Mahmut Makal etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Mahmut Makal etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Şubat 2025 Cumartesi

EDEBİ TATLAR

 



                                         EDEBİ TATLAR: KİRAZ DERGİSİ

 ( Celal ÇALIK )

   Elimde sayfaları sararmaya başlamış bir dergi. HABERTRAK Kiraz Dergisi,2011 yılının Aralık ayı, 9.Sayısı.

   Kiraz Dergisi benim de başlangıcından beri köşe yazarlığını yaptığım Habertrak Gazetesi aylık Kültür ve Sanat Dergisi olarak yayınlandı. Derginin Yayın Yönetmeni Celal ÇALIK, herkesin ruhunda ve kültür anlayışında unutulmaz tatlar ve fedakârlıklar yaparak Tekirdağ ve ülke kültürüne yaptığı hizmetlerden birisi; Kiraz Dergisidir.

  Yayın Kurulu olarak derginin ilk sayfasındaki isimlere bakıyorum, Zeki VARAN, Güven SERİN, Zeynep Neslihan DEMİRALP, Nermin BAHAR, Mükerrem SAMALAR isimleriyle yüzleşiyorum. Şimdi aramızda olmayan Zeki VARAN sıklıkla yanıma uğrayıp sadece bir kahve içimi değil, edebi, sosyal ve kültürel soluklanmaların hepsi var bu damak tadı, kalp izi bırakmışlar…

   Kiraz Dergisi’nin kısa süren edebi yaşamın bende bıraktığı izleri gönül rahatlığıyla ifade etmek isterim. Derginin samimiyeti, sahiciliği çekim kuvveti oluşturmaya yetiyor. Edebi ve kültürel dünyaya gönüllü çıkmış sanatçıların hünerlerini, sayfa sayfa, satır satır gözden geçirdim.

   Yazar ve şairlerin neredeyse her kabiliyetinin ortaya konduğu, yazı sanatıyla birlikte edebi bir yolculuk için sadece sararan yapraklara değil, zamanı içinde de kendi tahtlarına kurulacaklarını biliyor ve inanıyorum…

   Her şeyin pazarlığı olur da, düş ve düşünce gücünün, sonsuz karşısında dimdik ve heyecan içinde duruşunun pazarlığı olamaz. Sonlu insanın, sonsuza uzanmaya çalışan düşleridir; sanatçıların düşleri…

   Sahici yazarların, şairlerin eserlerinin soluk alıp vermesi de, bedenimizi ve ruhumuzu bir bütün kılan elementlerin yaşama ve yaşatmaya yazgılı oluşları gibi gönüllülük içindedir. Gönüllü yürekler; dünyaya gelmiş en değerli irfan ordularının neferleridirler…

   Celal ÇALIK, bu neferlerin, kendi şehrimizde, edebi savaşta, cepheden cepheye koşanların başındadır.

    Bir söz, bir mısra… Bir bakış, bir felsefe anlayışı içinde, kendi kurdukları evrensel birlikteliğe yeşil pasaport veya vize alarak gidilmeyen, yazı sanatına aç kalmış ve susamış herkesin gireceği, sığınacağı bir krallık…

   Aralık ayının 2011 yılındaki Kiraz Dergisi 9.Sayısı, Güven Serin’i de ağırlamış. Lale Müdür’ü, Nuriye Zeybek’i, Çetin İmer’i, Ali Akdemir’i, Figen Yarar’ı Emine Uysal’ı, Şeref Öztürk’ü, Şenol Durmuş’u, Sinan Can’ı, Canel Esen ile Celal Çalık’ın çok güzel röportajını, Sabiha Küçüktüfekçi’yi, Neslihan Yazıcılar’ı; kısacası dünya insanlarını, onların kanatlanmış düş ve düşünce ürünlerini ağırlamış.

   Köy Enstitüleri ve Köy Romanı deyince akla gelen ilk kişilerden Mahmut MAKAL için bir yazıyla katılmışım bana verilen, Kiraz Dergisi sayfalarına. 2011 yılında 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı, bayram tadında Mahmut Makal ve eşi Naciye Hanım’ın konuğu olarak bende kalan edebi ve kültürel izlerden söz etmişim…

   Mahmut Makal’ın yaşı epey ilerlemiş olsa da konuk olduğumdaki 81 yaşa sahip bedenin zihni, duruşu karşısında aydınlığın da kendi var oluş gerçeğini, samimiyetini görmüş, dile getirmişim. Ve aradan geçen yıllar sonra hasta olduğunu öğrendiğimde Mahmut Makal ölümünden önce yapmış olduğum son telefon konuşmasında, Güven Serin’e son sözleri;

—Sizin için yapabileceğim bir şey var mı hocam?

—Hayır, yok! Sizin usta bir kaleme sahip olmanızı isterim!

   Elimdeki Kiraz Dergisi ve bu dergiye yaşam hakkı sunan bir sürü insan, değer ve eser; sararmış sayfalar arasından sadece bir okuyucu bile fark etse, zamanı gelen kelebekler gibi bir sürü can havalandı gökyüzüne…

    Hepsi birer can ve dünya yolcusu; evrenin çok ama çok derinlerinden bu galaksiye süzülen yıldız tozları ve gizemleri…

   Celal ÇALIK ve Kiraz Dergisi doğumuna katkı veren her yürek, her ruh ve beden karşısında saygımı, minnet duygularını sunuyorum. Varlıklarınız sayesinde her daim çorak topraklar can bulup, insanlığın ekosistemine hayat ve katkı sunacak…

 Güven SERİN 

 




15 Mayıs 2014 Perşembe

NEDİR DEVLETİN VATANDAŞLARINA KARŞI GÖREVİ?


Kamera; Güven  Çitlembik,kökü taşta, gövdesi uçurumda;
Akdeniz'in,falezlerin sessiz, dirençli dostu...

NEDİR DEVLETİN VATANDAŞLARINA KARŞI GÖREVİ?

 1950’li yılların başı; çok partili sisteme geçilmiş; demokrasi adına sancılı dönemler başlamıştır. Bu dönem, aynı zamanda Köy Enstitülerinin kıyım dönemi ve Amerikancı politikaların muhteşem kök salış dönemi de diyebiliriz.

  Köy Enstitüleri çok kasa zamanda büyük başarı kazandı. Yıllardır nadas bekleyen toprağın yağmur, saban, tohum ile buluşması gibi binlerce insanın, doğayla, bilimle, sanatla, fizikle, matematikle buluşup daha yüksek sesle haykırmaya başlaması bu yıllara denk gelir.

 Bu insanlardan birisi de Mahmut Makladır. Bizim Köy kitabıyla, köy yaşantısını, yok sayılan binlerce köyün sanki yeniden keşfedildiği zamandır. Makal, Bizim Köy, kitabıyla köy yoksulluğuna dikkat çeker. Bu kitap ve bu kitabın yazarı bir efsaneye dönüşecek kaydı da 1950’li yıllarda yapar.

  Peki, bu efsane nasıl yetişti? Tabi ki Köy Enstitüleri sayesinde… O döneme, Makalların yetiştiği döneme bakarsak, eğitim sistemindeki devrimin, ne kadar büyük olduğunu da görürüz. Hiçbir işe yaramaz sanılan bakir toprak, yıllardır ekilmeyi, sürülmeyi ve yağmuru bekliyordur ve birden, bir çığ gibi büyür, oluk oluk bereketli Anadolu ovalarına akar.

 Türkiye Cumhuriyeti; kaybolmuş bir milleti, tekrar ortaya çıkartmak, tekrar diriltmektir. Bu milletin, sadece asker olmadığı, aynı zamanda zanaatkâr, sanatkâr, bilim adamı, doktor, öğretmen, hemşire, pilot; kısacası, eğitimin yüceliği, insan üzerindeki ince dokumacılığı muhteşem bir büyük esere; eserler topluluğuna dönüşür…

 Cumhuriyetin ilk yıllarında, aydınlanmaya, yeniliğe ve daha bir insan dönüşümüne katkı veren en önemli isimlerden olan Mustafa Necati, İsmail Hakkı Tonguç, Hasan Ali Yücel; sadece şükran duygularımızla değil, mantığımızla da bakıp, anlamaya çalışmamız gereken üç büyük değerledirir.

 Sert bakışlı kara çocuk Mahmut Makal köy toprağının, ilim, bilim, edebiyat, felsefe ile yoğrulduğu yıllarda Toros’ların esintisinin dağların eteklerini yaladığı yerde İvriz Köy Enstitüsü öğrencisidir. Yıl 1943…

  Okul inşaat halindedir. Fakat müsait olan her yerde eğitim, öğretim yapılmaktadır. Okulu ziyarete gelen Hasan Ali Yücel ve İsmail Hakkı Tonguç öğrencilerin durumunu görmek için bir takım denetlemelerde bulunurlar.

 İlköğretim Genel Müdürü İsmail Hakkı Tonguç Mahmut Makal’ı ayağa kaldırır ve sorar;

“ NEDİR DEVLETİN VATANDAŞLARINA KARŞI GÖREVİ?”

  Öğrencilerin dersi yurt bilgisidir. İsmail Hakkı Makal’dan cevap alamaz. Belli ki köyün ezilmiş insanları henüz büyüklerinin karşısında ses, hatta nefes bile almakta, çıkarmakta zorlanırlar. İsmail Hakkı Tonguç evlatlarını sevgi, öğreti, akıl ile büyüten bir babanın en samimi ses tonuyla seslenir öğretmene;

 “ Bunlar yedi yüzyıldır konuşmadıkları için çocuğun durumunu doğru karşılıyorum. Konuşturun bunları. Konuşturun ve düşündüklerini söylemeye alıştırın. İlk yapacakları iş bu…”

 Aradan yetmiş yıl geçti; bugünün gençliği, geçleri, öğrencileri kendi seslerinden, aldıkları nefeslerden korkmadan konuşa biliyorlar mı acaba? Ya sonsuz bir şımartma, beslenme semizliği içinde komik, tombul, hormonlu dönüşümün bibloları, ya da büyük suskunluğa ant içmiş askerler gibi; kırık, dökük, küskün gençler topluluğu…

 Bugün gelinen noktada, bu güzel ülkede, kazalarda, binlerce insan ölüyorsa, işlenen vahşetler “Elm Sokağı Kâbusu” filminden bile daha büyük kâbusa dönüşmüşse; yetmiş yıl önce yapılan sesleniş; o büyük aydın, ülkesini seven insan; Tonguç’un yaptığı nazik uyarı, ne hazindir ki yerine getirilmem işe benziyor…

 Eğer yerine gelseydi, ne doğunun güzel insanları çığa dönüşmüş göçler ile şehirlerin köleleri, kenar mahalle kurucularına dönüşür, ne de hakkımızı yiyen, dalaverenin en büyüğünü, politika adı altında bizlere yutturanlara sessiz kalırdık…

 Sessizliği bozan ses; ülkenin büyük adam rolündeki insandan geliyor. Soma’da ölen onlarca madencinin, kara yas tutan ailelerini, ülke kamuoyunun patlama noktasına gelmiş merhametini yatıştırmak için insanlık tarihine harika bir komedi sunar gibi sesleniyor;

 “ Her türlü önlemi alacağız. Yapılması gereken ne varsa yapacağız!” Bunca ölüm, bunca kıyımdan sonra; ne yapıla bilinir ki; bol bol; “ kanları yerde kalmayacak, yüce Allah'tan rahmet” sözleri…

  Güven Serin