Kamera; Yunus Ganoslar(Işıklar Dağları)
Milyarlık döngünün milyon yaşındaki
denizinin hemen yukarısındaki dost
tepelerde, bu dünyada bugüne kadar
yaşanan savaşları irdelemek,
insanı dönen sarmalın içinde bize
bağıran korkuç çığlıklara çekiyor.
Çıklıklar diyor ki;
" Ey soylu düşün insanı, bu dünyadaki
amacın neydi, ne oldun! Kendi
yaptığın,varettiğin nesnelere
kendin taptın! Halbu ki, en büyük
sanat eseri sensin!" diye bağıran
yanık bir ses...
Kamera; Güven Ganos Tepeleri
Dost Yunus ile bu tepelere adanmış beden ve
ruhlarımız ile dolaşıyoruz.
Bir anlığına akıllı ve kurnaz dünyadan uzaklaşıp
kendi sıyrık dünyamıza gelmek,çok özel bir şey!
Kamera; Güven Ganos Dağları
TANRILARIN SAVAŞI
Pearl Harbor Saldırısı filmini izlerken, nedense çocukluğumun kitapları; Erich Von Daniken’in, Tanrıların Arabaları ve Tanrıların Ayak İzleri olan kitapları geldi aklıma. Birçok insanın öcü gibi baktığı kitapları neredeyse hayatımın en önemli keşfi gibi okur heyecanlanır, sonra da gerçek hayat ile kitabın verdiğinin sentezini yapar, o kocaman kitaptan damlayacak çok küçük bir su damlası ile mutlu olurdum.
Daniken’in kitaplarındaki anlatımlar, Daniken’in kendi görüşleriydi. Baskın ve zorlayıcı olmayan bilgilerin nezaket dolu oluşu, zengin bir hayal gücü ile bizlere uzayı, uzaylıları hatırlatması mutlu olmam için özel sebeplerdi.
Pearl Harbor Saldırısı ise 20. yüzyılın gerçeğini günümüze taşıyan 69 yıl önce yaşanmış savaşları hatırlatan harika bir film. Görsel efektleri, konusu, duygusal anları; savaşın acımasızlığını, savaşa giren insanların insanlıktan öte taşabileceğinin gerçekleri. Film öyle güzel dengeler üzerine oturmuş ki, savaşın kanları, bağırışları, ağıtları, arka planda kalmasına rağmen, savaşın insan üzerindeki kayıpları, baskısı, öfkesi de iyi anlatılmış.
Pearl Hanbor Saldırısı filmi, duygusal anlamda da ödüle layık bir film. Sevginin ve sevgiden sonraki boşluğun insan üzerinde, kadın ve erkek üzerinde meydana getirdiği değişimleri de anlatıyor.
Yıllar önce okuduğum kitaplar; Tanrıların Arabaları, Tanrıların Ayak İzleri, dünyaya, kendime, bize dayatılan birçok geleneğe, göreneğe, dinlere de bakışımı nazikçe sorgulamama neden olmuştu. Komşu komşunun tavuğunu kaz gördüğü, bir çizi yer için kurnazca hesapların yapıldığı yıllarda ben, uzayın devasa yolculuğunda bir başka gezegenleri, daha zeki Varlıkları düşler, bu zavallı kavgaların dışında kalırdım… Maddiyatın, sürekli daha fazlacılığın insanın boynuna geçirilmiş kocaman bir halka ve sağlam bin zincir olduğunu görebilmiştim…
Evet, dinler hükmedici, günah ve sevaplar ile dolu anlatımların, öğretilerin, yol göstericiliğini yapmışlardır. Hâla da yapmaya çalışıyorlar… Doğruyu göstermek, iyiyi yaymak, ölüm ile yaşam arasındaki sonsuz güzelliği göstermek için var olan dinler… Kanunlar, gelenekler, görenekler, anlaşmalar, kuruluşlar; sözüm ona hep insanlık içindir!
Müslümanlık da, Hıristiyanlık da, Musevilik de, iyinin, doğrunun, güzelliklerin öğretileri ile dolu değil midir? Sevgiye, barışa, insanlığa davet eden dinlerin, uygulayıcıları ve onların etkin bir şekilde var oluşlarını destekleyen asil yöneticiler nerede eksik yaptı da, bu uygar zamanda hâla savaşlar en gösterişli, en canlı, en kanlı bir şekilde devam ediyor... Irak da, Afganistan da, Pakistan da, Afrika’da neyin paylaşımları bitmedi de, insanlık; dinlerin dışında hareket ediyor!
İnanmış görünen ve neredeyse dünyanın tümünü yöneten neredeyse kendini Tanrılaştıran efendiler; anlaşılan odur ki, Allah’ı tam manası ile anlayamamış, içselleştirememişlerdir. Acaba, bu ölümlü canlılar, kendi yarattıkları tanrının ölümsüzlüğüne mi inanırlar; ben bunu bir türlü çözemedim!
Sanırım inandıkları tek din; PARA!
Din ABD için de iyi bir ürün! ABD’de başkan konuşmasında “ Tanrı, sizleri ve ABD’yi kutsasın” diyor. Ne güzel bir istek değil mi dostlarım. Yüce yaratıcıya inanmış bir başkan kendi halkı için kutsanmışlık istiyor! Peki, Tanrı korkusunu, gücünü, güzelliğini, sevgisini hisseden ve bilen bir başkan; yine aynı Tanrıya inanan ve o Tanrını dünyasında yaşayan diğer insanlara; aklı bile zorlayan oyunlar oynar mı?
Bugün öyle bir noktaya geldik ki, uçaklar ve gemiler zavallı insanın yapabileceğinden çok daha büyük; sanki insanüstü birer canavar onlar. Ve o büyük gemiler, uçaklar; sevgiden çok, sevgisizlik, silah, cephane taşıyor! Ne hazin değil mi dostlar? Değil mi? …
Anlaşılan o ki, dinler; bir amaç, bir ülkü için kullanılıyor. Bu insanlar oldukça zekiler. Kiminin başına dinleri, kiminin başına mezhepleri, kiminin başına renkleri, şiveleri sarıyorlar…
“Savaş zorunlu olmadıkça cinayettir, insanlık suçudur.” inancı ile halkına barışı, sevgiyi, aklı, bilimleri, sanatı vermeye çalışmış Mustafa Kemal’in ülkesi; şimdi, zekânın en yüksek tepelerinde gezinen, Tanrı’yı bile kendi idealleri için kullanacak soylu insanların oyuncağı olmuş durumda. Ülke insanı, mutsuzluk üretiyor. Ülke insanı, geleceğe olan inancını yitirmiş durumda. Ülke insanı, bir yemek için, birkaç kuruş para için; saatlerce bekleyeceği kuyruğa girecek durumdadır.
Böyle görüntüler, inanmışlığın, adanmışlığın, sevginin, barışın, insanlığın vereceği görüntüler, uygulamalar olabilir mi?
ABD dolarlarının üzerinde; “ Tanrı’ya iman ederiz.” (İn God We Trust) yazıyor. Peki, ama kimin Tanrısına? İnsanlığın en yoksul, en kargaşalı zamanlardan bu yana aradıkları Tanrı, tek olan, bir olan Tanrı ise ve o yüce yaratıcı tüm dünya canlılarına doğal bir yaşama şansı verdiyse; bu şansları niye yok ederiz? Hangi Tanrı, savaş tepesine çıkıp bu kavgayı, kargaşayı, lanetli oyunları izlemekten zevk alabilir?
ABD Merkezi Haber alma Örgütü, (CIA) ; “ Türkiye’de programlı bir şekilde Laik Cumhuriyeti yıpratma hareketlerini başarı ile yürütüyor.” Bunu ben yazıyor ama ben söylemiyorum. Amerikalı yazar, James Cem Ryan söylüyor. Gelinen son durumlar iyi irdelenirse, sevgili ABD yöneticileri, tek tanrıya inanmış ve halkının kutsanması için sürekli dua eden, kutsal idareciler; Türkiye ile bir kukla gibi oynuyorlar… Bu topraklara inanmış, bu topraklarda dedelerimiz kan dökmüştür. Bu inanma, sıradan inanmışlığın kavgası, kan dökmesi değildir. Saygın bir millet, vatanına, dinine, diline, kültürüne ve başka insanların yaşam hakkına da saygı duyandır! Tanrımız da böyle istemiyor, böyle buyurmuyorlar mı?
Pearl Harbor filminde 2.Dünya Savaşın akışını etkileyen baskın, savaşa inanmış insanların birkaç saatte neler yapabileceğini, yaptığını da gösteriyor bize. Yıl 1941, savaş ve yokluk yılları… Yıl, 2010 ve yine savaş üzerine kurulan mutlu yaşamlar… Dünya üzerindeki onlarca ülkenin temiz bir bardak su, bir parça ekmek savaşı verirken, milyarlarca dolarların savaş için harcanması; çok büyük bir “insanlık suçu’dur… Ve bu insanlık suçunu işleyenlerin paraları üzerinde; “ Tanrı’ya iman ederiz.” yazıyor… Ne korkunç bir aldatmaca…
Pearl Harbor filmi içinde geçin konuşmalarda; “ Bir gönüllünün yüreğinden daha güçlü bir şey yoktur.” sözü, bu dünyayı, insanlığı, doğamızı ne kadar da gönülsüz sevdiğimizin gerçeği ile yüzleştiriyor bizi… Gerçek, irdeleme, inanç, felsefe; aklın doğru öğretilere kucak açması ile olur.
Şimdi, yalan öğretilerin, gösterimlerin, duaların, çağrıların kol gezdiği bu diyarlarda; bu güzel vatan için gönüllü vatanperver olmak, ayrı bir onurdur diye düşünüyorum…
Güven