CERVANTES etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
CERVANTES etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Temmuz 2026 Çarşamba

DONKİŞOTLUK YAPMA

 


                                    DONKİŞOTLUK YAPMA

  Neredeyse dünyanın her ülkesinde söyleniyor artık. Belki bir kahvede, belki bir mecliste, belki de bir annenin oğluna kızarken söylediği bir cümlede. Ama esas ilginç olan ise; çoğu insan bu sözün hangi toprağın ürünü olduğunu bile bilmemesi… Yine de herkes aynı duyguyu ifade etmek istiyor:

“Gerçekçi ol.”,”Hayat bu kadar romantik değil.” ,”Boşuna savaşma.”

  Kendi düşünceme göre mesele tam da burada başlıyor sayın okuyucu. Bilirsiniz ki insanlık, biraz da Donkişotluk yapanlar tarafından ilerledi. Sadece yel değirmenlerine saldırdığı için değil; başkalarının değirmen gördüğü yerde başka ihtimaller aradığı için…

  Bir insanın düş kurmasıyla, deli ilan edilmesi arasında çok ince bir çizgi var. Toplumlar, çoğu zaman o çizgiyi cetvellerle çizmeye çalışırlar. Oysa yaşam, sadece cetvelle yürümüyor. İnsan ruhu da öyle…

  Bugün fazlasıyla “mantıklı” bir çağdayız. Görünüşte her şey hesaplı. Her şey ölçülü. Her şey verimli-karlı olmak zorunda. Bir çocuğa bile önce “işe yarar mı?” diye soruluyor artık. Oyunlar bile kariyer planlamaya dönüşüyor. Neredeyse kimse gökyüzüne uzun uzun bakmıyor; bakamıyor. Çünkü karlı görünmüyor…

  İnsanın sadece gerçekle yaşayamayacağına inananlardanım. Bazen gerçek, kuru ekmek gibidir; yaşatır ama ruhu beslemez. Düş ise su gibidir. Bazen görünmez ama eksikliği derhal hissedilir.

  Donkişot’u sadece yel değirmenleriyle uğraşan bir deli sanmak, çok büyük bir kolaycalıktır. Donkişot sadece bir şövalyenin hikâyesi değildir; belki de insanın en eski sancılarını anlatır:

“İnsan gerçeğe rağmen nasıl hayal kurabilir?”

  Öncü insanlar, özellikle bazıları; herkesin sustuğu yerde konuşurlar. Herkesin normalleştiği yerde itiraz ederler. Herkes aynı yönde giderken başka bir patikaya saparlar. Onlara önce “uçuk” denir ve sonra “hayalperest” ,bazen de “deli” denir…

  Tarihe bakarsak bu garipliği bir parça anlama kazancı yaşarız. Dünün delileri bugünün dâhileri olabilir bazen…

  Bugün gökyüzüne çıkan roketlerde de biraz Donkişotluk vardır. Bir zamanlar insanların büyük çoğunluğu uçmanın bile delilik olduğunu söylerdi.

  Galileo Galilei, dünyanın döndüğünü anlatırken sadece bilimi anlatmıyordu, çağının duvarlarına da çarpıyordu. Bugünün çocuklarının okulda öğrendiği gerçek, o günün Donkişotluğu değil miydi?

  Vincent van Gogh, hayattayken neredeyse hiç anlaşılmadı. Resimlerinin çoğu küçümsendi. Ama o renklerden vazgeçmedi. Bugün milyonların önünde durduğu tablolar, bir zamanlar “fazla tuhaf” bulunuyordu.

  Sabahattin Ali, insanın iç yalnızlığını ve toplumun görünmeyen yaralarını yazarken fazla gerçek, fazla cesur bulundu. Bugün hâla çok okunuyorsa, biraz da o inat yüzünden.

  Belki de en büyük Donkişotlardan biri, Tevfik Fikret idi. Birçok kimsenin susmayı terci ettiği dönemlerde, o sürekli “ferda” diyordu; yani yarın… Henüz gelmemiş, ama gelme ihtimali olan o gün… Karanlığın içinden bile çocuklara, akla, bilime, özgürlüğe sesleniyordu. Onun şiirlerinde sadece öfke değil; inatçı bir umut vardır.

  Bazı insanların yaşadıkları çağlara sığmadığını biliyoruz. Onlar biraz sonrası için yaşarlar. Bu yüzden çağdaşları tarafından anlaşılmaz olurlar. Bugünün düzenine fazla gelen insanlar, birkaç on yıl sonra alkışlanırlar. Ve bazen yüz yıl sonra anlaşırlar…

  Demek ki bazen dünya, değirmenlere saldıranları değil, o değirmenlerin arkasında görünmeyen düzeni fark edenleri de hatırlatıyor bizlere.

  Görünen odur ki insanlık, hep biraz hayal kuranların omuzlarında ileriye doğru gitti. Gerçeği değiştirenler, çoğu zaman gerçekle kavga ettiler.

  Sanıyorum sorunumuz, Donkişot olmak veya olmamak değil. Sorunumuz, hayatımızın tamamının hesap makinesine dönüşmesine izin vermemekte…

  Asıl tehlike, Donkişotluk yapmak değil artık! Hiç Donkişotluk yapmamaktır…

 Güven SERİN