29 Ağustos 2026 Cumartesi

FERİT YAVUZ: BİTMEYEN BİR PARKUR

 



                               FERİT YAVUZ: BİTMEYEN BİR PARKUR

  Ferit Yavuz’u anlatırken yaşını söylemek gereksizdir. Gördüğüm kadarıyla yaş, onun hayatında sayılardan ibaret bir şey olarak kalmış… Takvim ilerlemiş ama Ferit Yavuz da yerinde kalmamış.

  Ferit Yavuz, sekseninci yaşa ilk adımları attı. Fakat bu adımları yazının başına taşımak bana bir yerde haksızlık gibi geliyor. Ferit Yavuz’u farklı kılan şey yaşının ilerlemiş olmasından çok öte; onun yaşla ilgilenmemesidir.

  O hâla koşuyor. Resmi müsabakalar, parkurlar ve madalyalar; sorsanız sayılarını çoktan bir kenara bırakmıştır. Ferit Yavuz’u bilinen insanlardan ayıran şey de bu; o yaptıklarını biriktirmek, saymak yerine; yaşamaya devam ediyor…

  Bir de ney üflüyor. Hepsi belli bir ritmin içinde; koşuyor, ney üflüyor… Sanki ikisi arasında görünmeyen bir bağ var. Hep aynı hareketin, o ilahi döngünün içinde: Koşuyor… Ney üflüyor ve sonra yine; koşuyor…

  Her ikisinin arasında o bağ; nefes ve yaşama bir çocuk gibi sarılmaktan başka bir şey değil. Ney’i üflerken sessizlikten ses doğuyor. Koşarken de sessizliğin içine adımlar atıyor.

  Ama Ferit Yavuz’u en çok doğanın içinde görüyorum. Her daim hareket halinde ve kırlarda bir insan…

  İstanbul Tekirdağ arasında yol onun için sıradan bir gelip gelme mesafesi olmaktan çoktan çıkmış görünüyor. Neredeyse tükenmez bir yolculuk bu; yıldızların içindeki nükleer enerji gibi…

  İnsanı durmadan hareket ettiren, kaynağı kolay kolay tükenmeyen bir enerji…

  Tekirdağ’a geliyor; kır evine. Tekirdağ’a gelişi doğduğu topraklarla buluşması mıdır, bu topraklara duyduğu bağılık mıdır, yoksa kırların başka hiçbir yerde bulunmayan o özgürlüğü, o hürriyeti vermesi mi?

  Belki ikisi de… Belki de Ferit Yavuz, bunun cevabını; ney üflerken, kırlarda koşar, toprağın ayaklarının altında çıkardığı sesleri duyarken veriyordur kendi kendine…

   Sürekli, hiç bıkmadan o büyük kalabalığın, İstanbul’un içinden çıkıp Tekirdağ’a gelirken hep aynı şeyi söylüyor olabilir:

“ Ben hâla hayatın içindeyim…”

  Geldiğimiz zamanda yaş ve yaşlanma üzerine çok şeyler konuşuyor, anlatıyoruz. Gençlik üzerine, yaşlılık üzerine bir sürü laf… Şu yaşta böyle yapılır, bu yaşta bunlar yapılmaz; gibi bir sürü anlamı olmayan laf laf…

  İnsanın üzerinde görünmez sınırlar çizip, sonra da o sınırların içinde hapsolmuş bir halde yaşamasını bekliyoruz; ne garip bir kandırmaca…

   Ferit Yavuz, bu tür çizgilerle, sınırlarla iyi ki ilgilenmiyor. Öyle ya, insanın yaşı büyüdükçe dünyası da küçülmesi gerekmiyor; asla…

   Tam tersine; insan yaş aldıkça kendisine ait olmayan şeylerden daha da ötelere kaçmalı:

Gürültüden… Gösterişten… Başkaları ne diyeceğinden…

   Ferit Yavuz’un yaşamında olan şeylere bakıyorum: Müzik, spor, doğa, hareket…

   Ferit Yavuz’un parkuru devam ediyor; koşuyor, ney üflüyor, yola çıkıyor ve Tekirdağ kırlarına dönüyor. Sonra yeniden koşuyor; belki de herkesin gözleri önünde bize bir şeyler fısıldıyor:

 Henüz vakit varken gör, diyor olabilir mi?

 Güven SERİN 








Hiç yorum yok: