PAŞAKÖY’ÜN İZ BIRAKMIŞ MEKÂNLARI
( Fırın 81 )
Neredeyse ülkemizin en batı ucunda bulunan Paşaköy İpsala diyarlarının iz bırakan mekânları ve isimleri anmak ve o hatıraların ölmediği, tam aksine insan denen canlının sevgiyle, disiplinle, istikrarla neler yapacağının da yaşama sızan, hatta süzülen en güzel gıdalarını bilmek gerektiğine inanırım.
İpsala Paşaköy’de 1981 yılında kurulan fırını, yani o dönemin, yörenin destansı mekânından söz edeceksek; iki ismi de anmamız, hatta önlerinde SAYGIYLA eğilmemiz gerekir…
Ahmet SERİN ve Muhiddin EĞERCİOĞLU… Hani şairin, Yahya Kemal Beyatlı’nın “ Sana dün bir tepeden baktım aziz İstanbul” diyerek başladığı şiirin ruha duygulara yansıyan, en azından bende sakladığım FIRIN–81 mekânı ve isimlerinin hatıralarını anacaksam, duyuracaksam ancak böyle haykırmam gerekir…
Muhiddin Eğercioğlu ekmeğin dilinden çok iyi anlardı. Çıraklığı, kalfalığı yaşadıktan sonra her usta olan insanların yeteneği-hüneri vardı kendisinde. Kolay kızmayan, süslü söz ve şık giyinmeden çok öte olduğu gibi ve göründüğü gibi yaşayan bir PAŞAKÖY insanı ve değeridir… Rahmet ile anıyor, hatırlıyor ve paylaşıyorum…
Ahmet Serin’i yani Fırın-81’in iki ortağından birisi olan ismi soracak olursanız; ilkokulu bitirmiş ama birçok üniversite mezununa matematik dersi verecek bir dehaya sahip, farklı imkânlarda, zamanlarda yaşamış olsaydı, ülkenin istihdamına, üretime çok önemli katkılar verecek bir irade, zihin yapısıdır…
Fırın–81 kurulmuş olduğu zamanlarda köylerin köy, kasabaların kasaba olduğu en güzel şenliklerin olduğu, bayramların çocuk neşesi olarak bilinip kutlandığı tohumları halen bizlerin bedenlerinde yaşayan Paşaköy anılarıdır…
Fırın-81’in yazısını Paşaköy insanı olmayan ama Paşaköy insanlarının çoktan gönlünü kazanmış İlkokul ve Ortaokul öğrencilerinin de çok sevdiği okul hizmetlisi Ahmet ZEHİR’DİR. Aynı zamanda Erkin Koray sevdalısı, zehir gibi neşeli, zeki ve yetenekli bir insan…
FIRIN–81 öyle bir isim yaptı ve öyle bir koşuya çıktı ki, kendi çapında köyde kurulmuş diğer örnek yapılarla yarışır hale geldi. Fırın–81 den birkaç yıl önce yola koyulmuş bir başka başarılı kurum ise Paşaköy Kalkınma Kooperatifi idi. O’nun da tabela yazısını Ahmet Zehir yazdı. Öyle büyük ve uzun ki Köy-Koop. Binasının duvarına yazılması günlerce sürdü.
Fırın–81 bugünün şehir fırınlarıyla yarışacak, hatta birçok fırından daha öne çıkmış bir mekândı. Kürekte Muhiddin EĞERCİOĞLU ve beyin-yönetim takımında Ahmet SERİN, çok kısa zamanda bir fırının-işletmenin çıkabileceği en yüksek noktaya çıkmışlardı. Üç vardiya çalışılıyor, on beş kişiye yakın insan istihdam ediliyordu.
İpsala’ya, Keşan’a, Karpuzlu’ya birçok yere ekmek yetiştirilemez hale gelinmiş, köyden geçen yabancılar Fırın-81’in yanında durup ekmek almadan geçmez olmuşlardı…
Üretime katkı yapan çok değerli isimler vardı. Çiçek lakabı olan bir başka usta; Nurettin ÇİÇEK, bir insanın yakalayabileceği en güzel tavazzuh sahibi, çalışkan, disiplinli bir ustaydı…
Bir başka usta her gün İpsala’dan gelirdi.
Erdoğan Usta, üzerinde kullanmış olduğu yalnız onun geldiğini parfümünden anlar,
kokulara verdiği önem kadar ustalığı, şık giyinişiyle de öne çıkan bir hünerli
kişiydi…
Boşnak Hikmet, gülüşü ve isyanlarıyla ünlü
olduğu kadar, şakalarıyla, çocuk sevgisiyle de öne çıkan, Fırın-81’in isminin dönüşümüne
Keşan’dan gelip katkı veren bir başka değerimizdi…
Fırın-81’in öncüsü olan iki değeri; Muhiddin EĞERCİOĞLU ve Ahmet SERİN’İ bir değil onlarca yazıda ansam, kendi adıma; “Yetmez” derim… Bu markaya, Paşaköy’ün iz bırakmış mekânına onlarca insanımızın hakkı, faydası geçmiştir. Recep Özdemir’den, Şerif Bilir’den, Metin Çakmak’tan, Ali Osman Bey’den, Hatice Eğercioğlu’ndan söz etmeden geçemem…
Muhiddin Eğercioğlu’nin annesi olan Hatice abla, bir yerde o mekânda çalışan herkesin annesi, ablası gibiydi. Bir Hızır gibi her kişinin sorununa dokunur, yetişir ve çözüm arardı…
Bir çocuk vardı fırının kasasında çalışan. Sıcak ekmekler çıkınca onları dolaplara dize dize, elleri çizik, kesik ve pişik içinde bir haylaz çocuk… Bir gün çok sevdiği ustalardan Çiçek Nurettin ustaya; “ Usta, son attığın ekmeklerin üzerine harfler yazar mısın?” Usta gülümsedi ve harflerin bir çocuk için önemini kavradı ve fırına pişmeye atmadan önce son ekmeklerin üzerlerine harfler yazdı…
Bu mekânda neler yazılmadı ki? Mektuplar, harflerin söze, sözlerin destansı sevince dönüştüğü zamanların saf halleriydi…
Bayram ziyareti, dost ve akraba ziyareti
olarak gitmiş olduğum Paşaköy’de, Fırın
Sütannemi, Ali amcamı ziyaret ettim. Artık iki tane kalan kıraathanelerden birine gidip büyük diyarın geçmişiyle geleceğine köprü olan insanlarıyla selamlaşıp bayramlaştık…
Arkadaşım Şerif Bilir, amcaoğlu Yılmaz Serin, yıllardır görmediğim Alâeddin Bilir, Paşaköy Muhtarı Şaban Bilir, Zekeriya Yaşa, Şecaattin Can,İbrahim Enişte, Mehmet Ağabey, Rıza Duran, Çağlar Duran, Hüseyin Ergin, Hasan Kaya ve daha birçok Paşaköy insanıyla selamlaşma onurunu, hasta bir insanın ilaca kavuşması gibi kavuşarak yaşadım…
Güven SERİN