NAZMİ AKGÜL
Bol olan şeyin kıymeti olmadığı gibi, insanlığın toplandığı, bir yerde büyük yığınlara dönüştüğü şehirlerde de en hakiki öyküleri olan insanlar, sanki hiç yaşamamış gibi geçip gidiyorlar…
Birileri yazmasa, şehirlerin kimliklerine büyük katkı yapan öyküler de ya yarım kalacak, ya da çok kısa zamanda unutulup gidecektir…
Nazmi Akgül de böyle insanlarımızdan birisidir… Tekirdağ Marmaraerğelisi Yeniçiftlik’in, belki de en sessiz insanlarından görünse de, sanat ve sosyoloji için önemli insanlarımızın başında gelebilirdi: -Eğer ki öyküsü daha iyi anlaşılsa, insanlarımız bu kadar bol görünüp, ucuza yaşamasaydı…
Nazmi Akgül’ün kimsenin bilmediği, askerlik anılarını dinlerken öğrendiğim bir de lakabı vardı. Askerliğini Teğmen olarak yaptığı ve orada da birliğinin muhasebesi içinde istikrarlı ve şefkatli davranışlar içinde bulunduğundan dolayı arkadaşları “ Baba Teğmen” lakabıyla onurlandırmışlar kendisini…
Atölyeme geldiği yıl 2017 veya 2018 olabilir. Okumaya meraklı olduğu için Habertrak gazetesi köşesinden yazılarımı takip ediyormuş. Bir yerde beni tanıyan biriymiş gibi geldi. Kendine özgü duruşu ve mütevazılığın kim bilir kaç tonu-rengi olan gülümsemesi içinde sıklıkla gelmiş olduğu Süleymanpaşa zamanlarında bana da uğrardı.
En fazla bir çay içer, bir saat kadar konuştuktan sonra geldiği gibi sessizce yaşadığı yere, yola çıkıyordu. Sadece dinlenmekten başka bir ricası olmayan, vakit zaman geldiğinde bile hiç evlenmemiş, hayat boyu bekâr ve yalnız yaşamış bir insanın öyküsüydü Nazım Akgül…
Bütün günü dışarıda geçirme sebebi belki de bu yüzdendi! Dışarıdaki kıpırtılar, enerji dönüşümler onun ilgisini çektiği için, belki de dışarısı onun bir yerde ailesi gibiydi!
Baba Teğmen, ölümünden birkaç ay önce bir kızı sevdiğini ve ailesinin o kızla evlenmeye izin vermediği için bir ömrü bekâr geçirdiğini anlattı.
—Sevdiğin kız ne oldu?
—O da benim gibi hiç evlenmedi,
cevabını iç çekerek verdi.
Aramızda geçen bu konuşmalardan sonra akrabalarıyla olan miras sorunlarından söz ederdi. Miras olayları çözüldükten sonra eline büyük miktarda para geçeceğini ve bir ömür hayalini kurduğu bahçeli evi alacağını, sadece diliyle değil gözleriyle de söylerdi.
Artık yolun sonuna geldiği görmüş olduğu tedavilerden dolayı belli oluyordu. O da bilse bile bunu, bir ömür beklemiş olduğu bahçeli ev düşü ise, sevdiği ve kendisi gibi hiç evlenmeyen şimdi başka bir şehirde yaşayan meçhul kadınla evlenmekti…
Görüyorsunuz değil mi; görünüşü çok sade, yaşamı çok sıradan görünen insanların nasıl, başka dünyalar olduğu anlaşılıyor. Önemsenip azcık fırsat verilmiş olsa toplumumuzun kültürel yaşamın zenginliğine kim bilir ne değerler katacak böyle insanlar…
Tüketmeye, bir yerde üzülerek yazıyorum; yok etmeye o kadar alışmışız ki, böyle sıradan görünen insanların öyküsü hiç kimseye zevk vermezmiş gibi görünüyor.
Her şeye burun kıvıran toplumların öyküleri de değerlenmiyor. Büyük popülerlik ve zenginlik içinde yaşayan insanlar bile ilgisizliğin kurbanı oluyorlar. O kadar da çırpınıp, çığlık atıp kendilerini göstermeye çalışsalar bile, Baba Teğmen lakaplı Nazmi Akgül’ün en azından öyküsünü anlatan bir insan bile onların öykülerini anlatacak tadı-tuzu ve doğallığı göremiyor…
Baba Teğmen’e bir sıcak çay borcum var. Hiç ödenmedi; ödenemeyecek…
Her geldiğinde bir çayımı içse de, ölümünden birkaç gün önce geldiği gün, çay ikramımı ilk önce geri çevirmişti. Sonra bir yere yetişeceğimden, çabuk gideceğimden dolayı, yeterince oturamayacağını anlayınca üzülmüştü…
Meğer son bir görüşme ve kendi sessiz, doğal diliyle vedasal bir tören için gelmiş, içeceği çay veya başka şey, işin bahanesiydi; sadece biraz oturmak, belki de son bir kez dertleşmekti niyeti…
Birkaç gün sonra Marmaraereğlisi’nden bir tanıdığa rastladığımda, Nazmi Akgül’ü sorduğumda ölmüş olduğunu öğrendim…
Baba Teğmen için bir dua-anma ve hatırlama duygularımın en saf haliyle bu yazıyı kaleme alıyorum. Belki de biz, sonlu insancıkların sonsuz zamanında yazı dilinin doğaya, evrene salınışı, seslenişi O’na ve yaşadıkları zamanlara tat-tuz katan bütün güzel insanlara kadar ulaşır; kim bilir…
Güven SERİN
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder