AĞACA İŞLENEN SABIR
Pertev Aslan
Tekirdağ Belediye Pasajı’nda bulunan Pertev Aslan’ın atölyesine güya on dakikalığına uğramıştım. Çaylar geldi, sohbet çayın deminden öte geçti. Saatler mi? Onlar da usulca birbirini takip etti. İki saatin nasıl geçtiğini ne ben fark ettim ne de Pertev Aslan…
Girdiğim atölyede ahşapla birlikte emek işleniyor, sabır işleniyor. Bir ömrün sessiz birikimi, ağacın damarlarına ince ince nakşediliyor.
Naht sanatı… Adını bile çok az kişinin bildiği, fakat karşısına geçen sanatla ilgisi olan herkesi kendisine hayran bırakan kadim bir Türk-İslam sanatı. Ahşabın oyularak hatla buluştuğu, milimetrik hesapların sabırla yoğrulduğu, hata kabul etmeyen bir ustalık… Günlerce süren emeğin, tek bir dikkatsizlikle boşa gidebileceği kadar hassas…
Pertev Aslan; her gün, her sabah hep aynı heyecanla güne başlıyor. Bu heyecanda beklenen bir alkış yok. Kuru bir minnettarlık arayışı da yok… Hiçbir gösterişe ihtiyaç duymadan, sadece sanatına duyduğu o evrensel sadakatle başlıyor atölyesindeki ahşap kokan güne…
Bugün öyle bir çağın içindeyiz ki; çoğu insan bedel ödemeden tanınmanın, kısa sürede ünlenmenin, ilk ezerde büyük başarıya ulaşmanın hayalini kuruyor. Biliyoruz ki gerçek sanat aceleyi sevmez. Emek, vazgeçmemeyi, sabrı ister.
Pertev Aslan’ın öğretisi de burada başlıyor. Atölyesinde kullandığı ağaç sıradan değil. Afrika kökenli, gül ağacı olarak bilinen, sertliği ve dayanıklılığıyla tanınan çok kıymetli bir ağaç. Değeri sadece cinsinden kaynaklanmıyor. O ağacı sanat eserine dönüştüren, ustasını yıllara yayılan birikimi ve el emeği de o kıymetin merkezinde bulunuyor. Aynı ağacı herkes bulabilir; ama ona bir ruh katabilmek, gerçek sanatın ve ustalığın tam da karşılığı olan bir değerdir.
Masanın üzerinde yapımı devam eden sazlar vardı. Kimileri ise son dokunuşları, kimileri ise yolculuğa çıkmak üzere bekliyorlar. Bugün o sazların benzerleri Almanya’daki bir müzede ziyaretçileri karşılıyor. Her biri müzik aleti olmakla birlikte; Anadolu’nun ahşaba, emeğe, sanata, sanatçıya yüklediği anlamın da sessiz temsilcisi olarak yaşamaya devam ediyor. Böylece Pertev Aslan’ın o ince işçiliği-sanatı, Türk kültürünün zarafetini sınırların ötesine taşıyan yaşayan bir kültür elçisine dönüşmüş oluyor.
Sohbetimizin önemli bir bölümü de Büyükçekmece Uluslar arası Kültür ve Sanat Festivali üzerineydi. Dünyanın dört bir yanından gelen sanatçılarla aynı ortamı paylaşmanın mutluluğu hâla gözlerinden okunuyordu. Farklı ülkelerden gelen sanatçılar, onun eserlerini ilgiyle incelemiş; naht sanatının inceliğine duydukları imrenmeyi içtenlikle dile getirmişler.
Bu büyük kültür buluşmasının yıllardır başarıyla sürdürülmesinde emeği bulunan eski Büyükçekmece Belediyesi Başkanı ve ekibinin sanata verdiği değer de ayrıca üzerinde durulmayı hak ediyor. Yirmi yedi yıl devam eden böyle bir festival, sadece iyi bir organizasyonla olmuyor, sanata ve sanatçıya duyulan gerçek inancı da gün yüzüne çıkarıyor.
Bütün bunları konuşurken dönüp kendi şehrimize de baktık. Dışarıda takdir gören nice değerimiz, yanı başımızdayken sessizce gelip gitmesine neden izin veriyoruz?
Bu düşüncenin, bu sorunumuzun cevabını sadece yöneticiler veremez! Hepimizin vermesi gerekiyor…
Kültür dediğimiz o nazik şey; fark edilip sahiplenildiğinde yaşıyor. Pertev Aslan’ın atölyesinde ayrılırken masasına birkaç kez daha baktım. Yarım kalan eserler, bitmiş eserler gibi onurlu bir duruş içindeydiler. Biliyorlar ki ustaları olan sanatçı yarın sabah yine gelecek…
Biraz daha oyacak, biraz daha sabredecek, biraz daha güzelleştirecek; o yarım kalmış eserin bütüne giden yolunu…
Sanatın yalın bir tarifini yapmaya çalışsak; insan ömrünü sessizce güzelleştiren bir şeydir; desek…
Pertev Aslan’ın sanatının kültürel taraflarından birisi de; dokunduğu ağaca, yaşadığı zamana ve onu tanıma şansına erişen insanların zihnine incelikli işler-hatıralar nakşetmektir…
Güven SERİN

























