ÇANAKKALE etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ÇANAKKALE etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Kasım 2025 Cuma

TRUVA

 

Kamera; Güven




                                SİNCAPLARIN BARIŞ BAHÇESİ: TRUVA         

     ( Küçük Truva Bekçileri )

 Tarih susmuş, doğa konuşuyor…

Tarih boyunca kaç kez yandı Truva? Kaç kez taş üstünde taş kalmadı, kaç kez yelkenler bu kıyılardan savaş ateşiyle geçti? Belki yüzlerce, belki de binlerce kez… Ama bugün Truva’nın rüzgârı artık savaş değil, barış taşıyor.

  Bu kez Truva’ya gittiğimizde sadece geçmişi değil, geleceği de hissettim. Yeni yapılan müze, düzenlenmiş yollar, doğayla bütünleşmiş yürüyüş alanlarıyla burası artık bir milli park; taşların değil, yaşamın da konduğu bir alan. Tarih ve doğa, yüzyıllar sonra el ele vermiş gibiydi.

  Fakat beni en çok etkileyen şey, ne müze oldu ne de Truva Atı… O eski toprağın yeni kahramanlarıyla tanıştım: Sincaplar. Meşe ağaçlarının arasında koşuşturan, ağızlarında birer palamut taşıyan küçük Truva bekçileri… Her biri, kışa hazırlanmanın telaşında; bulduğu her palamudu özel bir köşeye gömüyor ve belki de çoğunu unutuyor. O unuttuğu palamutlar, bir bahar sonra filizleniyor, kök salıyor ve yeni meşelere dönüşüyor. Böyleci doğa, tarihin bıraktığı yarayı kendince sarıyor; sessiz ama kararlı bir iyileşme bu. Bir sincabın ellerinde geleceğin ormanı gizli; unuttuğu her palamut, barışa, huzura, yeşile açılan bir kapı.

  Bir ağacın gölgesinde durup rüzgârını dinlediğimde, toprağın altından sesler geliyor gibi hissettim. Belki bir yanı hayal, belki toprağın belleği konuşuyordu. Hektor ile Aşil, o kadim savaşın sessiz tanıkları, meşelerin gölgesinde bir kez daha karşılaşıyorlardı.

Aşil: “ Sana acıdığımı bil, Hektor. Çünkü biz savaşın çocuklarıydık, barışı hiç öğrenemedik.”

Hektor: “ Acımak geç kaldı, Aşil. Toprak ikimizi de eşitledi. Şimdi sincaplar burada yeni bir orman kuruyor.”

Aşil: “ O zaman savaşın hiçbir anlamı kalmadı mı?”

Hektor: “ Doğaya sor. O çoktan kararını vermiş. İnsan yıkar, ama doğa hep yeniden başlatır.”

  Rüzgâr biraz sert esti, uzaklarda bir meşe dalı kırılıp yere düştü. Sanki Hektor’un babası Priamos, oğlunun ölüsünü getiren düşmanına baktığı an toprağa karışan gözyaşları hâla oradaydı; küçük bir su birikintisi oluşturacak kadar çok ve sonsuz… Toprak, o gözyaşlarını meşe köklerine taşımış, barışın suyuna çevirmiş.

  Truva artık bir yıkım yeri değil; bir iyileşme alanı. Savaşın bittiği yerde sincaplar koşuyor, taşların arasından meşe fidanları filizleniyor, öğrenciler cıvıltılar eşliğinde öğretmenlerinin Truva hakkında anlattığını dikkatle dinliyor. O eski lanetli toprak, şimdi yaşamın en güzel sesini taşıyor; kuş cıvıltılarını, rüzgârın hışırtısını… Yeşilin olduğu yer sadece göz için değil, ruh için de bir iyileşme alanı. Truva bunu öğretiyor insana. Yüzyıllar süren kavgaların sonunda doğa kendi yasasını ilan etmiş: “ Ben barıştan yanayım.”

   Odyessus bugün gelseydi belki meşe gölgesine oturur, sessizce özür dilerdi. Savaşlar eninde sonunda biter, ama toprak hep barışı hatırlatır.

   Ve belki bir gün, insan toprağın hafızasını öğrenir; bir sincabın unuttuğu palamutta, bir meşenin huzurlu gölgesinde yaşamın en eski sözünü-BARIŞI yeniden hatırlar.

Güven SERİN 










17 Aralık 2024 Salı

ANNELERİNİ BEKLEYEN KUZULAR

 

İNTERNET


                           ANNELERİNİ BEKLEYEN KUZULAR


  Her yer Ege ve o meşhur dağlar, tepeler… Zeytinliklerin ucu-bucu yok gibi… Dağlara yayılmış taşlar, bir film setinden, bir başka gezegenin bir köşesinden düşmüşler gibi; her yer Ege ve öyküler, mitlerle dopdolu…

   Zeytin ve üzüm, medeniyetleri var eden, ötelere taşıyan iki meyve… Yanlarına küçükbaş hayvanları da eklerseniz; alın size uygarlıkların en iz bırakan hikâyeleri…

   İda-Kaz Dağları geride kalmış, çok önceleri yürüdüğüm Sarı Kız tepesini belli belirsiz göründü. Belki bir gün yine yürürüm o çam kokan dağların tepelerini, vadilerini diye ümit ettim.

   İda-Kaz Dağları’nın belli noktasından izlemiş Truva Savaşı haykırışlarını Zeus. Kim bilir hangi gururu da yanında yücelterek baktı, uygarlıkların en güzellerinden birisinin yakılıp yıkılmasına…

  Çanakkale Ezine sınırları içinde dağların eteklerinden geriye kalan tepelere yaklaştık. Kuzuları olan ağılları bir bir geçerken yola yakın olanlardan birisinin karşısında durduk. Mutlu, sağlıklı kuzular, tepelerden ağıla yaklaşan annelerinin kokularını almışlar, kuzey doğu yönüne doğru bakıyorlardı. Sanki bir fotoğrafın, bir resmin parçası gibiydiler; öylesine donmuş, sessiz bir bekleyiş derken, yaklaşan annelerinin sıcacık memelerinden akacak sütleri daha iyi hissettiler ki, ses çıkarmaya, büyük koronun bir parçası olarak, henüz başlayan geceyi inletmeye başladılar.

  Kuzuların ağıllarının kokuları yayılıyordu etrafa. Küspe kokan ağılların, Ezine, Çanakkale peynirine marka olma onurunu yaşatan ağılların üreme, üretim kokuları her yana yayılıyordu.

    Kuzuların sesleri de öyle… Tıpkı, biraz sonra başlayacak karanlık gibi; döngünün o muhteşem eşsiz gezegeni dönecek bir kez daha kendi etrafında; 4,7 milyar yıldır döndüğü gibi…

   Kuzuların anneleri de telaşlıydı. Çan sesleri de bu telaşı destekliyor, boşluğa mistik sesler, çağrılar yayılıyordu. Bütün gün Ezine kırlarında yedikleri şifalı otları süte çevirmiş ve bu sütlerin karşılığı olan canlara ait yavrularının onları bekleyen iradesini, seslerini, nefeslerini duymuşlardı.

  İlginç bir görüntü içinde izliyordum aç olan ama tok gözlü görünen o güzel, sevimli kuzuları. Kuzu şiş yeğince övünen, damağındaki tada; övgüler düzen insanoğlu evladı olarak; sevdiğimiz canlıları, nefret ettiğimiz yamyamlık trajedisine yakın bir şekilde, beslenme kültürüne çevirmiş olmanın garip hissiyatı içinde; annelerini bekleyen, bir kez sarılsanız doyamayacağınız yumuşak yünlere sahip o kuzuları seyrettim…

  İnsanın bitmeyen çelişkileri, sürekli peşinde koştuğu erdemleri, sonsuz boşluğun karşısında kendini korumak için sarılmış olduğu inançları, destansı bir evrim içinde sürekli bir şeyleri deneyerek, kendini uzay boşluğuna savuracak günü beklemesi; sırlarla dolu olan kâinatın belki de yaşam dolu gezegenin en önemli gizemlerinden birisidir…

   İnsanı farklı kılan nice değerler, kavramlar yaratmışız… Ama hep insanın kendi yontusu içinde kendi eseri dediği yaşama hizmet anlayışı içinde; garip bir kültür…Mide emir verince her şey birbirine karışıyor…

   Kınalı kuzum diyerek, ellerine kına yakılarak savaşlara yollanılan genç delikanlılar, kınalı kuzuların özlemiyle yanan analar, hepsi iç içe girmiş insan duygularını birbirine eklemekte zorlandığım kavramlar…

    Bir yanda kuzu şişin dayanılmaz çağrısı, bir yanda da annelerini bekleyen kuzuların eşsiz bir görüntü içinde, muhteşem ve sanki dokunulmaz bir kutsiyet içinde gezegenimize saf bir şeyler ekmesi…

 Güven SERİN 

  




18 Ekim 2022 Salı

DÜNYA KADIN ÇİFTÇİLER GÜNÜNÜ KUTLADIK

 


Kamera; Güven


Kamera; Güven 

                     DÜNYA KADIN ÇİFTÇİLER GÜNÜNÜ KUTLADIK


    15 Ekim 2022 günü Dünya Kadın Çiftçilerimiz Günü nedeniyle bölgemizin çiftçi kadınları gününü kutladık. Tekirdağ Büyükşehir Belediyesi üzerine düşeni fazlasıyla yapmış, üreten kadınlarımızın büyük çoğunluğuyla konuşup davet etmiş. Bir tek şey unutulmuş! Göksel sürprizi, yağmurun bereketini…

  Sahil dolgu alanda yapılacak etkinliklere, katılımcıların ifade ettiği gibi yağmur bereketi ve kara günümüz… Bartın Amasra’da 41 madencimizin ölümü, simsiyah ve hoyrat bir rüzgâra, zindan karası bir ağıt-a; ağıtlara yükseldiği için müzikal etkinlikleri iptal edilmiş olsa bile, yağmuru olumlu, gerekli bir hediye kabul eden yetkililer, katılımcılar, sahil dolgu alanındaki kahvaltılarından sonra Tekirdağ Büyükşehir Belediyesi binasına geçtiler.

  Tekirdağ ve bölgemizin tarımı, özellikle sürdürebilir tarım faaliyetleri, aynı zamanda Dünya Kadın Çiftçiler Günü kutlaması, tam anlamıyla akıl ve lezzet işbirliğine dönüştü. Üreten kadınların olduğu her yerde ne vardır biliyor musunuz? Sadece lezzet değil, paylaşım, ikram, üreten insan zenginlikleri, sadelik, dürüstlük ve en önemlisi “Tatmazsan, almasanız kırılırım, hatırım kalır” gibi bakışların şefkati vardır.

  Tekirdağ Büyükşehir Belediyesi ve Önder Çiftçi Kadın Kolları Derneği Kadın Kolları Başkanı Bahar Yarapsanlı, Tarımsal Hizmetler Dairesi Başkanı Dr.Fatih Bakanoğulları, Mektebim Okulu öğrencileri, öğretmenleri, Ziraat Yüksek Mühendisti Hacı Aslan, Root Tarım ve Gastronomi Okulu sahibi Emel Arslan Güryıldız, büyük yeni salonu dolduran kadın çiftçilerimiz, hep aynı heyecan içindeydiler:

    Üreterek, yerine yenisin koyarak, doğayı ve insanlığı kirletmeyerek yaşamak…

  Tekirdağ Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Albayrak’ın konuşmasının en anlamlı yeri:

—Hep merak etmiştim, yeni binamızda yeni salonu ilk olarak hangi amaç için kullanacağız diye? Görüyorum ki, kadın çiftçilerimiz, üreten kadınlarımız için kullandık: MUTLUYUM…

  Konuşmacılardan birisi de; Zir. Yük.Müh.Hacı Aslan,tarımda çalışan kadınlarımızın sigortalı olanlarının sayısı % 5 ‘ i geçmediğini söylemesi,oradaki temiz yüzlü,hünerli ellerin kadınlarının başları maalesef yere eğildi…

   Görünen o ki, en çok tartışılacak konularımızdan birisidir; Tarımda çalışan, sürdürebilir tarımı devam ettiren kadınlarımızın sosyal, kültürel güvencelere kavuşturmak…

  Root Tarım ve Gastronomi Okul yöneticisi ve sahibi Emel Arslan Güryıldız da tam bu konuya, üzerine basa basa dokundu:

  “ Kendinizi, üretim becerilerinizi lütfen fark edin. Kendinize önem verin. Sizler çok değerlisiniz, çünkü insanlığın var olması için, yaşaması için üretiyorsunuz. Yılmayın ve daha çoğunu isteyin…”

   Mektebim Okulları öğrencileri ve öğretmeni ise çok önemli hazırlık yapmışlar, insan sağlığı, insanlık geleceği için önemli ve yararlı sebzelerin dertlerini, masum yüzlü, temiz sesli çocuklarla anlatma hazırlığı yapmışlardı.

   Kimi çocuk, patlıcan, kimisi hıyar-badem, biber, kavun, karpuz, domates olarak sahneye geldi. Kendi yararını, faydalarını anlatırken, genetik yapıları değiştirilen sebzelere dikkat çektikleri gibi vicdanı, aklı, duyarlılığı olan her insana iz bırakacak sözcüklerle:

—Bizi kaybetmeyin! –Uyarılarını yapan, sebzelere dil, söz, can katan çocuklar, yerli tohumların önemine dikkat çekerek, belki de dünyada patlayan endişelerin, hastalıkların, kırılmaların da ilacını, yerli tohum, üretme, deneyim ve doğallık ile olacağının en güzel uyarılarını, çocuk yürekleriyle yaptılar…

   Tekirdağ Büyükşehir Belediyesi Tarımsal Dairesi Başkanlığı’nın ilk hamlelerinden birisiydi Kadın çiftçilerimize ulaşmak. Uzatılan ellerden birisi de Elmalı Kadın çiftçilerimizdir. Onlarda oradaydı. Yaylagöne, Sarıpolat, Edirne, Çanakkale’den gelen kadınlarımız, boş ellerle gelmemişlerdi. Ektikleri, biçtikleri, yoğurdukları, pişirdikleri, evlatlarını büyütüp, insanları sağlıklı besledikleri ürünleri ve üretimleriyle gelmişlerdi.

   Sarıpolat kadıları, onlara önce olmuş kadın muhtarları Ayşe Özkan, Sarıpolat, Yardımlaşma Dayanışma ve Güzelleştirme Derneği üyeleri, başkanı, değerli katkılarıyla, inanç ve heyecanıyla yüzlerce üretici, Tekirdağ Büyükşehir Belediyesi yeni binası salonlarına apayrı bir lezzet, anı ve devamı sıklıkla gelmesi gereken öncü izler bıraktılar…

   Üreten ellere, yüreklere: Selamlarımla, teşekkürlerimle…

 Güven SERİN