HASAN AKARSU etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
HASAN AKARSU etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Aralık 2025 Pazartesi

HASAN AKARSU YENİ YIL

 


               YILI TAKVİMDEN DEĞİL, VİCDANDAN BAŞLATANLAR

  Yıl değişir ama herkesin içi değişmez. Takvim yaprakları düşer, yenileri asılır; fakat insanın içindeki yük, sevinç, eksiklik ve umut çoğu zaman yerli yerinde durur.

   İşte tam bu eşikte, Tekirdağ’da sessizce yapılan küçük ama içten bir çalışma, bize yılın sadece bir zaman meselesi olmadığını hatırlatıyor.

   Öğretmen kökenli yazar ve şair Hasan Akarsu, yeni yılı yüksek sesle karşılamayı değil, insana eğilerek selamlamayı seçenlerden.

  Onun yılsonu-yılbaşı arasında gelenek haline getirdiği bu çalışma, bir kutlama metni olmanın çok ötesinde, bir vicdan yoklamasıdır. Kimleri anıyoruz, kimleri unuttuk, neyi yaşadık, neyi hep erteledik… Bunları bağırmadan, gösterişe kaçmadan soruyor.

  Bedrettin Aykın’a, Osman Bozkurt’a yazılmış “Anı Şiir”ler, ölümü soğuk bir gerçek olarak değil de insanı tanımlayan bir hatıra olarak ele alıyor. Ne bir ağıt, ne bir süslü söz. Emek var, dostluk var, öğretmen sabrı var. İnsan, öleni anarken aslında kendi sorumluluğuyla yüzleşir.

  Ardından gelen “Daha Çok Yaşamak” şiiri ise sadece edebi değil, açıkçası sosyolojik bir metindir.

  Kış denizine girmeyen insan, sudan kaçan kedi, daldan dala ürkek uçan kuş… Bu imgelerin hepsi şunu söylüyor:

Hayata mesafeli duran, hayatı da eksik yaşar.

  Hasan Akarsu’nun dili tam da burada önem kazanır. İnsanı anlatırken onu yüceltmek yerine, ayağını yere bastırır. Çünkü bilir ki insan, doğadan ve çevresinden koptukça kendi içinden de uzaklaşır.

  Ve yazının sonuna gelen o sade cümle…

“ 2026 yılınız barış, sağlık, mutluluk getirmesi dileğiyle.”

Bu bir nezaket cümlesi değildir sadece.

Bir öğretmenin, bir şairin,

İnsandan vazgeçmeyen bir

 Kalemin ısrarıdır.

  Tekirdağ’ın böyle insanlara çok ihtiyacı var. Yüksek sesle konuşanlara değil; derin sesle, seslerle düşünenlere.

Yılı takvimden önce vicdanla başlatanlara…

  Yeni yıl kapıdaysa, belki de mesele daha çok konuşmak değil;

Daha çok yaşamak, daha çok anlamak, daha çok insan kalabilmek…

  Eski yıl gider, yenisi gelir; fakat insan birbirini hatırlamıyorsa, ne giden tam gitmiştir, ne gelen gerçekten yenidir.

  Eski yılın yükünü sırtından atmadan yeni yıla giren toplumlar bilirler ki, gerçek yenilenme takvimde değil; insanın insana yeniden bakabildiği yerde başlar.

 Kutlu Olsun; üstünden atılmış yüklerin yeni yılı…

 Güven SERİN 

  

 

 

 

 

  


21 Kasım 2025 Cuma

BOŞ KALAN KOLTUĞUN ŞİİRİ

 

Kamera Güven

                 BOŞ KALAN KOLTUĞUN ŞİİRİ: HASAN AKARSU

  Berfin Bahar dergisinin 333.sayısında yayımlanan şiiri bir dergi sayfasından değil, çok daha değerli bir yerden ulaştı: Şairin, yani Hasan Akarsu’nun kendi parmaklarından… Bir dostun bir başka dosta WhatsApp üzerinden gönderdiği bir şiirin sıcaklığı, çoğu zaman basılı bir sayfanın serinliğinden etkileyici olur. Belki de bu yüzden ilk okuduğum anda, dizelerin ardında taşıdığı duygu çok daha sahici, çok daha içten geldi.

  Hasan Akarsu’nun “2025 Yazının Ardından” adlı bu şiir, yıllardır süregelen bir dostluğun mevsimler üzerinden yazılmış küçük ama çok derin bir kaydı. Bahattin Gemici’ye yazılmış bu şiir, bir veda değil aslında; dostluğun ömrüne yazılmış bir işaret gibi…

  “Yurt özlemiyle geldiniz Almanya’dan/Yaz bitti gittiniz” dizesiyle başlayan bu kayıtta, bir insanın gidişi değil; o insanın bir yaz boyunca bir şehirde bıraktığı izler anlatılıyor.

  Üsküp Çay Evi’nde “boş kalan koltuk” işte bu izi taşıyan semboldür. Bir dostun ardından sadece mekân değil, zaman da boşalır. Belki bir sandalye susar, çay soğur, ama şiir konuşmaya başlar.

   Hasan Akarsu’nun dizelerinde yılların öğretmenliği, halk dilinin yalınlığı ve edebiyatın ince zekâsı birlikte akıyor. Tekirdağ caddeleri, İbrahim Müteferrika Parkı, Kehribar Kahve, tavlaya uğur getiren o meşhur ağaçkakan, Vitamin Bar’daki İlyas Usta…

Bu dizeler sadece mekân adları değil; bir hayat biçiminin, bir şehir ritminin, bir dostluğun dokusunun parçasıdır. Bu değerli dostluğa usulca sokulduğunuzda bir üçüncü kişiyi görüyorsunuz: Güven Serin’i…

   Şimdi tam da bu noktada kendi adıma eklemek istediğim bir gerçek var:

Böylesi dostlukların kültüre dönüşmesi, benim için adeta mucizevî bir zenginliktir.

  Bu dostluk sadece iki kişi arasında yaşandığından, üçüncü kişiyi aralarına davet ettiklerinden değil, bir şiire, bir yazıya, bir şehrin belleğine dönüştüğünde, sızmaya başladığında asıl anlamını buluyor.

  Akarsu’nun dizeleri işte bunu yapıyor-kişisel olanı kamusallaştırıyor, bireysel olanı kültürün taşıyıcısı haline getiriyor.

  Şiirin son bölümü ise ayrılığın değil, yeniden kavuşmanın ihtimallerini çoğaltıyor:

“Marmara, Avşa Adaları, Edremit Kitap Şenliği, Nallıhan…”

  Bu satırlar, bir mevsimin değil, yeniden buluşmaların, yeni bir dostluk takviminin kapılarını aralıyor.

Akarsu, gidene “hoş kal” demiyor; “yeniden gel” diyor…

   Gerçek dostlukların kültüre sızma, karışma, akma kabiliyeti de tam burada gizlidir. Bir dizede bir şehrin sesi, bir satırda bir ömrün izi, bir şiirde bir vefanın hatırası kalıyor.

   Edebiyat böyle bir şey, insandan insana geçen sıcaklıkla büyüyor.

   Hasan Akarsu’nun şiiri sadece bir duyguyu anlatmıyor; dostluğun nasıl bir kültür, kültürün nasıl bir zenginlik, zenginliğin nasıl bir insanlık haline dönüştüğünü gösteriyor.

   Bir boş koltuk bazen bir yalnızlığı değil, hatıraların doluluğunu anlatır. Ve en iyi edebiyat, işte bu doluluğun dizelere sığdığı o özel insanlarda doğar. 

Güven SERİN 


8 Temmuz 2025 Salı

HASAN AKARSU

 


              EDEBİYADIN SUSMAYAN VİCDANI: HASAN AKARSU

   Zamanın bir su gibi aktığı, her şeyin hızla tüketildiği bir çağda, bazı insanlar vardı ki adeta zamana meydan okur. Onlar tüketmek yerine üretmenin, biriktirmek yerine paylaşmanın ve unutmak yerine vefanın peşindedir. İşte eğitimci, yazar ve şair Hasan Akarsu, tam da böyle bir sanatçı. O,kelimelerle, anılarla ve dostlukla zamanla yarışan, sanatını bir dostunun deyişiyle “nükleer enerji gibi sonsuza adanmış bir aydınlatma aşkına” dönüştüren nadir bir değer.

   Geçtiğimiz günlerde masama ulaşan son iki eseri, “Anılardan Geçerken” ve “Şiirlerden Geçerken” , bu aydınlanma meşalesinin en taze alevleri. Her bir satırında, her bir dizesinde bir sanatçının çelikten disiplinine, dostlarına ve anılarına olan sarsılmaz bağlılığına bir kez daha hayran kalıyorsunuz. Hasan Akarsu’nun kaleminden anılar öylesine canlanır, dostluklar öylesine kıymetlenir ki, adeta tüm yaşanmışlıklar onun önünde saygı duruşuna geçer.

   “Anılardan Geçerken” ,sadece bir anı kitabı değil, adeta bir vefa ansiklopedisi. Edirne, Bursa, Kırklareli, Tekirdağ, Keşan, Saray gibi Trakya’nın bereketli topraklarında yeşeren anılar, yazarın hayatına dokunan insanlarla ve mekânlarla dolu edebi bir şölene dönüşüyor. Özellikle bir döneme ışık tutan Edirne Erkek İlköğretmen Okulu mezunlarıyla buluşmalar… Öksel Demir, Celal Çalık, Tayyip Yılmaz gibi isimler, Akarsu’nun vefalı hafızasında yeniden hayat bularak bir neslin birbirine nasıl kenetlendiğinin, dostluğun ve yoldaşlığın en samimi halinin edebi bir anıtını inşa ediyor.

   “Şiirlerden Geçerken” ise, bir şairin kelimelerle nasıl bir evren kurabileceğinin en çarpıcı kanıtlarından… Altını çizmekten, tekrar tekrar okumaktan kendinizi alamayacağınız dizelerle dolu. Sanatımızın devlerinden Genco Erkal’a “Dostlar Tiyatrosu”nu anarak seslenmesi, onun sanata ve sanatçıya olan derin saygısının bir yansıması.”Gözünü Sevdiğim İstanbul” şiirindeki içtenlik, okuru anında yakalıyor. Ve o muhteşem “Şiir Tınazı” şiiri… “ Tınaz savrulduğunda/Buğday nasıl ayrılırsa/Artığından/Şiir de öyle.” Bu dizeler nasıl alkışlanmaz? Şiirin özünü, emeğini ve saflığını ancak bu kadar yalın ve güçlü anlatılabilirdi.

   Hasan Akarsu, sadece kitaplarıyla değil, yıllarını adadığı Mavi Dergi, Şarköy Sanat, Saray Özgür Sanat, Yeniden Türk Dili Dergisi, Istranca Edebiyat gibi nice yayınla da edebiyat ve kültür dünyamıza iz bırakmış yorulmaz bir emekçidir. Onun bitmek tükenmek bilmeyen enerjisi, üretme tutkusu karşısında insan sormadan edemiyor: Bu değerli yazara, bu vefalı şaire zaman nasıl yetiyor?

   Belki de sır, sanatı yaşam biçimi olarak görmesinde, anılarını bir hazine gibi korumasında ve dostluklarını en büyük zenginliği saymasında gizlidir. Hasan Akarsu, insan imbiğinden süzdüğü eserleriyle sadece geçmişi aydınlatmakla kalmıyor, aynı zamanda geleceğe de kalıcı, onurlu ve aydınlık bir iz bırakıyor. Bize düşen ise bu izi takip etmek, onun sanatının ışığında yolumuzu bulmak ve bu değerli emekçiyi hak ettiği şekilde onurlandırmaktır.

   Sanatına ve vefasına sonsuz saygıyla…

 Güven SERİN 



18 Şubat 2025 Salı

HASAN AKARSU: ŞENLİKLERİN İÇİNDEN...

 

Güven Serin,Bahattin Gemici ve
Hasan Akarsu

                          ŞENLİKLERİN İÇİNDEN: HASAN AKARSU

   Bir ozan ve şair için; “ Şenlik nedir?” desek vereceği cevap:

 —Kitap fuarlarına, şiir dinletilerine, halk şenliklerine katılmak! Olacaktır…

    Hasan Akarsu’nun 2023 yılında çıkan kitabı-eseri de, ŞENLİKLERİN İÇİNDEN ismini taşıyor. Kitabın her sayfası, insanı daha öteye taşıyacak insanı anlatan öğretilerle dopdolu…

  Bu eserin önemli bölümü TÜYAP İstanbul Kitap Fuarı katılımlarıyla okuyucu önüne çıkıyor. Yıllarca aynı fuara gittiğim halde, Hasan Akarsu’nun fuarları şenliğe çeviren bakış açısını bu içtenlikle kaleme alamadım. Akarsu’nun kalemi, bir araya gelen insanların bilgi ve görgü için harcadıkları emeklerin yanında, bir ömre sığmayan deneyim, tecrübe ve sosyalliği de gözlerimizi kamaştıracak netlik ve parlaklıkta okuyucuya sunuyor. Hatta hediye ediyor, demenin yanlış olmayacağını savunuyorum…

   Hasan Akarsu’nun sanata bakış felsefesini birkaç sözcükle anlatmak gerekirse; “ Yaşamımızda okumayı, şiiri, genelde sanatı bir tutku olarak benimsemek bizi güzelleştirir.”

   Güzelleşme sözcüğü, ruhumuzun bilgi ve görgüyle aydınlanmasını anlatsa da, düş ve düşünce gücüyle en yetmez zamanda, en yorgun, bıkkın anlarda o güzelleşme felsefesinin bir kurtarıcıya dönüşeceğini de vurguluyor…

   Hasan Akarsu’nun yıllar süren TÜYAP İstanbul Kitap Fuarı yolculuklarını gelin hep beraber anlamaya, okumaya, irdelemeye çalışalım!

   Zamanın sayacını 35–40 yıl geriye; 4 Aralık 1983’e çekelim. O zamanlar TÜYAP İstanbul Kitap Fuarı Beylikdüzü değil Tepebaşı’nda yapılıyordu. Hasan Akarsu’nun sosyal ve kültürel değerlere yaptığı hizmet, iki gün öncesinden 2 Aralık günü Kadıköy’e arkadaşlarına gitmesiyle başlıyor. Zeki Gezici, Konur Taşköprü, Arif Damar ile birlikte Kadıköy Hatay Lokantası’nda yemek yemeye otururlar. Arka masalarında ise; Tevfik Akdağ, Cemal Süreya, Aydın Hatipoğlu, İsmail Uyaroğlu yemeklerini yemektedirler. Bir lokanta, bir yemek anı bile; sanatla; öykülerle, şiirlerle dopdolu…

   Yıl 1991 ve 10.TÜYAP Kitap Fuarı ve Hasan Akarsu’nun tarihsel gözlemi, kayıtları. Bir kez daha yazının, yazmanın, okumanın, merak etmenin önemini özellikle bu eserin 15.Sayfasına, sadece şehir kültürel yaşamımıza değil, ülke kültür tarihine bırakılan bir hediye gibi yazılanları okuyorum.

   1991 yılı 20 Ağustos günü Nadir Nadi ölmüştür. 2 Kasım ve 10.TÜYAP Fuarı, Nadir Nadi’yi anıyor, söyleyişi düzenlemişti. Katılanlardan birisi de Hasan Akarsu’dur. Ya konuşmacılar kimler?

   Yaşar Kemal, Nadir Nadi’yi ve Van-Akdamar Kilisesi’nin yıkımdan kurtarılışını anlatıyor. Nadir Nadi için; “ O,insanlık bayrağıdır” sözleriyle bitiriyor.

  Diğer katılımcı kim? İlhan Selçuk… O da Nadir Nadi’nin düşünür, yönetici, yazar, müzisyen ve insan yönlerini anlatıyor. Altan Öymen’de Nadir Nadi’nin başka insani özelliklerini anlatıyor.

  Hasan Akarsu böyle kültürel zenginlikleri edebi zihnine büyük bir tevazu içinde aktarırken, bugün insanlığı yalnızlığa düşüren insansız, arkadaşsız, dostsuz zamanların tam tersi, bilgisini, görgüsünü çoğaltırken, bir yandan da başka sanatçılarla tanışıyor.

  Cengiz Gündoğdu,Tacim Çiçek,Ayten Mutlu,Arif Damar,Ataol Berhamoğlu,Güngör Gençay,İbrahim Yıldız,o gün tanıştıkları; yazar ve şairlerdir.

    Hasan Akarsu’nun Şenliklerin İçinden eseri, bu tür buluşmalar, kavuşmalar, tanışmalar ve kültür beslenmeleriyle dopdolu.

    Diyeceğim, üzerine basa basa duracağım sitem: -Böyle bilgilerle, görgülerle dolmuş taşmış bir insan; kentimizin sokak ve caddelerinde yüce bir alçakgönüllülük içinde yürüyor, dolaşıyor! Bilgiye, sanata sırtını dönmüş on binlerin farkına bile varmadıkları, aynı kaldırımların, havanın, suyun olduğu bu güzel ve kalbi buruk kentte; şiirin, öykülerin, kitapların aşkıyla bir ozan yaşıyor…

 Güven SERİN 



4 Ekim 2023 Çarşamba

MURATLI CADDESİ'NDE BİR OZAN YÜRÜYOR

 


                       MURATLI CADDESİ’NDE BİR OZAN YÜRÜYOR

   Eğitimci yazar ve şair; hünerlerini, elleri ve kalbinde taşıyan Hasan Akarsu ile çoğu zaman Muratlı Caddesi kaldırımları üzerinde karşılaşıyoruz. Sayın Akarsu’yu her gördüğümde şehrimizin edebi ve kültürel zenginliği adına; çok üreten, düşünen insandan birisi olduğu için onur duyduğumu vurgulamak isterim.

   Eğitimci yazar ve şair olan Hasan Akarsu’nun yüzü hep şehrine dönük. Şehri ise diğer sanatçılarına yaptığı şeyi yapıyor; sanki tümden sanatçılarına sırtını dönmüş de kendi kıyameti peşinde; sanata ve sanatçıya ayıracak zamanları kalmamış; bitmiş gibi…

     Burada evrenin, toplumsal ve kültürel gelişmelere aç olanlara ne büyük katkılar yapacağını ve yaptığını söyleyip anlatmayacağım. Sanatçıların eşsiz ve sessizce yaptıkları ebedi katkılardan; Hasan Akarsu’nun bitip tükenmek bilmeyen edebi enerjisinin ve tam da olgunluk zamanı bereketi yaşadığını anlatacağım…

  21 Eylül günü atölyemin kapısı çalındı. Kapıdaki insan; eğitimci, yazar ve ozan Hasan Akarsu… Elinde, fırından yeni çıkmış iki francala ekmeği tazeliğinde iki kitapla geldi. Barış Kitabevi yayınlarından çıkmış iki eser…

  Asker ve Arkadaş Günlüğü isimli eseri Mayıs 2023’te yayımlanmış. Şenliklerin İçinden eseri de aynı tarihte yayım yaşamına, edebi dünyanın büyük yolculuğuna dâhil olmuşlar…

  Bu tür eserleri yolculuklarda, yaşadığım sevdiğim şehirden ayrılınca okumayı daha da çok seviyorum. Farklı duyguların, öğreti ve anıların birbiriyle selamlaşması, evrensel şölene katılma istekleri, yazı sanatına gönül vermiş her okuyucuyu nasıl mutlu ederse beni de öyle mutlu ediyor.

  Şenliklerin İçinden eseri içinde özellikle TÜYAP İstanbul Kitap Fuarı duyarlılığınız, alışkanlığınız varsa çok daha tanıdık öyküleri, gözlemleri bulacaksınız.

  Hasan Akarsu’nun edebi dili, henüz doğallığı bozulmamış ırmaklar, doğal kalmış vadiler, ormanlar gibidir. Sataşmaya, büyük süslü sözlere gerek duymaz. Neredeyse her sözcüğün bir mısra şiir yolculuğu heyecanı, duyarlılığı taşıdığını ve sanatçı arkadaşlığının sınırları zorlayan bir disiplin ve sevgi iradesi içinde nasıl yazıya, günlüklere döküldüğünü kısacık da olsa anlatmaya çalışacağım…

   Asker ve Arkadaş Günlüğü eseri her gün yüzlerce, binlerce kitap yayınlanırken, yağmur gibi baskı yapılırken dahi, çok az bulunan çalışmalar için takdir edilecek bir çalışma, üretim başarısı olmuş.

   Hasan Akarsu’nun Asker günlüklerini okurken, kısacak notların bile günü, o yılları, zaman denen şeyin derinliklerini, anlamını anlatmak adına, büyük bir zenginliğe düşünmüş.

  Seksenler dizisi orta yaşa gelmiş her insanı nasıl heyecanlandırmış, ağızlara bırakılan tat, oradan kalbe, diğer hücrelere dokunduysa, Hasan Akarsu’nun 1980 sonları,1981 başı Asker Günlükleri eserindeki her sayfada bir dizi, öykü neşesi; yorgun düşün, yaşamın kargaşasından sıkılan okuyucuları serinletmek, biraz nefes aldırmak için bekliyor…

   Aynı eserin ikinci bölümü, Arkadaş Günlükleri: Mehmet Sağlıklı tam manasıyla kalemi tutan el ve kalp sayesinde kahramana dönüşüyor. Sonu mutlu bitmeyen ama arkadaşıyla yaptığı telefon görüşmeleri, ziyaretler, arkadaşının hastalıkla mücadelesi, hepsi insan denen canlının yazı sanatını keşfetmekle, ne büyük bir buluş yaptığının uçsuz bucaksız kanıtı gibi, kitabın içinde günlüğün konuşmaları hiç bitmesin, Mehmet Sağlıklı’nın ölüm anını hiç duymayayım diye neredeyse, sessizce yalvardım…

   Yazar, ozan, eğitimci Hasan Akarsu, arkadaşı Mehmet Sağlıklı’nın ölüm haberini 13 Şubat gecesi öğrenince, tıpkı Kepirtepeli Aziz Ateş’in 18 Şubat gecesi ölüm haberini aldığımda hissettiğim daralmayı, muazzam sıkışmayı yaşamış; söz sanatı ve yazı hafızası her şeyi saniye saniye tekrar yaşatma becerisini yaşatıyor. Kendimi serin balkona atarak, şehrin kirli ışıklarından görmediğim kâinatın uçsuz bucaksız gücü karşısında, henüz yaşayan bir ölümlü olarak, Hasan Akarsu ve Mehmet Sağlıklı dostluğunu, sanki hep izlemiş, görmüş, tanıklık etmiş birisi olarak ayrı bir hüzünlü hoşluk yaşadım…

  Kitabın etkisi o kadar güçlü ki, sanırsınız tanıdığınız, dost olduğunuz Hasan Akarsu halen Tuzla Piyade Okulu, Öğrenci Alayı,2.Tabur,2.Takım’da askerlik yapıyor da, ona: - Bir mektup yazayım, biraz dertleşelim,-demek geliyor içinizden…

 Güven SERİN 

 

 

 

 

 

  


15 Nisan 2023 Cumartesi

ZAMANDA YOLCULUK: YAVUZ YALÇIN

 


                       ZAMANDA YOLCULUK: YAVUZ YALÇIN


  Eğitimci ve araştırmacı yazar Yavuz Yalçın Şubat ayı içerisinde ikinci kitabını yayınladı; Malkara Eğitim Tarihi ( 1923–2013 ) Kendisini bir avuç araştırmacı yazarı alkışladığım gibi alkışlıyor, kutluyorum…

  Yavuz Yalçın’ın kim bilir kaç yıl ve kaç bin sayfaya göz atıp bir araya getirdiği eseri; Malkara Tekirdağ eğitim tarihi açısından benzersiz bir çalışma olmuş. Ceren Yayınları tarafından basılmış kitabı elinize alıp herhangi bir sayfasını açın. Karşınıza ne çıkacak bir bakın! Birkaç sayfada bile zaman yolculuğuna çıkacak, şu öğretmeni tanıyor, şu köyü biliyor, şu emeği, soluğu hissediyorum diyeceksiniz…

   İsterseniz bir deneme yapalım! Yavuz Yalçın’ın kitabı masamda duruyor. Sizler için elime alıp herhangi bir sayfaya, Malkara Eğitim Tarihi eserine öylesine bir göz atacağım!

   Sayfa 48,49.Malkara basınından bir haber; “ İlk Kadın Sendika Başkanı Malkara’da seçildi.”, “Emirali Köyü’ne okul binası yapıldı. Sarnıç Köyü’ne okul binası yapıldı.”, “ Malkara Lisesi öğretime başladı.1970 yılında temeli atılan lise binası 1972 yılında tamamlandı.”  Ve daha neler neler; “ Malkara Lisesi 1976–2005 Yılları Müdürleri; İbrahim Erol, Ali Osman Budak, İrfan Tekin, Senel Baykal, M.Asım Karabıyık, Orhan Aksakal”

   Rast gele bir başka sayfayı çeviriyorum.60 ve 61.sayfalarda Malkara Eğitim Tarihi adına bakın neler var;

“ Trakya köylerinde ilk defa köy tiyatrosu Yaylagöne’de kuruldu.”haberini yerel basın paylaşmış. Devam ediyoruz; “ Atatürk heykeli için yapılan bağışlar. TÖB-DER Malkara Şubesi kuruldu.”

   Araştırmanın zenginliğini, dinamizmini ve fazla değil yaklaşık yarım yüzyıl önce Malkara ilçemiz ve köylerindeki eğitim hareketi, heyecanı; tamamıyla üretmek, inşa ve var etmek üzerine…

  Yakın tarihi bilmenin, görmenin ve okumanın bir başka yanı da destansı bir sancı yaşamak oluyor. Şimdi, elli yıl önce yapılan o okullar, o kazanımların hiçbirisi yok. Ya yıkıldı, ya da viran haldeler… Bazıları ise onarıldı başka amaçla kullanılıyorlar.

  Yavuz Yalçın’ın eserinin tadı, tuzu ve yayınlanması sadece rakamlar, isimler üzerine değil. Zamanda yolculuk yapmanın yanında insanı üst insana yolculuğa çıkan anıları da bulmak, onlarla yüzleşmek, bu zamana davet edip, kendi zenginliğimizi veya yoksulluğumuzu karşılaştırıp belki de yepyeni bir başlangıç, dönüşüm veya atılım yapmak adına bir rüzgâr, esinti yakalamak mümkün…

  Kitabın her sayfası Malkara ilçemiz adına değer taşımaktan öte bölgemiz ve ülkemiz içinde çok anlamlı öncü bir kazanımdır. Kaybedilen ve şimdi; köyler, köy okulları, köy öğretmen evleri, köy sağlık ocakları olmaktan çok öte giden, gitmiş olan değerlerimiz için gözyaşları, yürek sızıları da yaşarsanız şaşırmayın.

   Kitabın 77.sayfasında 1980 yılına ait bir haber var.1979 Aralık ayı içerisinde boykota katılan öğretmenlerin isimleri var. Her biri yıldırma adına bir başka bölgelerimize sürülen öğretmenlerimiz;

“ Nail Yıldırım, Hasan Nas,Müstecep Batı,Mehmet Atılgan,Ramazan Pelit,Raif Sakarya,Önder Komit,Mehmet Kurban.”

    Kitabın 94 ve 95.sayfaları ise bölgemizin ve ülkemizin en önemli sorununa yer vermiş. Malkara Şairnevi İlkokulu; “ Türkiye Çöl Olmasın” düşüncesine duyarsız kalmayıp 5.sınıf öğrencileri tabiat bilinci içerisinde panel düzenlemişler. Malkara Tema temsilcisi Mümin Düvenci’den de yardım isterler. Çevre sorunlarına bulduğu her kürsüde yer veren, emek harcayıp duyarlılık gösteren o günün Baro Başkanı Av.Güneş Gürseler’i de davet ederler. Öğrencilerle aynı masada; “ Temiz doğa, yaşanabilir bir dünya, erozyon” konuları, sorunları konuşulur, değerlendirilir.

   Kitabın 64.sayfasına döneceğim. O günün öğrencileri, öğretmenleri ve bölgemizin el uzatılır, emek harcanırsa gençliğimizin nasıl şaha kalkacağını anlatan çok önemli bir paylaşım; “ Malkara Lisesi öğrencileri öğretmenleri Cumali Karayılan’ın yönlendirmesiyle katıldıkları Türkiye çapında düzenlenen resim yarışmasında 5 birincilik,4 ikincilik kazandılar.”

   Bu öğrenciler şimdi kocaman kadınlar, erkekler olmuşlardır. Ya o öğretmen? Mehmet Çevik, Hasan Akarsu gibi önemli öğretmenlerin, sanatçıların “dostum” dediği, adına şiir yazılan Cumali Karayılan? Sanırsınız ki Aeneas Destanı veya Yaşar Kemal’in eserinde yaşamış bir kahraman...

    Bir başka eğitimci yazar ve şairimiz Hasan Akarsu, Cumali Karayılan’ın zamansız ölen eşi ve onun büyük acılarını eğitimci yüreğine gömen arkadaşı için bir şiir, belki de bir ağıt yazmış;

“Kucağımda ölürken

  Gelin geldiğin gün gibi güzeldi

  Bir tabuta koydular

  Birlerce acılı yüzleri

  Kızımın çığlığına sığdıramadılar”

 Güven SERİN 

 


31 Aralık 2022 Cumartesi

EĞİTİMCİ ŞAİR ve YAZARIN YENİ YIL DİLEKLERİ

 

İNTERNET

                               ŞAİR ve YAZARIN YENİ YIL DİLEKLERİ

    ( Cumhuriyetin 100.Yılına Erişmenin Sevinciyle )

      Eğitimci yazar ve şair Hasan AKARSU Yeni Yılı: 2023 için kutlama mesajı yollamış;

 “ 2023 Yılı Cumhuriyetimizin 100.yılına erişmenin sevinciyle ve tüm değerlerine sahip çıkılması dileğiyle kutlu olsun.”

  Sanatçının özünde öğretmenlik varsa, öğretici ve eğiti yanı da sözcüklerine-mesajlarına yansıyor. Eski ile yeni yıl arasında bir sürü kutlama mesajları, paylaşımları okuyoruz. Çoğu, bildik tekrarlardan, dileklerden öte, hiçbir heyecan sunmadan saman alevi gibi geçip gidiyor.

   Hasan Akarsu’nun mesajı niçin ilgimi çekti? Bunca mesajı okur okumaz silerken, eğitimci yazar ve şairini yolladığı mesajı silemedim. Yukarıda paylaştığım sözcükler değil,2022 yılında dizelere döktüğü üç şiirini de paylaşmış.

  Eleştirmen yazar Cengiz Gündoğdu’nun şiir sanatı için söylediği sözler çok etkili ve gerçekçidir;

 “ Edebiyat bir takım insanların yazdığı… Bir takım insanların okuduğu soyut bir boşalım kanalı değildir.

   Edebiyat insani bir yaratıcılıktır. Bu yaratıcılık eserde somutlanır. Somut ürün, yaratıcı istese de istemese de işlevseldir.”

   Bu yorumlara, açıklamalara ne denir? İşte, elli yıllık sanat yaşamına yaklaşan şehrimizde yaşayan Hasan Akarsu’nun 2023 yılı dilekleri paylaşımı bile kendi yaratıcılığı ve çoğu zaman sıradan bulduğumuz iyi dilek mesajlarından sıyrılıp, şafak sevinci gibi kim bilir kaç kez doğmuş olduğu gibi doğuyor…

  Hasan Akarsu’nun paylaşımı yeni yıl mesajından öte üç şiire de ulaşıyor. Bir de kitap resmi; tam ortasından açılmış, uzanma menziline, göğe doğru parıldayan yıldızlar neyi anlatıyor alabilir?

  Bilgiyi, görgüyü, nezaketi ve öğrenmen denen gizemli zenginliğin sonsuz evrene uzanan, bitip tükenmeyen ve karanlığı aydınlatan ışıkları olabilir mi?

 2022 yılında yazmış-üretmiş olduğu üç şiiri var. Birincisi; İçiniz Gider başlığını taşıyor. Ekim 2022’de Çağdaş Türk Dili Dergisi’nde yayınlanmış. İkinci şiiri, Yaz Utansın başlığı ile Ocak 2022’de İnsancıl Dergisi’nde yayınlanmış. Üçüncü şiiri de, İçinizde Varsa ismiyle Nisan 2022’de Çağdaş Türk Dili Dergisi’nde yayınlanıyor.

   Ne diyor eğitimci yazar ve şair Hasan Akarsu bir sunu yaprağında;

 “ Şiir, bir okyanustur. Ozanlar için Arif Damar’ın dediğince okyanusta bir damla olmak önemlidir. Her ozan, şiirlerinde kendi sesini arar.”

  Sanatın tohumları, öykülerin kökleri salındıysa sanatçıya, işlediyse gözle görülmeyen milyarlık hücrelerine, yolu da yoldaşı da bellidir; kendi sesini, evrene, evrenin sesini yaşadığı topluma duyurmak-paylaşmak…

   Ocak 2022’de yazdığı şiiri paylaşıyorum; sanatçıyla aynı şehirde yaşama onurunu taşıyan ruh âlemi içinde;

“İÇİNİZDE VARSA

İçinizde varsa

Dere, çay, akarsu, ırmak

Denizlere akarsınız

 İçinizde yoksa

Söylemekle olmaz

Bu akış

Ne deseniz boş!

Boş boş bakarsınız.”

 Güven SERİN