BEDRİ RAHMİ EYÜBOĞLU etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
BEDRİ RAHMİ EYÜBOĞLU etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Şubat 2024 Perşembe

DÖRT KÜHEYLAN ÇEKER ARABAMIZI

 

İnternet

Kamera; Güven

Kamera; Güven

                           DÖRT KÜHEYLAN ÇEKER ARABAMIZI

  Çalışmamın başlığı sanki mitoloji dünyası, çok ötelerden süzülüp de bugüne konmuş sözcük demeti gibi. Oysa bu sözün sahibi Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun kendisidir;

“ Dört küheylan çeker arabamızı: leke, çizgi, benek ve renk” resim sanatının özünü anlatmak ister.

  Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun liseli yıllarda okul müdürüyle yaşadığı sorunlar, neredeyse trajediyle son bulacakken, Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun “ Talihimi yenmek için ressam oldum” sözüyle, İstanbul’a geliş öyküsünü ve yeniden dirilişini de özetler…

  Dört küheylan, sanatın özü olma yarışında öne çıkıyorlar. İbrahim Çallı, Bedri Rahmi Eyüboğlu, Fikret Otyam ve Ahmet Selçuk Özbek Kızılışık, bu çalışmamın içinde ve onlara kendimi çok yakın gören bir insan hissiyatı içinde anlatacağım…

   Hepsini, tek tek inceler, anlamaya çalışırsak ortaya çıkan şey; yaşadıkları ülkeye, ait oldukları millete; sadece sanatlarıyla bağlı kalmamışlar. Kurmuş oldukları bağ, ruhlarıyla da, kalpleriyle de iç içe geçmiş ve öncü birer sanatçı-aydın olmanın yüksek erdemleriyle tüm zamanlara ait yaşama onurunu kazanmışlardır.

  Yukarıda isimleri geçen isimler sadece sanatçı olarak değerli olmaktan öte, insan yönleri, yaratıcı olmanın alçak gönüllü duruşlarıyla da kalıcılık kürsüsünde dimdik duruş sergilerler.

  İbrahim Çallı Anadolu’dan gelen ilk ressam olarak kabul ediliyor. Onun dönemine “ Çallı Kuşağı” deniliyor. Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun da ve daha onlarca ressamın da öğretmeni İbrahim Çallı’dır. Muhaliftir, sözünü esirgemez.

   Sanatçı duruşu, yetiştirdiği öğrencilerin geride bıraktıkları binlerce eser ve en önemlisi, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi, Cumhuriyet ormanının ilk sanat ağacı gibi, öteden getirdiği tecrübe, deneyim ve birikimleri, çok ötelere taşıma pırıltısı saçan bir yer…

  Yakından tanıdığım Ahmet Selçuk Özbek Kızılışık,Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun öğrencisidir.Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi öğrencisi olmuş; öğrenme ile yenilenme tutkularını sanatın sezgisel ve yetenek taraflarıyla bugüne ulaşmıştır. Sadece sınıflara, atölyelere-işliklere bağlı kalmamışlar, daima dışarılara çıkmışlar ve çalışmalarının birçoğunu şehrin farklı mekânlarında yapmışlardır.

    Bedri Rahmi Eyüboğlu kendi öğretmenleri İbrahim Çallı, Nazmi Ziya Güran gibi, ışığa koşmuşlar, ışığın gölge ve renk oyunlarını tüm kalbiyle kucaklayıp öğrencilerine sunmuşlardır.

  Uzun süredir tanıdığım Ahmet Selçuk Özbek Kızılışık, İstanbul Moda Saint-Joseph Fransız Lisesi sanat öğretmeliği görevinde, baştan beri gönüllüydü. Tanıdığı diğer büyük ressamlardan; başta Bedri Rahmi Eyüboğlu’ndan ne aldıysa, görüp öğrendiyse, kendi deneyim ve yaratıcılığını da ekleyip vermeyi, gerektiği zaman sadece öğretilere sığınmayıp, yanlışa tepki gösterip sorumluluk almayı başaran değerli bir öğretmen, sanatçı ve edebiyatçıdır da…

    Fikret Otyam, hocaları İbrahim Çallı, sonra Bedri Rahmi Eyüboğlu’dan aldığı dersler, öğretiler, kalp atışlarının tam manasıyla coşacağı, insani bir huzur arayacağı Anadolu’ya açılacaktır yaşamı boyunca. Anadolu insanının dertlerini dinlemekten öte çareler üreten ismin kahramanı olur. Güney Doğu Anadolu Bölgesi kadınlarının kara gözlü resimleri, Kara Gözlü Kadınlar olarak öne çıkar…

  Dikkat edersek Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi sadece bir okul olmaktan çok öte geçmiş, yaşamı anlamlı kılmak için çabalayacak, her türlü imkânsızlığı üretken, barışçıl bir dille ortaya çıkartacak filozofları da yetiştirmiştir.

  Okul dediğimiz yerler, sadece kitap ve sınıflardan ibaret olsaydı, belli kalıplara sıkışmış, belli mekânların dışına çıkamamış insanlar, ışıkları-eserleri pek cansız olurdu. İbrahim Çallı’dan, Bedri Rahmi Eyüboğlu, Fikret Otyam ve Ahmet Selçuk Özbek Kızılışık’a kadar gelen zaman dilimi sadece 110 yıllık bir sürecin karşılığıdır.

   Bu değerlerin ortaya koydukları hünerler ise, neredeyse sanat dallarının tamamına taşmış, diğer sanat dallarıyla buluşmuş, bildik manada, hep halkın yanında, yakınında olma becerilerini üst seviyeye çıkarmışlardır.

  Bugüne geldiğimizde Ahmet Selçuk Özbek Kızılışık okulundan emekli olup, emekliliğin keyfini çıkartıyor diye düşünebilirsiniz! Hayır! Her gün okula, öğrencilerine, sınıfına, atölyesine gider gibi Moda kütüphanesine gidiyor. Belki de sanatını, tuvalden edebiyata taşımak için ömrünün tamamını içine alan bir eseri yazıyor; çalışıyor, düşünüyor, harmanlıyor…

Güven SERİN 

 

 

 

 

  








8 Ağustos 2017 Salı

BEDRİ RAHMİ'Yİ LANETLİYORUM


İSTANBUL ARKEOLOJİ MÜZESİ



BEDRİ RAHMİ’Yİ LANETLİYORUM!
----------------------------------------------

  Sahilde, yan tarafımda kadınların çoğunlukta olduğu masada ki kadınlardan birisinin ifadesi, yorumu Bedri Rahmi Eyüpoğlu üzerineydi…

  Aslında, konu Bedri Rahmi’ye gelmeden önce; gittiği yerler, kıtalar, ülkeler konuşuluyordu. Avrupa’dan, Amerika’ya, oradan Avustralya’ya kadar… Masanın başkahramanı gibi sözü dinlenen, konuşmaları yönlendiren Amazon vari kadın; bir süreliğine dinlendiği zaman; entelektüel sanılacak kadar görgü saçıyordu!

  Nereden esinlendiyse esinlendi, elinde ki akıllı telefondan internete, oradan da Bedri Rahmi’nin hayatına girdi. Aslında elimde ki, masamda ki kitap Bedri Rahmi’nin 1950’li yıllarda çeşitli dergilerde yaptığı çalışmaları anlatıyordu.

  Kadın, birkaç dakikada Bedri Rahmi’nin hayatını okudu. Bedri Rahmi’nin Karadut şiirinin hikâyesinin anlatımın yaptı. Ermeni kızı Mari’ye duyduğu aşkı, Mari’nin hastalığı ve Bedri Rahmi’nin onu iyileştirmek için varını yoğunu sattığı; ama yine de Mari’nin genç yaşta ölmesini engelleyemediğini…

  Bu büyük aşk sonra, Mari’nin ölümü ve Bedri Rahmi’nin kendisini içkiye vermesi… Sonra, eşi Eren’in onu tekrar bağrına basıp, eşine dönmesi; yan tarafta konuşan kadının Bedri Rahmi için verdiği idam kararını da açıklamasına neden oldu.

  Kadın, Bedri Rahmi’ye, sevgilisi öldükten sonra eşine dönmesi nedeniyle cephe aldı. Onu lanetliyorum, dedi. Kahkahası ise ölümcüldü… Edebiyata, yaşanmışlıklara, sevdalara, resimlere, şiirlere saygısının hiçbir şekilde olmadığının duyumu; ruhumu titretti; savunmasız kaldım.

  Entelektüel kadın, edebi, sosyoloji açıdan hiçbir şekilde fikri olmadığı ortaya döküldü. Yoktu yok olmasına bilgisi; ama neredeyse savaşa katılan komutan öncülüğünde bağırarak varmış gibi savuruyordu hiddetini, kinini;

“ Bunların hepsi böyle; lanetliyorum böyle adamları.” Diyerek kahkaha ile bitirdi Bedri Rahmi hikayesini...

 Güven Serin  



4 Ağustos 2017 Cuma

BİZ DÜNYADAN GİDER OLDUK





BİZ DÜNYADAN GİDER OLDUK
-----------------------------------------

  Hayrandır halkın türkülerine; şairlerine, şiirlerine, hikâyelerine… Öyle bulmuştur sanatın, zanaat ile buluşmasını; böyle bir yolun yolcusu olmuştur; Bedri Rahmi Eyüboğlu…

  Bir dize; birkaç sözcük bırakmıştır bu felsefeye dair;

Biz dünyadan gider olduk.
Kalanlara selam olsun.
Ama hep böyle gidecekse bu dünya,
    Canım Yunus!

       Kalanlara haram olsun…

Güven Serin 

7 Nisan 2016 Perşembe

BEDROS ÖLDÜ


Bedri Rahmi Eyüboğlu



BEDROS ÖLDÜ

  Bedri Rahmi öldüğünde sevenleri, şairin, ressamın karşısında, gökyüzünün sonsuzluğu altında yaptılar bu seslenişi;

 “ Bedros Öldü!”

 Yaşamın, yaşatmanın gizemi belki de ölüm ve ölümlerde gizli; insan değişimine, dönüşümüne, evrimin yüce yürüyüşüne belki de en önemli katkıyı yapan muazzam milyarlık serüven…

 Ara Güler fotoğrafçı titizliğinde dostu Bedri Rahmi öldüğünde kalemi şu sözcükleri haykırdı;

Şair, ressam sanat eleştirileri yazarı Bedri Rahmi dost, namı diğer BEDROS öldü. Tahmin ettiğim gibi birden korkunç bir boşluk belirdi içimde. Yıl 1975, mevsim sonbahardı. Çizdiği bütün kuşlar, ağaçlar, tekne, balıklar, balıkçılar, kahvede oturanlar, eşekle giden Anadolu köylü kadını, resimlediği bütün şahıslar, eşyalar boyalı boyalı bize yadigâr kaldı.

 Onun öğrencisi olan Fikret Otyam, kendi ölümünden önce anlattığı Bedri Rahmi için; benim öğretmenim, hocam sözcüğünden öte; “ Bu adam ağabey; bizim dostumuzdu! Bizim ustamızdı! Arkadaşımızdı; çok güzel şeyler öğretti bize. Hangi birini sayayım!”

 Fikret Otyam, hiç büyümemiş çocuk haliyle, sanatın özünü yansıtan saflığıyla esas can alıcı anlatıyı, ustası Bedri Rahmi’den onlara geçen gizemli yaşam formülünü anlatıyor;

“ Bir kere halkla el ele olduk. Hoca bizi halkın içine attı. Onun için ben, bir halk ressamı oldum. “

 Halkın içinde olmak; tam olarak nedir acaba? Anladığım odur ki; hangi mesleğin, mesleksizliğin içinde olursanız olun; yaşadığınız yere karşı sorumlu olduğunuzdur. Diğer yaşamları, kendi kutsallığınız ile ezmememizdir. Gaddarlığı değil, zarafeti, şefkati, ilmi, sanatı aramanız, aşılamanızdır…

 21. yüzyılda ne kadar da çok ihtiyaç duyuyoruz halkın içinde olmaya. Yani kendimizi yalnız hissetmemeye… Tarım Devrimini yapan insanlık, şimdi Ekolojik Yaşam, Uzay Devrimlerine hazırlanıyor. Bir taraftan da şehirleri işgal eden RANT devrimleri, gökdelenlerle insanı insandan, tabiattan koparmak için her türlü alavere-dalavere kurnazlığı içinde yol alıyor…

 Bedri Rahmi Eyüpoğlu, Sitem isimli şiirinde sevgiliyi içtenliğiyle anlatıyor;

Önde zeytin ağaçları/ Arkasında Yar/ Mevsim sonbahar…

  Fikret Otyam, yaşamına, kendi ruhuna, bedenine yansıyan sevginin temelinde hocasının yani namı diğer Bedros’un öğretilerine dikkat çekiyor. Bunu ısrarla söylüyor. Bu da şunu gösteriyor dostlarım; sevgi de öğretilmeye, öğretilere ihtiyaç duyar; küçük kırıntılar, devasa bir şenliğe dönüşe bilir…

Bu kadar güzellik varsa içimde, bu gökten gelmiyor. Hocamızın bize türkü sevdirmesi, halkı sevdirmesi, köylüyü sevdirmesi, onlara ait resimlerin yaptırılması…

  Sevgili öğreticiler-ÖĞRETMENLER, size yıllardır yüklenen kutsallığın, ağır yüklerin altında ezile ezile sizler de dönüşüm yaptınız. Yani yarım yüzyılda evriminizi başka yöne; duyarlı olmaktan, duyarsızlığa doğru, bilinen memur yaşamına itildiniz.

 Görünen o ki, içinde öğreti ve öğrenme aşkı olan insanlar,sıradanlığın içinde sekiz saate sıkışan,sadece maaş ve karşılığı olan alışveriş içinde esas özüne kavuşamıyor. Yine esas olan dönüşüme, öğretilerin, öğrencilerin tohum, filiz, ağaç, meyve olmasına ihtiyaç var; insanın bir türlü tatmin olmadığı, bildik ihtiyaçları; açlık, barınma, cinsellik, zengin olma bir süre sonra yetmez oluyor; esas olan şey; kendini kendi içinden, öğretilerin maya ve hücrelerinden var etme, yeniden yeniden doğurmada gizlidir.

 Bedros öldü! Yaşam son hızla devam ediyor. Sonsuz tüketim, sonsuz arzuları, sonsuz teknolojiyle birlikte kucağımıza bırakıverdi. Oyalanacak çok şey var; renkler, desenler, sesler; anlık pırıltılar; kayan yıldızlar gibi…

 Bu ganimetleri iyi algılamak var, algılamamak var. Her ganimetin taşkınlığı, getireceği huzursuzluk, tarihin pırıltılı sayfalarında apaçık…

 Hiç yazı yazmadan, sadece söze, insana; gençlere verdiği önemin yatırımını yapan Sokrates 2400 yıldır dimdik… Bedri Rahmi Eyüboğlu’da; bir şarkı, bir resim, bir şiir de karşımıza çıkıyor;

Seni bi güzel giymişim içime gâvurun kızı
Bir kurşunda vurdular ikimizi
Gün ışır, yaprak titrer, tohum üşür
Acı güller kızarır hikâyemizi

 Güven Serin