1 Ocak 2026 Perşembe

YIL DEĞİŞTİ,BİT PAZARINA NUR YAĞDI

 


                       YIL DEĞİŞTİ, BİTPAZARINA NUR YAĞDI

  Her zaman yeni yıl gelirken takvim de değişiyor, ama insan çoğu zaman yerinde kalıyor. Bir gecede veya 365 günde eskiyen yıl, bir gecede yenilenen umut fikri; kulağa çok hoş, ruha ise çok ağır geliyor. Biliyoruz ki hayat, o kadar hızlı karar değiştirmiyor. Zaman hep koşuyor; insan ise çoğu zaman ardında bıraktıklarını toparlamakla meşgul…

  Bu yüzden “iyi yıllar” , “ mutlu yıllar” denince, insan bir an duruyor. İyi olan nedir, mutlu kime denir, pek düşünülmeyen kavramlar değil midir? Çoğu zaman olduğu gibi, söz ağızdan çıkınca, kalp ise arkadan yetişmeye çalışıyor.

  Oysa halk bilir aslını:

İyi yıl; borcun az, uykunun derin ve huzurlu olduğu yıldır.

Mutlu Yıl; sofra başında yüzlerin eksilmediği, sokaktaki insanın gülümsediği yıldır.

   Bugünün dünyası bir yandan “yenilen” der, öte yandan “biriktir” diye uyarır durur. Evler büyür, odalar tıka basa dolar, dolaplar taşar. Balkonlar bile bu kültürden payını alırlar. Anne-baba bir ömür boyunca “lazım olur” diyerek saklar; sandıklar, vitrinler, çekmeceler sessizce dolup taşar. O eşyalar ile birlikte hatıralar da yerleşir eve.

  Ya sonra? Zaman kimseye sormadan, danışmadan kendi işini yapar; her daim yaptığı gibi! Gözler yumulunca, evler ve odalara, dolaplara, vitrinlere kurulmuş eşyalar savrulur… Kısacası, evler susar.

  Uzaklarda yaşayan çocuklar gelir; suçlu değiller, aceleleri vardır. Yaşam onları başka diyarlara savurmuştur. Ne saklananın hikâyesini bilirler, ne suskunluğun dilini… Ev boşaltılır. Bir ömrün ağırlığı, kasalara sığdırılır.

  Ve işte tam da o noktada, kimsenin adını koymadığı bir şey gerçekleşir:

 Bitpazarına nur yağar.

  Bu nur; ne alaycıdır, ne de acıklı. Burası, biriktirmenin vardığı yerdir. Ama eşyaların son durağı değil; hayatların el değiştirdiği bir eşiktir.

  Bir zamanlar başköşede duran masa, şimdi başka bir evde çay, kahve sunar. Anılarla dolu bir yastık, başka bir omuza yaslanır. Bir çerçeve, tanımadığı yabancı bir duvara asılır. Eşyalar utançla değil, sessiz bir kaderle yol alır.

   İnsanlık bugün uzay çağının yamacında duruyor. Yıldızlara bakıyor, gezegen hesaplıyor; ama hâla birbirine “iyi yıllar” dilerken neyi dilediğini sanki tam bilmiyor. Belki de bu yüzden daha muhteşem hayallerden çok, daha gerçek ve doğal günlere ihtiyacımız var.

   Yeni yıl, tek bir gecede vaat edebilir mi? Etmemeli… İnsan yılda bir değil; ocakta, martta, temmuzda, kasımda da yenilenebilir. Bir ayı daha sabırla geçirebilir. Bir ayı daha az eşya, daha çok hatırayla kapatabilir. Hatta insan, isterse anıları öldürmeden, bulunduğu ana her daim başka tohumlar ekebilecek zihinsel zenginliğe sahip tek canlıdır.

   İşte bu bakış, kadim zamanlardan beri bize yabancı değil. Barış Manço’nun dünyaya hem memleketten hem insanlıktan bakan o şarkısında olduğu gibi; yerini, kimliğini, yolunu soran ama kavga etmeyen bir ses vardır.

  Ne sadece eskiye sığınır, ne de yeniyi kutsar. İnsanı insan olduğu yerden çağırır. Yeni yıl, tam da burada düşünmek istiyor. Daha çok almak değil, daha çok bırakmak üzerine…

  Takvim değişirken insan da şunu da sorabilir kendine:

“Benden sonra ne kalacak?”

   Eşya mı, yoksa eşyanın başına gelen; sonsuza, evrensele yazgılı bir hikâye mi? Belki de iyi yıllar dilemek; çok şey istemek değil, az şeye razı olmayı bilmektir!

   Belki de bitpazarına yağan nur, şunu fısıldıyor:

 İnsan gider. Eşya kalır. Ama asıl kalan nasıl yaşandığıdır…

 Güven SERİN