TRAKYA-RUMELİ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
TRAKYA-RUMELİ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Mayıs 2020 Perşembe

TRAKYA KARŞILAMASI


İNTERNETTEN



TRAKYA KARŞILAMASI

  Zurnanın, davulun, klarnetin ritmini özlediğimiz zamanlardan geçiyoruz. Sosyal alanlardan, sosyal etkinliklerden uzak, aynı zamanda klarnet ve davulla yapılan düğünlerin azalması, bu alanda yetişen zanaatkâr ve sanatçıların da kıt hale gelmesi anlamı taşıyor.

  Klarnetin, davulun sesi, coşku, heyecan taşıdığı kadar ayrı bir hüzün taşır; Trakya Karşılaması müziğini her dinleyişimde. Belki de hüzün ile sevincin ayrı bir öyküsü var bu oyunun gizeminde! Beyaz duvaklı gelin olmanın en bilinen özelliğiydi, evlerinden ayrılış anlarının gözyaşlı halleri…
  Çingene sanatçıların hünerleridir; davulun, klarnetin, keman ve zurnanın sesleri… Bir ayrılış öyküsüyle, bir kavuşma birlikteliğinin dönüşümü, kendi içtenlikleriyle anlatırlar; çalgılara ruh katan çalgıcılar-sanatçılar. Belki, bu oyunun, ezgilerini her dinleyişimde, gelinin ve anasının gözyaşlarını hatırlıyor oluşumdur bu hüzünlü karşılamadaki hissiyatım?

  Ya Trakya Çiftetellisi? Karşılamadan sonra çiftetelliyi dinledim; ardı ardına birkaç çeşidini... Karşılamadan geriye kalan hüznü, zarifçe bir kenara itmekle kalmadı, neşeye, sosyal hayata, bir arada eğlenen insanların içine; hiç oyun bilmezleri bile oyuncu yapacak kudrete davet etti; her daim ettiği gibi…

  Nereden estiyse, dün bilgisayarımı açıp, her iki oyunun müziklerini dinledim. İlk önce Trakya Karşılaması, sonrasına çiftetelliyi! Bir güzel hüzünlenip, bir güzel coştu içimin en kuytu çocuk köşeleri… Âlimin, şairin dediği gibi;

“ Her gün bir yerden göçmek ne iyi
Her gün bir yere konmak ne güzel
Bulanmadan, donmadan akmak, ne hoş!

Dünle beraber gitti cancağızım,
Ne kadar söz varsa düne ait
Şimdi yeni şeyler söylemek lazım…”

Güven SERİN 



21 Ağustos 2017 Pazartesi

TRAKYA İNSANI CÖMERTTİR


Tam bir Trakyalı tiplemesi;teşekkürler...




TRAKYA İNSANI CÖMERTTİR
---------------------------------------

  Eğitim, doğum kontrol konularından en iyi dereceye ulaşan Trakya insanı, şimdi de ölüm törenlerinde en iyi yiyecekleri sunma telaşı içinde…

  Daha beş on yıl önceye kadar, ölünün ardından bir helva geçerliyken, şimdi, pilav, hayran, tatlı üçlemesi; yakın gelecekte bu menün çok daha ileri, iştahaçıcı seviyeye geleceğini gösteriyor.

  Süleymanpaşa Belediye Başkanımızın kış günleri, ikram çeşmeleri de bu bonkör Trakya insanı hissiyatıyla ortaya çıkmışa benziyor. Yazın, ikram çeşmesinden çorba akmıyor. Bunun yanında, yakın gelecekte Tekirdağ halkı; yazın da ikram çeşmelerinin, soğuk su, limonata, soğuk hayran vereceğinin ümitleriyle ikram çeşmesinin yakınında ki ağaçların gölgesinde bekleşiyorlar.

  Ölüm törenleri, düğünler; hepsi, Trakya insanının insana verdiği değeri ortaya koyma, var olan zenginliğin paylaşımı adına yapılıyor. Yoksa değil mi? Şüpheniz varsa; ya şimdi konuşun! Ya da ebediyete kadar susun…

  Cenaze kalkmadan önce imam;”hakkı, helalliği” sorar. Ve hep bir ağızdan, isteksiz bir korunun helalliği yükselir gökyüzüne. Helal edilmiştir edilmesine ama bir sürü şey çıkar, ölünün ardından. Küçük, büyük alacaklar; ev halkına duyurmak için gizliden gizliye, haber uçurmalar…

  Trakya insana cömerttir. Uysaldır! Uysaldır; dönüşüme yatkındır. Ölüm törenlerini bile beslenme, şükür etme ev sahipliği görgüsüne çevirdi.

 Biraz muziplik olsun diye şöyle bir düşünceyi kaleme almak istedim. Ölüm törenlerinde; özellikle yoksulların ölümlerinde, geriye kalan sağlar; çoluk, çocuk, eş için; her katılandan bir miktar yardım parası toplanma âdeti, cömertliği yapılsa; ortaya ne çıkar?

  Pilavı, ayranı, tatlıyı yedikten sonra; en az 50 TL’lik bir yardım beklense; bu törenlerin insan kalabalıkları ne hale gelir? Acaba, cenazeyi taşıyacak birileri çıkar mı?

 Her cömertliğin arkasında bir siyaset, ince bir sosyoloji olması; yine insanın değerli bir gelişim keşfinden başka bir şey değil gibi anlaşılıyor. Camilerin serin klimalı mekânlarında, elektrik, su, imamın parası cemaatten istense; zaten dolmayan camilerimizin gerçek cemaatleri nasıl da gün yüzüne çıkar; daha az olanın daha simimi görüntüleriyle karşılaşırdık…

  Trakya insanı cömerttir; artık ölüm törenleri, bir çeşitten, üç çeşide, çok yakın zaman sonra; lüks otellerde ki gibi; açık büfeye dönüşeceğini düşünmeye başladım. Belki de katılanlara ayrı bir çekilişle seyahat, araba bile verecek Trakyalı insanlarımız çıkacak.


  Cömerttir Trakyalı! Aydoğdu Mahallesine çıkıp para dağıtır. İnsanlıktır önceki amacı; sonraki ise siyasi beklenti; çok ince bir hesap; saç telinden bile… Aynı insan; cömert efendi; Aydoğdu Mahallesi çingene çocuklarının da eğitimde üniversiteye, her türlü meslek sahibi olmasını bir türlü ve ısrarla gündeme getirmez… Cömerttir; puslu, dumanlı, bol söylemli ve beklentili bir cömertlik…

Güven Serin 

18 Kasım 2013 Pazartesi

TRAKYA ÖLÜYOR MU?


Kamera; Güven  Barboros-Tekirdağ

Eskimişliği, viran-lığı da severim ben;
yeniliği,tazeliği sevdiğim gibi...

TRAKYA ÖLÜYOR MU?

  Uluslararası Tekirdağ Fotoğraf ve Belgesel Sinema Festivali kapsamında katılmış olduğum gecede gördüğüm, izlediğim, işittiğim öğretiler karşısında büyük hazlar duyarken, büyük korkular da hissettim.

  Ali Çıtak emekli bir tarih öğretmeni olmanın yanında muhteşem doğa fotoğraflarıyla, özellikle Gala Gölü çevresinde yaşayan kuşlarla yaptığı muhteşem çalışmaları tabiatın zenginliğini, renkliliğini, güzelliğini hissettirerek gösterdi.

  Filiz Balaban’ın Nepal çekimleri, fotoğraf sanatının doğallığını, bir parça amatörlüğünü de gösterdi. Ergün Karadağ ise KAPIMDAN isimli fotoğraf gösterisini hazırlamıştı. Şüphesiz her çalışma emek ister. Sabır ister. Ama en önemlisi insanı o emek ile buluşturan esas heyecanı veren sezgileri de ister…

 Ergün Karadağ plaketini alırken küçük bir konuşma yaptı. Belki de bu küçük konuşma neredeyse insan denen canlının bir yaşam unutmayacağı anlam yüklüydü. Karadağ konuşmasında şu sözcükleri ifade etti;

 “ Fotoğrafçılık işi, sanatıyla uğraşmak için illa çok uzaklara gitmek, çok pahalı bir makine almak gerektirmez. Çok yakınınızda, çok ucuz bir makine ile bile yaşamın tanıklığını yapabilirsiniz. Hepimizin, penceresi, kapısı vardır ve bu pencerelerden, kapılardan yaşamlar akar.”

 Sanatçı sadece sanatıyla değil, gerektiği zaman ön açıcı konuşmalarıyla da toplumunun önünde yer alır. Ergün Karadağ’ın fotoğraf sanatı, insanın yakınındaki güzellikleri fark ettirme adına yapmış olduğu kısacık, ama çok önemli konuşması için teşekkürümü sunuyorum.

 Gecenin en önemli gösterilerinden birisi de TRAKYA GÖKYÜZÜ İLE BULUŞUYOR çalışmasıydı. İlk önce Trakya ve çevresinin harika güzelliklerini havadan çekilmiş fotoğraflarla izledik. Güzellikler her insanın ruhunda bir şeylerin açığa çıkmasına neden olur. Tıpkı çirkinliklerin de insan ruhunda bir takım şeylerin yok olması, kapanması gibi; tam tersine bir hüzün, bir tutsaklık, korku yaratır.

  Tekirdağ Doğa Sporları ve Havacılık Kulübü olarak yapılan çalışmaların bir bölümünü izledikten sonra, çevre bilincinin, sivil dernekçiliğin, ilgi ve alakanın önemini ürpererek gördüm. İsterse bir kişi olsun; yaptığı işe inanmışsa, siyasetin gölgesinde, ticaretin yüksek karlarında dolaşmıyorsa; ortaya bir bölgenin kaderini değiştirecek işler çıkartıyor.

 A.Hamza Günalan ve arkadaşlarının yapmış oldukları çalışmalar belki de tarihe çok önemli birer belge niteliği, bugünü yarınlara bırakmakta çok önemli bir dönüşüm, fark etme çalışması olarak hatırlanacak. Havadan çekmiş oldukları fotoğraflar ve videolar çevremizin; ormanlarımızın, derelerimizin, nehirlerimizin, dağlarımızın TRAJİK durumunu da ortaya çıkartmış.

 Taş Ocaklarının büyük çevre kıyımı ancak havadan çekimlerle tam olarak görülebilinir. Hamza Günalan ve arkadaşları da büyük bir doğa bilinciyle bu işi havadan görüntülemişler. Görüntüler tam bir facia… Tuğla Ocaklarının doğayı yara bere içinde bırakışı, taş ocaklarının bitmeyen çılgın doğa tahribatları; Sanayi atıklarının kirlettiği derelerle Ergene nehrinin ölümü; simsiyah görüntüler içinde akan, kokan ve toprağa karışan artık ismi nehir ve su olmayan büyük kötülüğün lanetli süzülüşleri…

 Bu çalışmalara önemli katkı yapıp sunumda konuşan A. Hamza Günalan ellerindeki belgelerin yetkililere ulaştığını, Tekirdağ Valisi tarafından da yakın ilgi ve alaka ile bu devasa sorunların ilgi ve sorumluluk bilinciyle takip edildiğinin hatırlatmasını da yaptılar.

 Hantallaşmış bürokrasi, hiç ölmeyecek sanılan tabiatın yıllardır ölüme terk edilmesi ve artık pisliğin siyah yüzü, kokuların en iğrenci saklanamaz oluşu ve büyük ölümlerden sonra insanların bir parça ilgisini; büyük yeminlerle halklarına kurban olacak yöneticilere, memurlara belki de yüksek bir ilahi uyarı, kurumlaşmış geleceğini düşünen bir insan aklı ile bilincini uyandırır; böyle düşünerek bir parça mutlu olma, ümit ekme çabası içindeyim.

  Güven Serin