Z KUŞAĞI etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Z KUŞAĞI etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Haziran 2023 Salı

BU MEYDANLAR Z KUŞAĞINA YETMİYOR

 

Kamera; Güven

Kamera; Güven

Kamera; Güven

Kamera; Güven

Kamera; Güven
Kamera; Güven
                    

                BU MEYDANLAR Z KUŞAĞINA YETMİYOR

                       ( Kiraz Festivalimizin Ardından )

     Günümüzün gençliği pop müziği, pop sanatçılarını seviyor. Sadece şarkılarıyla değil yaşam biçimleri, yaşama dair duruşlarıyla da sevdiği, dinlediği sanatçıları çok yakın takip ediyorlar…

    Siyaset ve gazetecilikte “Sahaya inmek” diye söylenen bir deyim vardır. Nedir sahaya inmek? Derseniz, hareketin, emeğin içinde olmak derim…

    Kalabalığın zirve yapmaya başladığı saatlerde 57.Kiraz Festivalimizin ikinci konser gecesi akşamı bende sahaya, tam da kalbine indim. Gençler ve her daim genç kalanlar konser alanına saatler öncesinden gelmiş…

   Süleymanpaşa Belediyesi’nin gençlerle daha da yakın olma isteği, genç Başkan Cüneyt Yüksel’in gençlik enerjisinden olduğunu düşünüyorum…

   Geceye, şarkılarıyla; yorum ve sesleriyle damgasını vuran iki sanatçı oldu. İlk saatlerde sahne alan Mustafa Ceceli, seyirciyle bağ kurmakta usta olduğunu söylemek isterim…

   Konser başlamadan önce Tekirdağ Emniyet Müdürlüğü Narkotik Şube Müdürlüğü sahneye çıkan personeli gençlere seslendi.Uyuşturucunun kötülüklerini çok net ve sade bir şekilde anlattı…

    Bu tür seslenişlerin çok yerinde olduğuna inanıyorum. Her fırsatta çok farklı videolarla, gençlerin algılarına tam 12’den dokunacak duyurularla uyuşturucu denen insan ve insanlık düşmanı maddeleri, sonsuza kadar unutturmak, yok etmek hepimizin boynunun borcudur…

   Sahaya indim de ne gördüm? Sahil dolgu alanının Ulusal ve Uluslar arası tanıdım, program yapılan festival için yetmediğini gördüm. İnsanların, özellikle yılda birkaç kez inen insanların bu engin insan denizi içinde nasıl eziyet çektiğini ve çektirdiklerini de gördüm…

   Başka neyi gördüm? Gençlerimiz müziği fazlasıyla seviyorlar. Hele pop müziğini daha da fazla… Onların çok daha görkemli konser alanlarında sevdikleri sanatçılarla buluşması, yarının ve bugünün gençliğine en güzel festival, bayram hediyeleri olacaktır.

   Daha başka neyi gördüm? Siyaset bilimi içinde siyaset yapan Süleymanpaşa Belediye Başkanı Cüneyt Yüksel’in her dakika, her saat en az sahne önüne toplanan binlerce genç gibi yüksek heyecan içinde olduğunu gördüm. Her eylemin içinde olmaya çalıştığı, her fırsatta gençlere seslenip, onların yanında olmayı; ister siyasi, ister insani tercih duyarak yapsın; bu tür sahaya inme çalışmaları herkesin fayda bulacağı, mutlu olacağı görüntülerdir…

   Mustafa Ceceli’den sonra sahneye gelen sanatçı Funda Arar oldu. Sahnenin sisli, renkli ışıkları arasında tam da sesine, şarkılarına uygun bir Funda Arar, her zaman ışıltı ve görkem saçan bir sanatçı. Zaten coşmuş gençleri, saatlerdir ayakta bekleyen sanatseverleri daha da coşturup eğlendirdi…

   Sahaya inmekle başka ne buldunuz derseniz; evrensel neşeyi, birlikteliği, bir arada olmak için ne çok sebebimizin olduğunu da buldum… Artık Z Kuşağını kimse yok sayamaz…

   Belki bizler gibi AĞIR AĞABEY, AĞIR ABLA gibi görünmüyorlar ama her şeyin farkındalar. Bir iş, bir eylem samimiyet içinde mi yapılıyor, yoksa yapaylık mı taşıyor; oldukça farkındalar…

   Onları kazanmak isteyen anne babalar ve siyasetçiler sadece samimi olsun ve sanatın, bilimin, Mustafa Kemal Atatürk’ün yönünü çizdiği “Çağdaş Medeniyetler Seviyesi-Çizgisi” Gelişmiş ülkelerin gençliği neyle buluşuyorsa, neyi hak ediyorsa onları hak eden gençliğe sunalım; kâfidir ve Milletimizin yararına olacak en değerli kazanım, zenginliktir…

   Eksiklerini eleştirdiğim, fazlalıklarıyla onur duyduğum 57.Kiraz Festivali geride kaldı. Sahaya inen, eğlenceye, müziğe “umut” olan her şeye susamış olan gençlerimize ne yapsak azdır. Tekirdağ şehrine de öyle… Çok bekledi ve çok yoruldu; çağdaş şehirlerin çizgisinde olabilmek için…

    Festivalimize emeği geçenleri, yorulmak nedir bilmeyenleri KUTLUYORUM…

 Güven SERİN 

 

 

 

 

29 Kasım 2022 Salı

MERHABA GENÇLER ve HER ZAMAN GENÇ KALANLAR

 

İNTERNET

İNTERNET

         MERHABA GENÇLER ve HER ZAMAN GENÇ KALANLAR

 

  Sanatın ve sanatçıların sözcüklere kattığı değeri ve anlamı hiçbir şey katamaz! Sonradan sanatçı olunamadığına inananlardanım. Genleri, etkilenmemiş ise evrensel yolculuğun uçsuz bucaksız boyutlarından:-Ya ticaret, ya siyaset, ya da ziyanlık kokar…

  Hep organik besinler aranır, özlenir ya! Sanatın ve sanatçının da organik, özgün olanları vardır. Cem Karaca’da böyle sanatçılardan... Sahneye çıkınca seslenirdi; “Merhaba Gençler” diyerek ve her daim genç kalabilme heyecanı ve hissiyatı olanlara…

  5–6 ay sonra ülkemiz seçimlere gidecek. Birçok siyasetçinin ifadelerindeki gibi çok önemli dönüm noktası olabilecek bir seçme seçilme olacak…

  Dikkat ederseniz siyasetçilerin tamamı Z Kuşağı olan ilk kez oy kullanacak gençlerin peşinde. Gençlere şirin görünmek için her türlü adım atılıyor ve atılmaya devam edilecek.

  Aklı başında, yarınlarını da düşünen, iyi eğitim almış gençler-gençlik ne düşünüyor acaba? Hemen söyleyeyim:

—Siyasete girmek ve orada yer bulmak çok zor! Yalan mı? Hangi siyasi parti tam manasıyla gençlerinin önünü açıyor? Açabiliyor? Hangi genç, sürekli eğilerek, bükülerek siyasette yükseleceğim diye boyun eğer? Gençlerimiz, gençlik başka neler diyor acaba:

—Geleneksel siyaset sistemi bizlerin sorunlarınla ilgilenmiyor. Bizlerin problemlerini çözemez…

  Gençleri sadece “Gençlik Kolları” olarak düşünen siyasetçilerin gençlerin sorunlarını çözebilmesi mümkün mü? Bunca genç dışarıya gider, kaçarken, muhteşem beyinler başka ülkelerin hizmetine mecbur bırakılmışken gençlerin umutları ve ümitleri taze kalabilir mi?

  Akla şu soru geliyor ve bu soru üzerine aklı başında olan beyinler tartışmaya başladılar:

—Bu durumu nasıl tersine çevirebiliriz? Gençlerimizin dışarıya kaçmasını nasıl önleyebiliriz? Onların huzurunu, umutlarını, genç ve delikanlı hallerini nasıl koruyabiliriz?

  Cevap, yine sosyoloji, siyaset biliminde gizli:

—Düzen veya geleneksel siyaset, gençleri karar alma süreçlerine dâhil edebilir! Etmelidir…

   Hiçbir kurum ve kuruluş gençlikten beslenmediği takdirde sağlam, düzenli ve huzurla kalamaz.

    Onlar, tecrübeli, deneyimli insanların besleyicisi, neşesidir aynı zamanda. Onlar, alışkanlıklara bağlı kalmış, yozlaşmış düşüncelerin de yenilenme, onarılma pınarları, genç dimağları-dır da…

   İsterseniz kendi etrafınızda olan gençler ve her daim genç kalanlarla bir deney, sosyal bir tanıklık yapma zahmetine girin. Bakalım ne göreceksiniz? Koşullar kalkınca, üstelik derviş sabrı değil, normal bir hoşgörü içinde bakınca, sanatçının sıklıkla tekrarladığı:

—Merhaba Gençler ve Her Zaman Genç Kalan:- insanlar bize nasıl bakacak? Korkuyla mı? Tiksinerek mi? Zoraki mi? Yoksa düşüncelerini, eylemlerini paylaşma ve konuşma istekleriyle birlikte, sarılarak, sokularak mı?

   Sözün özü: MERHABA GENÇLER: Merhaba yarınlar, evrimin öz evlatları: merhaba…

Güven SERİN





1 Şubat 2022 Salı

YARIN,BİRBİRİMİZE SARILIP AĞLAYACAĞIZ

 

internet

         YARIN, BİRBİRİMİZE SARILIP AĞLAYACAĞIZ

                                        ( Üç Genç Kız Öyküsü )

    Yürüdüğüm yer Tekirdağ Süleymanpaşa sahili. Yan tarafımda Belediye Başkanı Ekrem Eşkinat zamanında farklı ülkelerden gelip yarışmaya katılan heykeltıraşların kazandıkları mermer eserlerle süslü; müzisyen heykelleriyle, bir sürü öykü anlatıyor. Bir anlığına kendimi antik bir şehrin ana caddesinde yürüyor sandım.

    Yaşadığımız yerlerin büyük çoğu antik zamanların uygar şehirlerinden bile geri olduğunu bilmenin acı yoksulluğunu kaç kişi hisseder acaba? Şehrin Açıkhava Tiyatrosu, atletizm alanları, çok büyük kütüphanesi, muhteşem mimarileriyle, meydanlarında konuşan filozofları; hangi şehirde öne çıkıyor günümüzde?

   Tenha tatil günün başlangıcında Özgürlük ve Barış Parkı’na doğru yürüyordum. Hemen ardımda Z Kuşağı olduğunu düşündüğüm genç bir kız, arkadaşıyla telefon konuşması yapıyordu. Aynı ritimde yürüdüğümüzden ve sahilin sessiz sükûnetinden dolayı konuştuklarını duyabiliyordum.

   Bir gün önce yaşadıkları, birlikte geçirdikleri gecenin ardından yaşadıkları hayal kırıklıkları üzerine bir konuşmaydı. Belli ki olgunluk yolunda eğlenmek, kendilerince büyüme adına yol almak istemişler. İçmişler, efkârlanmışlar ve sonu pek de iyi bitmemiş…

   En sonunda arkadaşlarından birisi içmenin yüce erdemini bilemeyerek fazla kaçırmış. Ambülâns çağrılmış, tıbbı yardımlar istenip alınmış. Gece, eğlenceyle başlayıp hastanede bitmiş.

   Yaşadıkları o geceyi, belki de yaşam boyu öğrenecekleri en önemli görgüyü, aşırılığın zararını konuşuyordu iki arkadaş. İçkiyi fazla kaçırıp hastaneye getirmek zorunda oldukları arkadaşıyla az önce konuşmuş ve onun yaşadığı pişmanlığı, ezikliği, utancı da anlatıyordu telefonun diğer ucundaki arkadaşına.

   Z Kuşağı denen Alfa Kuşağı’ndan önceki, Y Kuşağı’ndan sonraki nesli yabana atmamalı derim. Beslenmeleri, müzik dinletileri, felsefeye, edebiyata bakış açıları hafif gelebilir ilk önce bize. Şu soruyu sormak isterim kendimize; ağır görünmek, ezbere yaşamak, öğretiler peşinde koşmak yerine, toplumsal dönüşümün habercisidir Z Kuşağı olan genç insanlar.

   Onları sıkıştıramayacak köşeye bizlerin ağır söylemleri. “ Elalem ne der?” düşüncesi kim bilir kaç gencimizin, insanımızın canına okudu yıllarca, hatta yüzyıllarca. Değişmeyen tek şey değişimin kendisi ise, Z Kuşağı ise bunun habercisidir; ağır adamlığın, ablalığın sonuna gelindi…

  Telefonda konuşan Z Kuşağı genç kız, geceyi utançla bitiren, soluğu hastanede almalarına neden olan arkadaşıyla konuşmalarının son bölümünü aktardı konuştuğu arkadaşa;

   “ Esra ile az önce konuştum. Çok utanıyordu. Pişmandı ölçüyü fazla kaçırmak adına. Şöyle söyledi son sözlerini bana; ‘ Yarın, üçümüz bir araya gelelim. Konuşalım, dertleşelim ve birbirimize sarılıp ağlayacağız…”

   Genç kızın son sözleri; “Birbirimize Sarılıp Ağlayacağız!” Zamanlar ötesine uçtum sanki… Üç genç kız, yaşadıkları, belki de hayatlarında alacakları en önemli dersi, pratik bir şekilde konuşup, tartışacak ve insanca; filozofun de üzerinde durduğu; “ Pek insanca” yoldan halledecek, aynı zamanda sarılacak ağlayacaklardı…

   Oysa onlardan birkaç kuşak öncesi; yani bizler; ağlamanın, ayıp olduğu zamanlardan geliyoruz…

”Gülmenin, ağlamanın, fazla konuşmanın, düşünmenin, bacak bacağa atmanın, şöyle-böyle giyindin!” AYIPLARI ardından geliyoruz…

   O yüzden bizler çoğunluğun olduğu yerde bir söz alsak; yutkunur, konuşamayız. İçimiz doludur; neredeyse yüzyılların doluluğu, atalarımızdan kalan, bir türlü ağlayamamanın, gönlünce gülememenin doluluğunu; birbirine sarılacak olan üç genç kız; SARILIP AĞLAYACAKLAR; bütün kuşaklar adına…

   “ Uykumun arasından çağırdım

     Çocukluk sesime ağlayarak

     Sen benim hiçbir şeyimsin”

   Böyle yazmış Attila İlhan ve yorumlamış Ahmet Kaya…

Güven SERİN