GERİYE NE KALIR?
( Ahu Tuğba )
Bir muhabirin sorusu uzun yıllar unutamayacağım bir gerçeğin kapısını ardına kadar açtı, dersem tam yerinde bir söz etmiş olurum…
“Annenizden size geriye ne kaldı?”
Soru çok kısaydı. Ama cevabı veren genç kadının yüzünde sanki yılların yorgunluğu. hüznü ve karmaşası vardı. Kızı, belki de tarihe düşecek o cevabı belki bilerek, belki bilmeyerek ama doğanın doğal sunumu içinde cevapladı:
“Bir düşmanları, bir de koskoca bir miras kaldı geriye… Bir de, maneviyatı, duaları…”
Bu sözcükleri duyduğumda zihnimdeki esen rüzgârı anlatamam; aklıma ne şöhret geldi, ne de servet…
Ahu Tuğba’dan geriye; kızına, birçok insanın merak ettiği servet kalmış. Hatta yedi sülalesine yetecek kadar çok bir servet… O ünlü anne öleli ikinci yıl olsa da kızı için geride kalan boşluğun büyüklüğü, birçok insanın anlamayacağı derinlikte. İşte tam da burada, ben de o boşluğun kenarından bakıp, bir küçük anlam, değer, yaşama dair bir tecrübe alabilmek umuduyla bu yazıya yer veriyor, bu servetin etrafında, belki de eşelenen en sessiz kişi oluyorum.
Sanat dünyasında sıklıkla tanık olduğumuz şey: Sahne ışıkları altında geçirilen yıllar… Alkışlarla büyüyen kariyerler… Kapılarda bekleyen hayranlar… Gazete manşetleri, ödül törenleri ve kırmızı halılar…
Dışarıdan bakıldığında, bakan kişiler için; tamamlanmış, kusursuz bir hayat görünüyor. Ama bildiğimiz bir başka gerçek ise insanın gerçek hikâyesi evinde yazılıyor oluşudur.
Çocuklarının hafızasında… Annesine, babasına ayırdığı zamanda… Birlikte içtikleri çayın sıcaklığında… Sofranın etrafında edilen sohbetlerde…
Sanıyorum yüzyıllardır insanın insanlık yolculuğunda yaptığı en büyük hata; sevgimizin yerine maddi imkânların dolduracağını sanma saflığına, hastalığına tutulmak…
Daha iyi bir ev… Daha pahalı hediyeler… Daha büyük başarılar… Bilirsiniz; çocuklar çoğunlukla büyük hediyeleri değil birlikte geçirilen zamanları hatırlarlar. İnsanın yazgısı böyledir…
Bir annenin saçlarını okşayışını… Bir babanın omzuna koyduğu elini… Birlikte gülünmüş sıradan bir akşamı…
Saf sevgi, o imbikten geçmiş evrensel şey, bir eşya gibi saklanamıyor, kasalara konulup miras dosyalarına eklenemeyen ve ölümden sonra paylaştırılamayan bir şey…
Ahu Tuğba’nın kızıyla yapılan o kısa röportajda beni etkileyen şey de buydu. Konuşan kişi bir mirastan çok büyük bir eksiklikten söz ediyordu. İnsanın içinde kapanmayan o büyük boşluktan… Bir daha asla yeri doldurulamayacak bir annenin sesinden… Bir daha duyulmayacak bir “kızım” hitabından…
Sıklıkla sorulacak bir soru sormam gerekirse kendi kendime:
Bizden geriye ne kalacak?
Sahip olduklarımız mı? Yoksa hissettiklerimiz mi? Çocuklarımız, dostlarımız ve sevdiklerimiz yıllar sonra bizi hatırladıklarında hangi anılarla karşılaşacaklar? Aslında toplum dediğimiz şey de bu değil midir; o görünmeyen ve insanı insan bırakan miraslar…
Sevgiyle büyüyen insanlar daha huzurlu bir toplum kuruyorlar. Kendini değerli hisseden çocuklar daha merhametli bireyler oluyorlar. Hatırlandığını bilen insanlar dünyaya daha az öfke bırakıyorlar.
Sevdiklerimizle geçirilen her saat, sadece ailemize değil, geleceğe de bırakılmış bir hediyedir.
Beldi de insanın dünyada geriye bıraktığı en
büyük serveti:
Anılmak, hatırlanmaktır…
Güven SERİN

























