BİRİLERİ YAZMAK
ZORUNDA
Değerli ve pek saygın toplumumuzun merakı, dillere destandır. Bilirsiniz, birisi bir iş yapıyorsa, mülkiyet sayısında bir değişim oluyor veya olmuyorsa hemen sorarız; “ Ne iş yapıyorsun? Ne kadar kazanıyorsun?” Yapılan işin; kişisel ve toplumsal faydasını düşünen varsa da, azınlıkta belki de sanatın o sonsuz adanmış soluklarında gizliler…
Yazımızın başlığı ne diyor: -Birileri yazmak zorunda! Orhan Veli’nin ekonomik durumu hep yerlerdeydi. Ama o yazıyordu. Kendine özgü ve Orhan Veli ismini en üst, saygın bir yere taşıyan bir markayı, birileri yaz, çiz dediği için değil, o ilahi neşe, mizah, hiciv ve edebi sanat için; tereddütsüz yerine getirdi.
İstanbul’u ne Orhan Veli’siz, Sait Faik’siz, Haldun Taner’siz, ne de Attila İlhan’sız bir İSTANBUL düşünemeyiz. Onlar o kadim şehrin puslu havalarından da, pırıl pırıl esin perilerinin gelip dans ettiği zamanlardan da beslendiler.
Orhan Veli’nin bir şiiri, sadece sevgiliye seslenmez; kendi olgun sürecine basamak yapan, sözcüklerin o eşsiz değerini bilen herkese bir şey fısıldar;
“ Bekliyorum
Öyle bir havada gel ki,
Vazgeçmek mümkün olmasın.”
Sözcüklerin gücünü, doğallığını, içtenliğini tartışacak değilim; her şey, olduğu gibi tam da o havanın zamanıymış gibi gülümsüyor, gülmeyi unutan, düşünmeden uzaklaşan yüreklere…
Ya kendisiyle dalga geçen, sonradan bestelenip şarkılara taht kuran o mısralar;
“ Cep delik, cepken delik
Kol delik, mintan delik,
Yen delik, kaftan delik,
Kevgir misin be kardeşlik!”
Birileri yazmak zorunda olmasaydı; bu dizeler, kendi tahtına kurulup, bütün zamanlara, zaman kavramını bile geride bırakarak ulaşır mıydı hiç?
Sait Faik Abasıyanık kendi eşsiz ve tarifsiz izlerini sadece Burgazada’ya değil, İstanbul’a, Türkiye’ye, her yere bırakmayı, edebi, felsefi ve insani bir borç içinde yapmıştır. İspatı mı? Onun, O ve Ben şiirine bir bakmak isterim;
“ Sana koşuyorum bir vapurun içinde.
Ölmemek, delirmemek için.
Yaşamak; bütün adetlerden uzak
Yaşamak…”
Belki de sevişme denen eylemi sadece düşlerinde yaşayan, her okuyana tat bırakan; Şimdi Sevişme Vakti şiiri, gerçek ile düşün muhteşem rekabetini, edebi düşlerin gerçeğin de önüne geçtiğinin kanıtı gibidir;
“ Çıplak heykeller yapmalıyım
Çırılçıplak heykeller
Nefis rüyalarımız için
Ey önümden geçen aksakalı kasketli
Yırtık mintanından adaleleri gözüken
Dilenci,
Sana önce
Şiirlerin tadını
Aşkların tadını
Resimlerden duyurmalıyım,
Resimlerden.”
Attila İlhan, belki de en üretken yazar ve şairlerimizin en başında geliyordu. İzmir ile İstanbul arasında mayalanan, durmadan üreten bir koca şair;
“ Gözlerin gözlerime değince
Felaketim olurdu ağlardım
Beni sevmiyordun bilirdim
Bir sevdiğin vardı duyardım
Çöp gibi bir oğlan, ipince
Hayırsızın biriydi fikrimce
Ne vakit karşımda görsem
Öldüreceğimden korkardım
Felaketim olurdu ağlardım.”
Velhasıl dostlarım; birileri yazmak zorunda; zor olan ve zorlukları bitmeyip, insanlığı, insan icatlarının tüketeceği bu günlerde, daha da yazmak, okumak zorunda; BİRİLERİ…
Güven SERİN

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder