Tevfik Fikret etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Tevfik Fikret etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Kasım 2021 Cuma

BUGÜN DOYDUK YİNE EVLATLARIM/LAKİN!

 

                       BUGÜN DOYDUK YİNE EVLATLARIM/LAKİN!

 

  Sanatın, sanatçının ve yazarın en önemli görevidir toplumun faydasına olan serüvenlerin peşinde koşmak… Kimisi şiir sanatıyla, bazıları resim, heykel, kimisi ise öykülerle öncüdürler; bildik kazanım ve kazançlardan, mülkiyetlerden çok öte…

  Çalışmamın başlığı mecaz anlamda Tevfik Fikret’in şiirinden esinlenedir;

“ Bugün açız yine evlatlarım, diyordu peder

Bugün açız yine; lakin yarın, ümit ederim

Sular biraz daha sakinleşir… Ne çare kader”

  Yukarıdaki üç dize bile bugüne ne kadar çok dokunuyor… Bir yanda lüks yaşamlar, korkunç şımarmış bir dünya insanlığı, AÇLIK kültürünü yok sayar, görmezden gelir, açlığa mahkûm edilenleri suçlarlar; zayıf ve pasif bulurlar. Suçlamalar o kadar güçlüdür ki, sanırsınız ki yoksulluk, açlık savaşı kaybedenlere verilen ölüm cezası; yaşamak için hiçbir şansları kalmamıştır…

    Diğer tarafta üç kısa dize bile, kendi TEVEKKÜLÜNÜ yaratmış; şiirin, sanatın diliyle geleceğe havale etmiş…

  Okul sıralarından hatırladığım birkaç dize, şiirde geçen aç kalma duygusu, tok olmaktan çok daha saygın bir ifade, anlayış, algı yaratmıştır bende. Açlığın ezici yükü altında ezilmeden, durumlarını izah edip, doğru, dürüst ve alın terinin hesabını yapan açlığı tercih edeceğim…

  Hayvanlar için tokluğun bir tek hali olduğunu biliyoruz. İyi belgesel izleyicileri, çobanlık yapanlar iyi bilirler, kurtlar, köpekler, aslanlar av bulduklarında alfa karaktere sahip olanların, yani en güçlü olanların beslenme önceliği vardır. Başkarakterler karnını doyurur doyurmaz, kavga kendiliğinden sona erer ve sofra herkese açılır…

  Hayvanların tokluğu böyle bir şeydir; en sıkı, en sert olanlar bile karnını doyurunca, diğerlerin midesine gireceklere saldırmazlar… Ya insanların tokluğu nasıl bir şeydir?

  Açlığın kaç hali vardır? Bu sorunun cevabını sosyoloji bilimi mi, siyaset bilimimi çözer? Bunca söz, hesaplama yapılıyor; geçinme sıkıntıları adına. Yoksulluk, fakirlik, açlık hesaplamaları, istenirse bugünkü teknolojiyle çok çabuk hesaplanır ve 85 milyonun kaç milyonunun konfor içinde yüzüp yüzmediği, kaç milyonun müsriflik ve şımarıklık naraları atarken, o büyük ve sessiz topluluğun o korkunç, tanrısal suskunluğu, açlıkları karşısında vicdan sahiplerinin kanı donar…

  Bu topraklarda yaşayan insanlar, tıpkı ülkemizin kadim geçmişi gibi büyük uygarlıkların açlık ve tokluk şölenlerini, şöhretlerini, aynı zamanda çöküşlerini, göçlerini, acılarını, kayıplarını da genlerinde taşırlar.

  Bu yüzdendir, açlığın bin bir çeşidi yaşanırken bile “ Ben, Biz açız!” diyen çok azdır, geri kalan o muhteşem sessiz topluluk içinde… Susmayı ve şair gibi, açlıklarını sofraya koyup onunla doymayı, beslenmeyi öğrenmişler…

  Açlığı, eve, hanelere giren ekmek sayısı olarak hesaplayanlara da ancak AHMAK denir… Aç olana sadece yardım yapmayı düşüne de diyecek laf bulamam… Hiçbir saygın, onurlu insan bir başkasının getirdiği paket, çuval karşısında ezilmeden, sıkılmadan, büzülmeden “ Sağ olun, Allah razı olsun!” diyemez…

  En onurlu davranıştır; her insanın maaşının, işinin, aşının, hayallerinin, eğlencelerinin olmasını düşünmek ve istemek…

  İşte bu yüzden, şairinin şiiri, şımarık bütün aç tok olanlar üzerinde insani bir fısıltı, sarılım, şefkat, onurlu bir duruş gösteriyor;

  “ Bugün açız yine evlatlarım, diyordu peder

Bugün açız yine; lakin ümit ederim

Sular biraz daha sakinleşir… Ne çare, kader…”

  Biliyoruz ki açlığın halleri anlaşılmayacak kadar karışmış durumda. Anlaşılır, yaşanır bir iş, aş, yurttaş olmanın zorluklarını yaşayanların korkunç sıkıntıları duyulmayacak kadar derinden geliyormuş gibi; gemisini kurtaran kaptan misali bütün toklar, birbirlerini alkışlanıyor…

  Suyun dört hali var ama ya açlığın? Ya tokluğun kaç hali var?

  Tevfik Fikret’in şiirine karşı,85 milyon ve tüm dünya için;

“ Bugün yine doyduk evlatlarım; yarınlarımız da garanti, rahat olun. Sporumuzdan, sanatımızdan, eğlencemizden, sosyalliğin izden geri kalmayın.” Demeyi ne kadar çok isterdim…

Güven SERİN 

19 Eylül 2012 Çarşamba

FİKRET BE ÇOCUKLAR


Kamera; Güven Tevfik Fikret'in Evi-Aşiyan

Nar ağaçlarının arasında viran bir ev; kurtarılmayı 
bekliyor. 
Onarım çalışmaları yapılacaktı. Son halini bilemiyorum.


Kamera; Güven Aşiyan

Burası Fikret'in kuş yuvası dediği yer. Her insan,
insanlık yolunda içsel fırtınaları dizginlemek için
böyle kuytu köşeler arar. 
Aydınlığın yolcusu selam olsun san...


FİKRET BE ÇOCUKLAR!

  Bir sohbet sırasında Mustafa Kemal yanında bulunan gençlere bir soru yöneltti;

“Bu yurdun ve ulusun uygar dünya ulusları arasında ün ve onurla yaşayabilmesi gereken her şeyi düşünen ve bu uğurda yaşamını feda eden şair kimdir?”

 Gençlerden gelen cevaplar; “ Namık Kemal, Hamit, Ziya Gökalp” adlarını duyan Atatürk Rumeli ağzıyla aradığı cevabı kendisi verir;

“Fikret be çocuklar!... Fikret be çocuklar!... Fikret be çocuklar!...” Atatürk çıktığı yolculukta Fikret gibi aydınlığı kovalayan ve bu uğurda yaşamlarını feda eden insanların eserlerini önemli bulup başucundan ayırmamıştır. Atatürk’ün Tevfik Fikret’e büyük saygısı olduğu gibi büyük sevgi de beslediği bir gerçektir.

  Atatürk’ün ne insanı, ne de insanlığı aldatacak kişiliği vardır. İnanmış olduğu yolda en önemli sığındığı yardımcıları insan ve insanlık sevgisinin yanında hakiki vatan sevgisiyle kuşatılmış insanlar ve bilim dallarının, sanat dallarının tamamıdır. Sahtelikten yana değil gerçeklerden yana olduğu için bugün hâla taptaze Atatürk’tür.

  Atatürk Fikret hakkındaki düşüncelerini, onu tanımayan gençlere anlatımını şöyle devam ettirir;

 “ O bizden daha çok ilerisini görebilen bir insandı. Ne yazık ki ona yetişemedik. Biz onu mektep sıralarında okurduk. Ondaki heybet, vakur ahenk hiçbir şairimizde yoktur… Ancak onu iyi tanıyanlar ve tanıyacak olanlar, benim bir gün yapmak isteyeceklerimi kavrayabilirler! … O karanlıkta nur gören ve yurttaşlarını o nura götürmeye çalışan yegane şair ve yegane insandı…!”

  Mithat Cemal Kutay Fikret ile yaşadığı anısını büyük bir iç çekişle anlatıyor;

“ Rumelihisarı’ndan komşusu Abdülhak Şinasi Hisar Bey’e rica ettim, bir gün beni Aşiyan’a götürdü… Kapıyı bir hizmetli veya uşak değil bizzat kendisi, Fikret açtı. Büyük şairin huzurunda bu kadar kolay bulunmanın hayreti içinde kaldım… Bu heykel, bu atlet sanki muvakkaten bizim gibi giyinmişti. O kadar hürmetle oturuyordu ki, bu tevazuu karşısında bir kere daha şaşırdım. Fakat bir başka hayret mevzuu daha vardı; Bu pehlivan gibi vücuttan çıkan ses iri bir kayadan sızan suyun sesine benziyordu; çok güzeldi… Birden, bu ziyaretimden utandım; ona ne diye gelmiştim? Benim, Fikret’e gitmem ayıptı. Kimdim ki? Neydim ki? Aşiyan’dan çıktığım zaman hayretler içindeydim; sözleri resimdi. Çizgi darbeleri ve renk tufanıydı. Ölümüne kalbim bugün bir kere daha sızladığı büyük şair, sen manasız bir misafire o gün ne büyük bir sabırla tahammül etmiştin! “

  Fikret o günün çürümüş II. Abdülhamit yönetimi içinde bulunan ülkenin durumuna, insanların çaresizliğine karşın, büyük acılar çekmekteydi. 1898 yılı arkadaşlarından birine yazdığı mektupta o günü ve içinde bulunduğu ruh âlemini şöyle anlatıyordu;

“ … Koca bir dünya içinde yalnızım… En yakın arkadaşlarımın arasında sokağa çıplak çıkmış bir adam hissiyle titriyorum. Herkes hiç olmazsa üniformalarıyla ne mal olduklarını gizliyor; herkes zamanın gösterişli alçaklığına bürüne biliyor; herkes bu rezil ortamda nefes alabilme olanağına sahip… Üzüntümün derecesini düşünemezsin kardeşim! Kendimi taşlara çarpacağım geliyor; fakat hani benim samimi kanımla kirlenecek bir temiz taş?...”

  Ne hazindir ki bir başka büyük şair, M. Akif Ersoy Fikret’i anlayamamış, anlamak istemediği gibi hakaret derecesinde şiir yazmıştır. Akif bu şiirinde Fikret’e tarihin tanıklığını, büyük düşünürlerin de yanılgısını ispatlayan bir gerçeklik içinde sesleniyor;

“ Robert Kolej’in sanat dâhisi diye açıkça alay edilen bu ‘herif ‘ (!) bol para verilince kilisede hademelik etmekten bile çekinmez. Zaten, dinsiz mecnun’un tekidir. Üstelik çifte bayraklıdır ama onun üstüne gitmeye Hükümetin bile gücü yetmez! “

  Fikret büyük bir yanılgı içinde olan Akif’in bu hakareti karşısında iki yıl hiçbir şey demez. Sonra bir şiirle 14 Kasım 1914’te yazdığı Eski Çağlar Tarihine ek bir diye cevap; seksen dizelik bir şiir yazar. Akif gibi kırıcı ve ön yargılı değil, aklın insanı insan eden zarif sanatıyla seslenmiştir;

Bana anlatma o güzel dini/Bilirim bende senin bildiğini/ İnsanın böyle sapmaları var/ Putunu kendi yapar, kendi tapar/ Şimdi Cennete Cehenneme aldırmadan/ Süzerim evreni hayran hayran/ Merhamet, iyilik ve yurtseverlik, hakkaniyet/ Sonra bir şaire ‘Zangoç’ dememek/ Düşünüp işlemek ayinimidir/ Yaşamak dini benim dinimdir/ Müminim; varlığa imanım var/ Her kanat bir meleği açıklar/ Peygamberlere göstermem ilgi/ Bir örümcek getirir beni Hakka beni.

  İnsan evrenin parçası olan büyüleyici bir canlıdır. Sadece bedenen değil, ruhen de işlenmeye muhtaçtır. Besinleri iyi alamazsa, kul ve köleliğin emrinde en cilalı ve en gösterişli beyinler bile pas tutmaya başlar. Fikret pas tutacak bir insan değildi. Zincire vurulacak, dünyevi ürünler, nesnelerle kandırılacak bir insan da değildi. Yüce yaratıcının eserlerini, insan eseri olan aklı ve öğrenmeye olan açlığı ile geliştiriyor, sevginin var olabilmesi için ezber bozuyordu.

  Atatürk’ün gönlünde başköşeye oturan Fikret’in Yarın (Ferda) şiirini ezbere bilen Atatürk bu şiirden söz edildiği zaman kendi okuyordu. Fikret, Ferda şiirini gençliğe tüm zamanların gençlerine adamıştır. Sanırım bu zamanın yılgınlığını, perişanlığını ve büyük büyünün beynimize hükmedişini böyle yurtsever ve akılcı şairlerin, insanların eserlerine sığınarak atlatabiliriz:

Yarın senin; senin bu yenilik bu inkılâp…
Her şey senin değil mi ki zaten? … Sen ey gençlik!
Ey umudun güzel yüzü; işte aynan
Karşında; sabahın saf ve bulutsuz seması
Titreyen kucağını açmış bekliyor… Koş!
Ey hayatın neş’eyle gülen tanyeri, işte herkesin
Gözü sende; sen ki hayatın ümidisin
Alnında bir yeni yıldız, yok, bir güneş
Doğ ufuklara; önünde şu çileli mazi sönsün sürekli olarak.

Sönsün müebbedin o cehennem; senin bugün
Cennet kadar güzel vatanın var; şu gördüğün
Zümrüt bakışlı, inci gülüşlü kızcağız
Kimdir, bilir misin? Vatanın! …
Güven Serin