyan ruhsal duruluk içindeki sunumları, diğer yaşama yolcu olacağını bilen bir bedenin, sadece üretmek olana dikkat çekmesi, kargaşa ve yağma felsefesinden, hilebaz anlayışlardan çok ötesindeydiler…

   Yine kendisinin çektiği bir fotoğraf; lavanta dalları üzerine konmuş bir kelebek. Sanki kelebeğin kısacık ömrüyle kurulmuş bir bağ; ancak 53 yaşında 6 Ekim günü sona erecek, daha öyküsü ve öyküleri bitmemiş bir anın da anlatımıydı…

   Nagihan Gökçil 6 Ekim’de sonsuza göç ederken, ben ise gerçek doğum zamanı,12 Ekim de dünyaya gelmişim. Ekim çocuklarıyız; sonbaharın kır kokularını her yere taşıdığı, bereket denen şeyin ancak doğal kalınarak:-Alaşılır ve paylaşılır lezzet katacağını, hatırlatıyordu Nagihan Gökçil:-Kısacık Karacakılavuz, Tekirdağ, İstanbul yıllarına sığmış ömrün her aşamasında…

 Güven SERİN