AYTEN’İ MARKİZ’DE
VURDULAR
--------------------
Kim di bu Ayten?
Şairin hülyası, yaşı geç olduğu için ulaşamadığı genç aşkı mıydı; aşkından
habersiz olan Ayten?
Vurulmuştu Ayten bir
kez? Yerlere düşmüştü. Vurguna dönen şairin kendisi tarafından… Oysa bu besteyi
yapan şair, birinci vuruluşu olmayacaktı bu şiirsel acıklı tören. Oğul,
Vedat’da vuracaktı; Ayten gibi Markiz’de değil; Markiz’den aşağı uzanan Galata
Kulesi’nden boşluğa bırakacaktır kendisini; yaş aralığı yirmi üçünde…
Bilmek istediğim,
bilmekten korktuğum Markiz’e bir kez daha yaklaştım. Kapalıydı; Ayten’in
ölümüne; öldürüşüne mi ağlıyordu; yoksa büyük oğul Vedat’ın yirmi üç yaşında
tükenişine… Tadilat mazereti yapışmıştı yüzüne Markizin. 1,5 asırlık yolun
yolcusu; önce Lebon, sonra Markiz…
Ve Ayten yoktu artık
Markiz’in loş salonunda. Galata, yas tutmuyordu Oğuzcan’ın son ana kadar süren
acısına; ne Ayten’in, ne de Vedat’ın…
Ayten diye tutturan
Ümit Oğuzcan; şiirin mabedine, ne büyük bir çizik attı; Ayten’in kanı, Vedat’ın
tükenişi; sevmeye olan tutkusu ne büyük ödüldür edebi dünyanın kendisine…
Güven Serin
