TERS
BİRİ OLUN
Salonda gençler ağırlıktaydı. Konuşmacı kürsüye geldiğinde herkes alışılmış cümleler bekliyordu. Daha çok kitap okumak, daha çok çalışmak, daha çok gezmek, daha çok başarı peşinde koşmak…
Daha ilk cümlede salona büyük bir sessizlik çöktü:
“Ters biri olun.”
Gençlerin yüzünde aynı soru belirdi.“Nasıl
yani?” Herkes “Uyumlu olun,” derken,”ters biri olun” demek de neydi?
Konuşmacı o kendinden emin sesiyle devam etti:
“Çok fazla kitap okumanız, deli
gibi seyahat etmeniz gerekmiyor. Önce ters biri olun.”
Salondaki merak daha da büyüdü. Henüz kimse itiraz etmiyordu ama herkes aynı şeyi düşünüyordu:
“Nasıl ters biri?”
Konuşmacı yanlış anlaşılmak istemediğini belli eden bir gülümsemeyle sözlerini sürdürdü:
“Kitap okumayın demiyorum. Seyahat etmeyin de demiyorum. Ama bazen sayılarla, miktarlarla fazla oyalanıyoruz.”
Bir an durdu.
“Kimi insanlar yüzlerce, binlerce kitap okuduğunu söylüyor ama içlerinden ancak birkaç tanesinin hayatlarına dokunmasına izin veriyorlar. Altı çizilmeyen, üzerinde düşünülmeyen, dönüp tekrar okunmayan kitapların çoğu bir süre sonra hafızalarda kültürel bir mirasa dönüşmüyor.”
Salonda derin bir sessizlik dolaşıyordu.
“ Belki de insanın ihtiyacı olan binlerce kitap değil; dönüp dönüp okuyacağı elli ya da yüz kitaptır. Çünkü bazı kitaplar tek bir ömür değil, birçok ömür yaşatır insana.”
Sonra konuşmasını seyahate geçerek devam ettirdi.
“Dünyanın bütün şehirlerini görmek zorunda değilsiniz. Haritada ki her noktaya koşmak zorunda değilsiniz. Bazen sevdiğiniz bir kasabaya iki üç kez gitmek, diğer seferlerde görmediğiniz ayrıntıları görmenizi sağlar.”
“Pek çok insan ülke biriktiriyor, oysa önemli olan şey ülke biriktirmek değil anlam biriktirmektir. Belki birkaç şehir, birkaç kasaba, birkaç ülke… Onları gerçekten tanıyabilirseniz, size dünyanın yarısından daha fazla şey öğretebilirler. Hayatın birçok alanında olduğu gibi burada da mesele çokluk değil, derinliktir.”
Salonu dolduran gençlerin büyük bölümü sadece dinlemiyor, artık düşünüyordu da. Konuşmacı sözlerine devam etti:
“Her söylenene hemen inanmayan biri olun. Bekleyen, dinleyen ve araştıran biri olun. Ama en önemlisi, gerektiğinde reddeden biri olun.”
Salondaki sessizliğin bedenleri, bakışlarıyla başka bir anlam kazanan yüzleriyle sanki dönüşüm geçiriyor gibiydiler. Konuşmacı gençlerden yayılan zenginliğe konuşarak cevap vermeye devam ediyor:
“ Çünkü reddetmek kolay değildir. Çoğu insan yaşamı boyunca kabul etmeyi öğreniyor. Ayıp olmasın diye, hatır için kabul ediyor.” Ve ardından başka bir hikâye anlattı.
Torununu büyük emeklerle büyüten bir
anneannenin hikâyesini… Yıllarca fedakârlık etmiş ve torunu tanınmış bir avukat
olmuştu. Kadın bulduğu her fırsatta aynı cümleyi kuruyormuş:
“Onu ben büyüttüm. Onu ben okuttum.
Onu ben bugünlere getirdim.” Belki hepsi doğruydu. Ama her doğru her zaman bu
şekilde kullanılamaz. Kullanınca doğruluğu tükenir. Konuşmacı da bu hikâyeden
sonra şu sözleri ilave etti:
“ Ölçü kaybolursa iyilik bile bazen yük olur.” ,”Karakter dediğimiz şey iyi olmaktan çok; ölçüyü koruya bilmektir.”
Her davete koşarsanız… Her övgüye kanarsanız… Her sofraya oturursanız… Her ödülün peşinden giderseniz… Bir süre sonra karakter de eğrilmeye başlıyor.
Konuşmacı sahne arkasından kuklacıyı sahneye davet etti. Kuklacı geldi ve kuklasını oynatmaya başladı.
İpler hareket ettikçe kukla hareket ediyor, salondakiler hem gülümsüyor hem de izliyordu. Bir süre sonra konuşmacı kuklayı eline aldı. Kuklanın ipleri artık onun elindeydi. Fakat kukla hareket etmiyordu. Seyircilere döndü ve:
“Bakın,” dedi.”Kukla şimdi
hiçbir şey yapmıyor. Çünkü ona hareket veren kişi kuklacıydı. Bir an durduktan
sonra salondaki gençlerin gezlerinin içine girecek bir enerjiyle konuştu:
“İnsan da böyledir. İpleriniz
başkasının elindeyse, istediğiniz kadar güçlü olduğunuzu düşünün; sizi o
hareket ettirir. İpleriniz kendi aklınızla, kendi vicdanınızla, kendi
karakterinizle bağlıysa kimse sizi kolay kolay yönetemez.”
İşte o zaman konuşmacının “ters olmak” düşüncesi ne demek olduğu ortaya çıktı.
Bu; huysuz olmak değildi. İnatçı olmak da değildi. Kendi yolunu çizebilmekti. Konuşma bittiğinde salondaki gençlerden çok büyük alkış sesleri duyuldu…
Güven SERİN


















