ENEZ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ENEZ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Mart 2024 Pazartesi

ENEZ,HASKÖYLÜ SEPETÇİ

 


Kamera; Rahmi Bey

                              ENEZ, HASKÖY SEPETÇİSİ-KELETERCİSİ

  Sepetçilik nedir ne değildir diye bir araştırma yapsanız; karşınıza, insanlık tarihi kadar eski bir sanat dalı çıkacaktır. Eski Mısır, Afrika’ya, Babil, Sümer’e, belki de çok daha ötelere uzanan marifetli insanların söğüt dallarını, el zanaatı ve sanatıyla insanlığın önünde nazikçe boyun eğdirme öyküsü çıkacaktır…

  Rahmi Muço ile çıkmış olduğumuz yolculuğun yönü, ilk ence Enez istikameti olsa bile, içinden geçeceğimiz köylerde, özellikle kahvehanesi, okulu olan büyük köylerde durmak; durup bakmak, dokunmak üzerineydi…

  Sakin bir Tekirdağ günü, aracın hızı fazla olmaktan öte yavaş denecek, etrafı seyretme, baharın kırlardaki eğlencesini yakından gözleyip dokunmakla birlikte başlamış oldu. Rahmi Muço’nun kullandığı araç harici, bizi sürekli geçenlerin çok acelesi olmalıydı. Araç trafiği, araç kullanma kültürümüz, hatta kaderimiz; “ Acele” ile yoğrulmuş, mühürlenmiş olmalı…

   O yüzden, bitmeyen araç kazaları, dinmeyen gözyaşları ve içinden gelip geçilen bir sürü öyküsü, sanatı ve zanaatı olan yeri anlamadan, anılar denizine katmadan geçen, bir yerde sürüklenen yaşamlar…

  İlk durağımız Enez Hasköy İlkokul ve Ortaokul yanı oldu. Çocuklar bahçedeydi. Baharın neşesinden hiçbir farkı olmayan, bütün yerleşim yerlerinin devamı, geleceği olan çocuk seslerini duymayı o kadar özlemişim ki, bir hayal âlemi, bir masal ortasına düşmüş gibi oldum. Trakya’da, Anadolu’da yüz köyü gezsek, belki üçünde okul bulacağımız, okulun dışında yine yitik, sessiz sokaklar, viran, çökmüş binalar göreceğimiz yerler çığ gibi büyüdü…

   Hasköy İlkokul ve Ortaokulu da taşımalı eğitimin merkezinde. Civar köylerden gelen öğrenciler olmasa Hasköy, okulunun kendi öğrencisi beş kişiymiş…

    Kent merkezlerine hücum borusu çaldığından beri, dikkat ederseniz kentli olmaktan çok öte, köylü olmanın yüksek değerleri, kıt halleri aranır, özlenir oldu! Ama çok geç, çok dramatik bir son…

  Hasköy’ün merkezine gitmek için köyün sokaklarına, minaresi görünen cami yönüne yol aldık. Meydanda bir cami, birkaç kahvehane, gayet bakımlı boş meydanda da sepetçi kamyonu duruyordu. Söğüt dallarından yapılmış sepetler, nerede olursa olsun bana geçmişi hatırlatıyor. Taş, ahşap kültürünün, antik şehirlerin anlattığı, anlatamadığı düşleri, öyküleri…

   Genç görünüşlü sepet satıcısı küçük oğluyla müşteri bekliyordu. Müşterisi azalan ama diğer köylere göre biraz daha büyük olan bu yerde nafakasını aramaya gelmişti. Sepetçinin eşi, sepetçi kadın mahalle, sokak aralarına girmiş, kim bilir kaç saat gezintiden sonra yorgun bir halde Hasköy meydanına, eşi sepetçi adamın yanına geldi.

  Hasköylü bir adam; sonradan isminin Ekrem Uysal olduğunu öğrendiğim bahçe işiyle uğraşan: - Sepetlerin fiyatı kaç para? Deyince sepetçi: - 150 TL cevabını verdi.

   Hasköylü cebinden çıkarttığı parayı; 110 TL’yi sepetçiye göstererek, bütün param bu diyerek, bildik alışveriş kurnazlığını yaptı. Müşterisi az olan, artık değerleri bilinmeyen sepetçi, günü, hiç olmazsa günün nafakasını kaçırmamak için kendi ördükleri, kendi ürettikleri sepeti satış değerinin 40 TL altında tereddütsüz verdi.

   Hasköylü Ekrem Uysal ile kısa bir sohbetten sonra elimi omzuna atarak, eve gidecek Hasköylüyü, kahvehaneye çay ve sohbete davet ettim. Sepetçi gibi tereddütsüz kabul etti. Aldığı sepeti ne yapacağını sordum. Ben ıspanak ekiyorum, pazarlara çıkarmak için satacağım ıspanakları sepete dolduruyorum cevabını verdi. Yanımıza yaklaşan bir başka Hasköylü, sepetlere bakarak: - Buna ne dersiniz; sepet mi keleter mi?

  Keleter sözcüğünü duyar duymaz sanki bin yıllık uykudan uyandım! Neredeyse kırk yıldır duymadığım bir kavramdı keleter! Elbette o büyük sepetin yaşadığım, doğduğum yerdeki ismi; keleter di! Üreten yerlerde bağımız kopunca, kavramlarla, öykülerle, üretimle, binlerce yılda oluşan sanat ve zanaat dallarıyla da kopan bağların iç çekişini derinden hissettim.

  Tüketen toplumların acı sonu böyle olacağı bellidir. Önce köy okullarımızı, sonra köy sağlık ocaklarımızı, derken köylerde yaşayan gençleri ve onlarla birlikte çocukları yitirdik…

   Aklımızca zamana uymak böyle bir şeydi… Nereye gidiyorsa öncü olan,arkadan gelenler de bunu büyük marifetmiş gibi izleyerek,kendilerini güya işkenceden,zorluklardan kurtarıp rahata,huzura taşıdılar…

  Çaylar içildi, oturduğumuz kahvehane içindeki elli altmış yıllık ve büyük özenle biriktirilmiş Hasköy insanlarının fotoğrafları incelendi. Kısmen öyküleri dinlendi. Veda niyetine değil, tekrar görüşmek dileğiyle diyerek; Büyükevren, Yenice, Enez’e doğru meşe ormanları ve korulukları izleye izleye yola

koyulduk…

Güven SERİN 

 

 

 

  


27 Şubat 2024 Salı

GALA GÖLÜ MİLLİ PARKI FLAMİNGOLARI DANS EDİYOR

 



                    GALA GÖLÜ FLAMİNGOLARI DANS EDİYOR

  Yüzlerce, binlerce Flamingo, Edirne, İpsala, Karpuzlu, Enez bölgesi Meriç Deltası içerisinde bulunan Gala Gölü Milli Parkı olan, 6090 hektarlık alanı kaplayan, bölgeye toplanmışlar. Ülkemiz için çok önemli Milli Parklar içerisinde olan ve her geçen gün canlı yaşamı, turizm için önemi daha da artacak doğal alanlarımızdan birisini her yıl olduğu gibi bu yılda ziyaret ettik.

  Gelişen uygarlıklar hızla yapaylığın pençesinden kurtulmak için Milli Parkların yanında doğal yaşamı; besleyecek, koruyacak, yaşatacak alanları şehir, kasaba merkezlerine kadar; insanla, uygarlıklarla barış içinde olması için ciddi çalışmalar, koruma ve yaşatma önlemleri alıyorlar.

   Gala Gölü Milli Parkı henüz yirmi yıllık bir geçmişe sahip olsa da, hızla kuruyan, çoraklaşan dünyamız ve bu dünyada bizlerden milyonlarca yıl önce var olmuş kuşlar, böcekler, balıklar tıpkı insan gibi sulak, bataklık alanlara muhtaçtır.

  Gala Gölü Milli Parkı tam da kuşlar, diğer canlılar için; bir cennet… Açıklanan rakamları değerlendirip ortalamasını aldığımda sadece Gala Gölü Milli Parkı içinde yüzlerce canlı yaşıyor. Kimisi, Milli Park’ın yerlisi, kimileri de göçmen canlılar olup, tam da kış aylarının sona ermeye yakın, baharın başlamasına az kala birçok göçmen kuş sürüler halinde sulak alanlarına, sazlıklarına kavuşmuşlar…

  Yakın gelecekte buranın sembol canlıları haline gelmekle kalmayıp, başrol oyuncusu olacak kuşlardan birisi Flamingolardır. Bize sürpriz yapan, diğer geliş zamanlarımızda görmediğimiz Flamingoların dansı, ahengi, birlikte hareketleri saatlerce görülmeye, izlenmeye değer… Sürüler halinde göç eden, çok özel sulak, bataklık alanlarda yaşama, beslenme imkânı bulan Flamingolar artık Gala Gölü Milli Parkı’nın başrol oyuncuları…

  Buraya ait diğer göçmen kuşları da yok sayamayız! Küçük Orman Kartalı, Ak Kuyruklu Kartal, Kızıl Şahin, Kerkenez, Küçük Karabatak, Tepeli Pelikan, Saz Delicesi, Kaşıkçı, Kılıç Gaga, Gri Balıkçıl, Büyük Beyaz Balıkçıl ve daha yüzlerce kuş, böcek, canlı türü Gala Gölü Milli Park sakinleridir.

   Şehirlere yığılan insanlar, insanlık yolculuğuna devam edecekse, etmek istiyorsa, tıpkı gelişmiş ülkelerin yaptığı gibi; DOĞA ANA’yı çok ama çok iyi anlamak ve onur rıza olmadan hiçbir şeyi yapmayı anayasası olarak kabul etmek zorunda.

   Gala Gölü Milli Parkı, Milli Parka bakan tepeler üzerinde gelen misafirlere, doğa meraklıları için yapılan seyir alanı, kuş gözlemeye gönül vermiş insanlar için bulunmaz ve çok nadide yerlerden birisidir.

  Biraz ötede Balkanlardan doğan ve Ege’ye sessizce, Flamingoların tam tersi, usulca süzülen Meriç dupduru ve kadim bir geçmişten sonsuza akıyor. Enez tam bir rüya kasabası! Kalesi, tarihsel geçmişi, henüz gün yüzüne çıkmamış öyküleriyle; sadece arkeologları beklemiyor! Sosyologları da, yazar, şair, yönetmen ve her şeyden önce Paris’e, Roma’ya, Berlin’e, Londra’ya gitme merakını nazikçe bir kenara bırakan veya ekonomik gücü çok sınırlı aileleri de bekliyor.

  Özellikle seyir tepesi olarak altyapısı tamamlanan sadece gözlem yeri değil, ailelerin çocukları, akrabaları, komşularıyla harika bir gün, tükenen sonlu ömürlere çok güzel bir anı bırakacakları, piknik yapacakları ve daima serin rüzgârıyla, Flamingolar gibi dans bile edecekleri bir yerdir.

  Rahmi Bey ile gün sonuna doğru ilerlerken, çocukluğumun gözleriyle baktım; uçsuz bucaksız Enez, Karpuzlu, Paşaköy, İpsala topraklarına. Her yer su kanallarıyla, yaşamın kendisiyle kuşatılmış. Balkanlar yine kendi gizemli halleri; silueti içinde kırk, yüz, bin yıl önceki duruşu içindeydiler.

  Gala Gölü Milli Parkı sayesinde bir yörenin coşkusu, misafiri-turizmi çok daha fazla artacağı bellidir. Sorun, bu büyük mucizeleri, yaşam alanlarını doğal yaşamlara zarar vermeden iç ve dış turizmle buluşturabilmek…

    Bir gün, sürekli ilaçla alınan mahsuller; çeltik-pirinç bitecek bu diyarlarda. Ama doğal yaşam, doğru yönetilirse; turizm; belki de boşalan köy ve kasabalarımızı geri getirecek…

   Su kanallarının, çeltik tarlalarının ve Gala Gölü Milli Parkı Flamingo, Kuğu, Sığırcık ve Ak Kuyruklu Kartalların diyarından ayrılırken biz; halen dans eden Flamingoları son bir kez selamlayıp, buraya getirdikleri tat, tuz, renk, görsel şölen için minnettarlığımı da çocukluk anıları gibi orada, tertemiz tepelere, ovalara bırakıverdim…

  Bizim türkülerimiz, şarkılarımız bizleri anlattı. Hüzünlerimizi, sevinçlerimizi, kahramanlıklarımızı… Flamingoların dansı da, bu dansı ortaya çıkartan milletlerin öykülerini; hırsı, özgürlüğü, mutsuzluğu, acıları anlatıyormuş…

   İnsan denen canlı, doğaya bakarak, doğadan esin alarak ne çok şeyler icat etti. Belki de, kanayan vicdanlar, can yakan kaba ellerin bedenleri daha fazla doğaya çıkmalı ki, henüz vakit varken, yaşamın içinde hiç de lüks olmayan muhteşem eserleri görme fırsatını yakalasınlar…

 Güven SERİN