Sağlık-Spor etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Sağlık-Spor etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Aralık 2015 Pazartesi

SAĞLIKTA REKABET


Kamera; Güven- İstanbul

Sanata sanatçıya teşekkür.


SAĞLIKTA REKABET

  Dünya Sağlık Örgütü bir bir haklı çıkıyor. Hareketsiz yaşamlar, yanlış beslenme ve stres neredeyse tüm dünya insanını; insanlığı hasta etti. Hangi hastaneye giderseniz gidin;

AĞZINA KADAR DOLUP TAŞIYOR…

  Gözlerimi kontrol ettirmek ve sıkça kızarma, kaşıntı vermesini anlamak, erken teşhisin önemine inanarak Tekirdağ merkezide olan hastaneden randevu almak için telefon ettim. Yakın zamana randevu yok. Hastalar bir tek göz doktoruna hücum etmiş.

  Göz muayenesinin uygun fiyatta oluşu, hastanenin şıklığı, insanların yıllarca eziyet çekip, eziyet ederek devlet hastanelerinde adeta fazlalıkmış gibi yaşam ve sağlık kavgası vermesi nedeniyle özel hastaneler korkarak, çekinerek kabul edildi.

  Rekabetin albenisi, çekiciliği çoktur. Yarışa dâhil olmak, sağlık pastasından koca bir dilim almak hüner ister. İlimin yanında ekonomik olmayı, nezaketi, görselliği, ilgiyi yüceltmek ve istikrarlı bir şekilde döngünün vazgeçilmezi gibi yenilenmek ister.

 Hâlbuki Devlet Hastaneleri en az özel hastaneler kadar ilerici, yenilikçi ve insan “hasta” merkezli olabilirler. Kuruluş amaçlarında, yazılı kanunlarında bu olmasına rağmen, bürokrasinin hantallığı, çalışan ve hizmet alana uzak oluşu özel hastanelerin doktorunu, hemşiresini, hasta bakıcısını, teknisyenini yormuş, yorgun düşürmüştür. 

 Yorulmuş bir beden, rekabeti en üst seviyede yürütemez. Bu bilinse de, yorgun, bitkin halkımızın dertleri de bitmediği için sağlık adına hangi şartlarda hizmet verilse de koşup gidiyoruz. Kimi kavgayla, kimi nazla ve bazen de kibar suskunluklarla ihmal ettiğimiz, insan yerine koymadığımız bedenimiz için MUCİZE arıyoruz.

 Hal böyle olunca; yani merkezde bulunan özel hastaneden randevu alamayınca devlet hastanesinin kapısın çaldım. Göz doktoru için randevu almak istedim. En yakın randevu bir hafta sonraya. Anlayacağınız, göz doktorları iyi iş yapıyor.

 Hastanelerin doluluğuna üzülmek mi yoksa sevinmek mi gerekir? Ne güzel şey; bir sürü insana iş imkanı yaratılırken, inanılmaz bir ilaç sanayi desteği oluşuyor.

 İşin diğer tarafı da, bir toplumun sağlığa bakışı, bol bulduğumuz ormanları, denizleri harcadığımız gibi bol olan güzel bedenimizin sağlığını ne duruma getirdiğimizi de anlamak mümkündür.

 Devlet Hastanesinde de randevu alamayınca şehri Tekirdağ’ın biraz dışında; artık pek dışında da denemez; İstanbul yolunda ki göz hastanesine gittim. Elbette randevu alarak… Randevu saatim; 15:00. Muayene saatinden biraz önce gittiğim hastanenin hastaları bütün koltukları doldurmuşlar. Neredeyse büyük çoğunluğunun gözden öte birçok sorunu olduğu belli.

 Güzelim kırmızı koltuklara oturmuş insanların isimleri okununca kalkmakta zorlanıyorlar. Bir arada, o yorgun, o bitkin ve şişman, zayıf bedenleriyle birbiriyle sohbet ediyorlar;

Nerelisin? Nerede oturuyorsun? 

 Çoğu hastayı tek tek inceledim. Nefes almakta zorlananlar var. Ama gözlerini de önemsemişler güya. Son dakika da olsa, yaşamı biraz daha net görmek istemek herkesin hakkıdır.

 Hastanenin temizliği, albenisi ve en önemlisi zarafet saçan çiçekleri; yani kızları (çalışanları) Siyah pantolon üzerine beyaz gömlek ve onun üzerine kırmızı yelekle; bir de gülümsemenin hanımefendiliğiyle güzel bir şaşırtma yapıyorlar.

 Oysa bizler böyle şımartılmaya alışık değiliz; dostlar!

 Rekabetin nerede olduğu hiç önemli değil. İş, ticaretse, ister alım-satım, ister sağlık hizmeti olsun; kuralları, kaideleri bellidir. Merkeze İNSANI almak! İnsan, önemsemeyi sever. Bir çayı unutmaz. Uzatılan elin samimiyetini, içtenliğini anlar.

 Bir de samimiyetin içine akademik bilgi, adil bir müşteri-hasta ilişkisi girerse; tadına doyum olmaz bu rekabetin.


 Güven Serin 


3 Kasım 2015 Salı

VOLEYBOLCU KIZLAR


YAŞAMA SEVİNCİ-Henri Matisse


VOLEYBOLCU KIZLAR

  Yer Tekirdağ Anadolu Lisesi. Yaşları 11–12 arası çocukların katıldığı voleybol çalışması… Anadolu Lisesinin ahşap zeminli spor salonu on öğrenci ve bir çalıştırıcı; zemine vuran, çarpan top sesleri…

  Çocuklarıyla birlikte gelen ebeveynler çocuklardan daha heyecanlı; çünkü çocukları adına yeni bir şey öğrenme, onun için yol alma, onların geleceğine bir katkı, bir miras bırakma içgüdüsü ve aklıyla oturdukları yerlerden ışıldayan gözlerle bakıyorlar; kıpır kıpır…

Pablo Picasso Avignonlu Kızlar resmini 806 denemeden sonra gerçekleştirmiş.  Pablo Picasso’nun Avignonlu Kızlarına, Paul Cezanne’nin Yıkanan Kızlarına esin kaynağı olan diğer sanatçı Henri Matisse’dir. Onun tuvaline taşıdığı eseri ise Yaşama Sevincini anlatıyordu.

  Tekirdağ Anadolu Lisesi spor salonunda voleybolu öğrenmeye adanmış çocuklar arasında 7 kız çocuğu 3 erkek çocuğu bulunuyor. Kızların erkek çocuklarından oldukça hevesli göründüğüne tanıklık ettim. Erkek çocuklar ilk fırsatta topa ayakla vurmaya çalışırken; futbola duydukları özlemi, aşinalığı da anlatıyorlar.

  Pabla Picasso’nun Avgnonlu Kızlar resmi dünya çapında bir yere sahip olurken; sanatın ve sanatçının diğer sanatçılardan etkisini, esin almasını da vurgulamak isterim. Spor salonunun ahşap zemininde topa vurmaya çalışan voleybolcu kızlar da Türkiye Bayan Milli Voleybol Takımından esin aldığı mümkündür.

 Son on yılda gelen başarılar, yazılı basın ve televizyon ve internetin anında duyurularıyla özellikle bayanlar arasında bir başka özgürlük; spor öne çıkıyor. 11–12 yaş aralığındaki kızlar henüz voleybol kurallarını ve oynamasını bilmese de ilgi duydukları sporcu duruşunu; giydikleri tişört, şort ve dizliklerle göstermeye, bu işin ehli olma coşkusu içinde, bir an önce salonları inleten alkış, yakarış ve sevinç, hüzün dünyasına katılmak istiyorlar.

  Nasıl ki Paul Cezanne , Yıkanan Kadınlarında, Pablo Picasso Avingonlu Kızlarında Henri Matisse’nin Yaşama Sevinci eserinden etkilenip kendi eserlerine, aylar ve yıllarca sabır, başarma-başarı içgüdüsü, sezgileriyle dokunduysalar; bende kapısı zorla kapanan, ilgiden ve bakımdan yoksun spor salonunda voleybolcu kızları izlerken, kendi fırçam ile tuvale; yani kağıda dokunuyorum;

 Salonda bulunan 10 çocuktan sadece 3 erkek çocuk… Voleybol oyun isteğinden daha fazla futbol merakı henüz sona ermemiş. Ermek zorunda da değil… Belki de anne babalarının daha az riskli diye onları merak ve ısrarla getirmiş olmalarının topa dokunuşlarını yapıyorlar.

 Kız çocukları oldukça meraklı. Onların ortak yanlarından birisi; spor-sporcu merakı içinde seyirciyle dolu salona dokunacak, ses getirecek top ile zemin arasındaki ilişkide belki de yaşam ile aralarındaki sesleri de anlatacaklar. Cumhuriyetin, Mustafa Kemal’in Türkiye’sinde kadının erkek kadar sahalara, salonlara, pistlere, minderlere, sahneye çıkıp insana layık, çalışmanın erdemine tutunan başarılarına ve insan koşularına adanmışlığı anlatacaklar.

 Kız çocukların acemi vuruşları, özen, dikkat ve coşku doluluğundaydı. Nasıl ki zamanımızdan 100 yıl önce Matisse, Picasso, Cezanne, kendi gezgin, hür dünyalarında tuvale dokunmayı sanat haline, sanatı yaşamları yaptıysalar; salondaki 7 kız çocuğu da voleybol topuna aynı dokunuşta, aynı inanç içinde salonu inletiyorlar.

 Kızların bir başka ortak yanıysa hepsinin saçları uzun… Onları çalıştıran kızın dahi upuzun… Tişörtlerinin beyaz ağırlıklı oluşu; belki de içlerinde ki uçsuz bucaksız sevgiyi, temizliği; insanın öğrendikçe tok ve daha bir insan oluşunun nezaketini anlatıyor… Beyaz tişörtlerden sonra ikinci renk ise kırmızı…

 Kırmızı beyaz ve uzun saçlarıyla; okulların, öğretmenlerin ve 21. yüzyılın çok hızlı değişen meslekleri, yaşam koşulları, değişmeyecek bir şeyin haberini veriyor; çocuk, çocuklarla eğleniyor. İnsan insana muhtaç… Siteleri ne kadar lüks yaparsanız yapın, içine insanın insan haline dokunacak çağrılar, seçenekler yapmazsak; bir arkadaşımın dediği gibi;

  “ Lüks bir sitede yaşıyorum ama kimse kimseyi tanımıyor. O koca bahçede gördüğüm tek şey; çocuklar; oyun oynayan, bisiklet süren çocuklar…

 Şimdi, çocuklarımıza tutunmanın tam zamanı; onlara öncü olup, odanın, bilgisayarın, televizyonun dışına; spora getirmenin tam zamanı; özellikle kız çocuklarını. Onlar, Avignonlu Kızlar, Yıkanan Kızlar ve Yaşam Sevinci eserlerine ne kadar büyük bir sanatla yakışmışsa, voleybola, dansa, tiyatroya, sinemaya, atletizme, basketbola da bir o kadar yakışıyor; onlar çok önemli; erkeklerin kaderini etkileyecek kadar önemli…

 Güven Serin 






  

16 Aralık 2013 Pazartesi

SAĞLIĞIMIZ ve İLAÇLAR


Kamera; Güven  Düden-Antalya

Tabiat onu kirletmediğimiz zaman böyle görünür; iç içe
geçmiş güzellikleriyle.

SAĞLIĞIMIZ ve İLAÇLAR

  En bol bulunan şeyler, en az kıymet bilinir. Ne zaman ki yokluğu hissedilir; birden paha biçilmezlik içinde ne kadar kıymetli olduklarını anlarız. Su ve hava gibi, dostlarımız gibi ve sağlımızı gibi…

  Yakın zaman önce bir sağlık sorunu yaşamış tanıdığım selam vererek iş yerine uğradı. Önemli bir sağlık sorunu; yüz felci geçirmiş; şimdilik çok ucuz atlatmışa benziyordu. Sağ yanağı hafiften şiş ve ağzını tam olarak kapatamıyordu. Konuşması, morali oldukça yerindeydi. Sanırım doktorun verdiği moral, erken tedavi ve yaşının çok erken oluşu, önemli bir sağlık sorununu büyük kayıp vermeden atlatacağa benziyor.

 Sağlık alanında verilen savaşların haddi hesabı ve ucu bucağı yok. Bir ülkenin gelişmişliğiyle ilgili olan sağlık; yani, beden ve ruh sağlığımız, bedenimiz ve ruhumuz hakkında ne kadar bilinçlenir sek o kadar korunmuş, iyi bakılmış anlamına gelir.

 İleri memleketlerde sağlık, eğitim, ilim kadar önemli ve birinci sıraya otururken, bizim ülkemizde birçok sorun apış arası ile kadın başına sıkışmışa benziyor. Varsa yoksa öteki dünya hatırlatmalarıyla hızla solan yüzler, hasta insanlar çoğalıyor. Bir de en çok ilaç yazan doktor; “iyi doktor” olarak biliniyor… Ne hazin…

 Sağ yanağı hafiften kaymış, yüz felcini küçük bir kayıpla atlatmış olan tanıdığım cebinden çıkarttığı reçeteyi bana uzatarak seslendi;

 “ Doktor yüz felci için şu ilacı verdi. Reçeteyi okuyunca, ilacın yan etkilerini görünce korkudan ne yapacağımı şaşırdım.”

 Bana uzatılan reçeteye bakınca, yüz felci için kullandığı ilacın yan etkilerini görünce şaştım bu işe;

Prednisolon gibi steroidler ciddi zihinsel sağlık sorunlarına yol açabilir.
Bunlar yetişkinlerde ve çocuklarda yaygındır. Prednisolon gibi ilaçları alan her 100 kişiden 5’inde bu sorunlar ortaya çıka bilir.
-Depresif hissetmek, intiharı düşünmek
-Coşkulu(manik) hissetmek
-Endişeli hissetmek, uyku sorunu yaşamak, düşünmekte zorluk çekmek, korkutucu düşünceler içinde olmak.
Bunlar çok ciddi yan etkilerdir. Bu sorunlardan herhangi birisini fark ederseniz hemen doktorunuza haber veriniz.

Diğer Yan Etkiler;
Alerjik reaksiyon
Yorgunluk, bitkinlik
Beyaz kan hücresinde artış
Yüksek kan basıncı
Nefes darlığına yol açan kalp sorunları
Baş ağrısı
Ezikler
Çatlaklar
Cilt incelmesi
Döküntü
Akne
Kıllanma artışı
Kilo alımı
Depresyon
Uykusuzluk
Kas ağrısı
Kemik kırıkları
İshal
Göz sinirinde bası
Tendon yırtılması

 Daha yazmadığım bir sürü yan etkisi… Sanırım yan etkisi olmaya ilaç yok. Bazen şifa bulacağız diye kim bilir hangi organlarımızı da erkenden zayıflatıp yok ediyoruz.

 Siyasetçilerin kavgalarını, rekabetlerini en az sağlık harcaması, en az ilaç kullanımı, en çok buluş, en fazla sanat alanında duymayı ne kadar çok isterdim. Ama ne hazindir ki ülkeyi yöneteceğiz derken köşeyi dönme mantığı, eski uygarlıkları yok eden ilk önce kendi gücümü sonsuza kadar yetecek hale getireyim saflığı; gelişmeleri, çok kolay bulduğumuz, havamızı, suyumuzu, doğamızı ve en önemlisi sağlığımızı yok ediyor.

 Biraz daha duyarlı ve daha bilgilenerek; esas güzellik olan yaşlanırken sağlıklı olmanın keyfini tatmanız ve anlamanız dileklerimle…


 Güven Serin 

  

25 Eylül 2013 Çarşamba

İDMAN ZAMANI

Kamera; Güven   Koç Müzesi-
Abdülcanbaz ve Turhan Selçuk; saygıyla...

O bir İstanbul beyefendisi. Haksızlığa, üç kağıtçılığa
karşı. Aynı zamanda dimdik ve sağlıklı; spor yapıyor.

İDMAN ZAMANI

  Büyük boylu sporlardan vazgeçtim. Her şeyi başka yerlere havale etmiş bizler, bedenimizi de aynı yerlere bırakmışa benziyoruz. Çarşıda, caddede, hemen hemen her yerde gördüğüm insanlar neredeyse üzerlerinde bir beden daha taşıyorlar.

 Neden söz ettiğimi anladınız; muhteşem kilolarımızdan! Beden içinde beden taşımanın zorluğunu anlamak istiyorsanız, 5 kiloluk bir su bidonunu bir saat kadar taşımaya çalışınız. Ne kadar ağır ve yok edici değil mi? Ya üzerimizde bir ömür boyu taşıdığımız fazlalıklar! Tıpkı ruhumuzda taşıdığımız ön yargılar gibi değil mi?

 Ne tabularımızdan, ne kilolarımızdan kurtulma gibi niyetimiz var! Ama ben yine sesleneceğim. Yazının, yazmanın sihirli gücü hatırına sesleneceğim kendine önem ve saygı veren güzel insanlara.

 Gün boyu hemen hemen büyük çoğunluğumuz bir yerlere hapsoluyoruz; ofislere, iş merkezlerine, araçlara, evlere, postanelere, çayhanelere… Sonuç; büyük sıkıntı ve stres… Çaresi nedir peki? Haplar mı? Elbette hayır…

  Çaresi, sabahtan olmuyorsa akşama doğru yürüyüş yapmak; yürüyüşün yaratacağı dinginlik, yapılan yarım saatlik idman, insanı başka bir şekilde düşündürmeye başlıyor. Bu konuda yapılan yüzlerce deney var. Doğruluğun kanıtları hızla çoğalıyor. Yorucu geçen günün sonunda iyi bir yürüyüş; bedeni yöneten aklı diri hale getiriyor.

 Araştırmalar gösteriyor ki beden idmanları sayesinde kan akışının çok daha iyi artması sonucunda beynin can alıcı bölgesi olarak bilinen hipokampus (hafıza-yön bulma) bölgesinin egzersiz sırasında son derece etkin hale gelmesidir. Bu yapının içindeki sinir hücreleri çok daha hızlı çalışmaya başlıyor. Bu durumda kişinin bilişsel işlevlerinde de bir gelişme meydana geliyor.

 Hareketi her zaman sevdim. Çocuk duygularla, oyun aşkıyla, tepeden vadiye, vadiden ovaya gitmenin farklı sevdalarıyla sevdim… Biraz bilimden yararlanırsanız, bu muhteşem dünyanın tamamıyla hareket sayesinde gök kubbenin bu büyük boşluğunda yol aldığını görürsünüz. Eğer ki dünya dönmesini bir saniyeliğine durdurmuş olsa hepimiz uzaya savruluruz. Uzayın o soğuk, o muhteşem boşluğu içinde soğuğun, havasızlığın muazzam tükenişini yaşarız.

 Yürüyüşlere, amatör sporlara ilk başladığımda bana söylenen sözlerden birisi de şuydu; “ Ooo sen hiç ölmesin arkadaş!” Bende şu cevabı vermiştim; “ Belki de çok genç ölürüm ama aksıran, tıksıran, iki büklüm bir adam olarak değil arkadaş!”

 Şimdi söz hipokampus yani hafıza ve yön bulma bölgemizden açılmışken, bunca stres baskı şehirlerimizde cirit atıyorken, sporun en basit olanına; yürüyüş ve hafif koşulara; yani idmana bekliyorum sizi.

  Güven Serin