Kamera; Güven Antalya-Picasso Sergisi
URFA’DA BİR ANLIK SESSİZLİK
İki haftadan beri
elimde tuttuğum küçük şiir kitapçığı Macar Kültür Merkezi tarafından
hazırlanmış. Kırmızı ağırlıklı beyaz renk destekli küçük kitapçık içinde üç
dünya barındırıyor. Üç şairin bize kadar gelen dünyaları…
Tekirdağ Rakoczi
Müzesi Şiir Etkinliğine gelen üç insan; yaşama dair coşkularını, hüzünlerini
perçinledikleri şiirlerle ses verdiler. Şairlerden birisi Balazs Szöllössy’dir.
Budapeşte doğumlu şair, yazar ve editör.
Makalemin başlığı da
onun şiirlerinden birisinden aldım. Ülkemizin tarihi sessizliğine bir şairin
zamanları alt eden duyarlılığı, nezaketiyle yaklaşımını, bu yaklaşımını dizeler
yardımıyla bir esere çevirisinin etkilenmesi, kitapçığı her açışımda bu şiire
giden göz ve irademin buraya dizilişidir bu şiirden geriye kalanlar;
Urfa’da bir anlık sessizlik
Burada akşamları bir rüzgar çıkar,
Tutsak güvercinler kımıldanır-
Salınır ıssız bozkırda otlar,
Şahinler boşuna arar kelaynakları,
Güneş, kıpkırmızı, ansızın batar,
Sanki hiçbir şey olmamış,
Sanki biri birdenbire ışıkları söndürmüş gibi,
Diner burgaçların kum fırtınaları.
Bol olan kim bilir
kaç bin yıllık tarihin içine uzanan yaşadığımız diyar; ne hazindir ki bin bir
türlü koşul, kalıp yüzünden su yüzüne çıkmakta gecikir. Askerlik hizmetleri, zoraki
tahinler olmasa, bu ülke hepten birbirine yabancı…
Daha sözde başlar
ayrılık; Doğu! Batı! Diye… Hâlbuki batının Avrupa’sı ne çok şey almıştır
ellerimizle ittiğimiz doğudan… Nice âlimin, uygarlığın izlerini sürmüş, günü
geceye taşıyan arkeologlar, filozoflar; bilim insanları.
Urfa’da bende
bulundum. Dar ve taş sokaklarında kımıldamayan zamanın zamanlar ötesine attım
adımlarımı. Batı diyarının kurtuluş olduğunu sanan nice genç kızın alımlı
bakışlarıyla kurtarıcısına bakar gibi baktıklarına şahit oldum. Hasan isimli
boyacı çocuğun Urfa tarihini bir rehber, tarihçi gibi ezberleyip anlatmak için
yanıp tutuştuğunu gördüm.
Hastanede çalışan
Ahmet’in hak edişin alın terine kurban olup, bir çayı, kahveyi bile bedava
içmekten nasıl kaçındığını görüp, buğulu gözlerle baktım; salça kurutan, pestil
yapan kadınların marifetli bedenlerine.
Belli ki Macar şair
de aynı duygular içinde bakmış Urfa’nın taş evlerinin üstüne çöken gecenin
şafak vakti sabahına bırakılan ezanlarına. Güvercinlerin geliş gidişlerine, ait
oldukları yere olan alışkanlıklarına tutsaklık gözüyle bakmış.
Yaşama dair
özgürlüğü, insana özgü tarihi labirentleri ne çok öne çıkartıp nasıl da etki
altında kalıp insanca dizelerin, imgelerin sanata dair dizilimini yapmış;
Tutsak güvercinler döner yuvalarına,
Şehir kaynar sesler çoğalır,
Yükselir camilerden ezanlar,
Sanki hiçbir şey olmamış gibi:
Çarşılar boşalır çay bahçeleri dolar.
Burada bazı geceler uyanırsın davullarla.
Kim bilir hangi hayaletlerin dansıdır bu,
Hangi hikayelere açılır kapıları, kim savaşır
Uyanmak için, sabaha davetli bu sesle-
Kim bilir nereye savaştığını, savaşırken.
Tıkırdamalar, çarpan kapılar, pencereler,
Uyanık tüylerin kımıltısı, bak!
Yaylada ağaçkakan, şafak!