KIZ
NEŞESİ
Halkın kim bilir kaç yüzyıldır zihin zembilinde taşıdığı sözcüklerden birisi de “Kız neşesi…”, dir. Bu sözcüklere yüklenen anlam çok büyüktür. Son günlerde karşıma çıkan, en son Prof.Dr. Üstün Dökmen ve Buket Uzuner’in bir çalışmalarından esinlenerek ben de bu konuda düşüncelerimi yazıya taşıma kararı verdim.
Dilimiz, bazı duyguları öyle uzun uzun anlatmıyor. Birkaç sözcük söyleyip gerisini de hayatın tamamlamasına alışmış bir milletin evladı olarak; “ana sıcaklığı,” , “baba ocağı” , “çocuk sevinci” ve “ Kız neşesi” sözlerini sıralayabiliriz…
Bunlar bilimsel kavramlar ve anlamlar içermezler. Ama kültürümüzün ve diğer kültürlerin ürettiği çok değerli ve derin kavramlardır. Buket Uzuner bu kavrama en fazla eğilenlerden ve bir eser ortaya çıkaran yazarımız olarak:
“ Kış neşesi, sadece kızlarda
vardır.” Sözünü de sıklıkla tekrarlıyor. Sözlerine devam eden Uzuner; “ Dünyada
sadece kızlara ait kız neşesi, dünyanın ateşini, enerjisini, cevherini” sağladığını
savunuyor.
Kız neşesi dendiğinde akla sadece genç kız mı gelir? Hayır:
Hareket gelir, canlılık gelir
ve bir umut gelir…
Bir yerde kız neşesi, bulunduğu yere bir ışık taşıyan bir duruşa dönüşüyor. O yoksa o yerin ışığı da azalıyor, körleniyor. Belki söylediklerimiz soyut anlamlar taşıyor görünse de, bu konuda kapsamlı bir çalışma yapılırsa, kızların olmadığı yaşam alanlarına gidilip detaylı gözlemler sonucunda oradaki neşesizliği de gözlerimizle görür, bilimsel bir not da düşebiliriz.
Anadolu’nun bahar türkülerini bir hatırlayalım! Kız neşesini hatırlatan umutlar yok mudur? Her daim yeşeren, yeşillenen, kıpırtılar saçan; Hıdırellez ateşi ve üzerinden atlayan çocuklar… Köy meydanlarında davul sesini duyar duymaz yerinde duramayan gençler… Doğal olarak bahar, tam bir “kız neşesi” ruh âlemi içinde her daim bir yenilenme heyecanıyla birlikte doğmuştur.
Belki de “kız neşesi” insanın içindeki baharın ta kendisidir. O dişil enerjinin, o yeniden doğuşların nesiller boyu soluklanmaya yelken açan, daha anne olmadan ninniler söyleyen “kız neşesi” türküleri…
Carl Gustav, insan ruhunun sadece akıldan ibaret olmadığını savunanların başında geliyor. Her insanın içinde sezgiyi, canlılığı, üretkenliği ve duyguyu besleyen bir yön bulunduğunu anlatıyor. Belki de bizi zaman zaman heyecanlandıran, yeni başlangıçlara cesaret veren taraf-dem de böyle bir şeydir.
Bir yerde bu değerli duygu, sadece kadın olmakla tam olarak izah da edilemez. İnsan içinde hâla hayatı kucaklayacak bir enerji bırakabiliyorsa, yaşamın tadı da tuzu da, neşesi de devam ediyor alacaktır.
Mahalle kültürlerinde insan bu neşeyi yaratmış, yaratmakla kalmamış yeşertmiş ve yüzyıllar boyunca nesilden nesle aktarmıştır.
Kapı önlerinde edilen sohbetlerin yüksek duygusunu hangi zenginlik üretebilir? Ya pencereden uzatılan bir tabak yemeğin tadı ve varlığı? Bir çocuğun doğumuna ve kahkahasına bütün sokağın, mahallenin dönüp bakmasını nasıl izah edebiliriz?
Akşam serinliğinde çekirdek çitleyen, mısır patlatan, mısır soyan komşuların neşesi, hangi yaşla izah edilebilinir? Kimse bu duygular için “ pozitif enerji “demezdi. Ama herkes onun iyi geldiğini bilirdi.
Bugüne gelindiğinde sadece şehirler büyümedi; yalnızlıklar da büyüdü ve doğal yaşamın yerini hızla alan asfalt, beton ormanları da büyüdü… Belki de bu yüzden “kız neşesi” sözünü duyduğumuzda çok eski bir türküyü duymuş gibi heyecanlanıyoruz.
Bize tanıdık, sıcak ve içten gelen iki sözcük…”Kız neşesi” kavramını tama olarak izah edemesem de şöyle açıklayabilirim: İçindeki baharı bütün mevsimlere rağmen koruyabilmiş bir insan…
Güven SERİN





















