1 Temmuz 2026 Çarşamba

AĞRILI ŞAHİN

 



                                            AĞRILI ŞAHİN

  Antik kentlerin sokaklarında, meydanlarında geçen bir günün ardından Denizli’nin kalbine doğru yürüdük. Sabah saatlerinde Laodikeia’nın sütunları arasında dolaşmış, iki bin yıl öncesinin taşları arasına işlenmiş hikâyeleri anlamaya çalışmıştım. Şimdi ise Bayramyeri veya Kaleiçi olarak bilinen Sebze Hali’in içindeyiz. Denizli trafiğinin, alışverişin, günlük telaşın, insan seslerinin birbirine karıştığı o capcanlı dünyanın merkezinde…

  Daha bir saat önce yanından geçmiş olduğumuz dükkân sahibi, bizi sanki yıllarca tanıyormuş gibi seslenmişti:

“Buyurun ağabey, kahvem da var, çayım da, yiyecek ne ararsanız…”

  Bu çağrıda veya seslenişte sadece müşteri daveti yok gibiydi. Anadolu insanın yıllarca biriktirdiği insan sıcaklığı ve misafirperverliği vardı.

  Bir süre sonra dolaşmayı bırakıp yine o seslenişin olduğu yere geldik. Gelmekle kalmayıp masalarından birine oturduk.

  Ağrılı Şahin; işyerini yaşatmak için sürekli bir şahin kuşu gibi hareket halindeydi. Bir masadan diğerine süzülüyor, müşterilerini karşılıyor, eksikleri tamamlıyor ve gülümsüyor. Ticaret yapıyor ama sadece ticaret yapmıyordu; insan ilişkileri de koruyor, kurmuş olduklarını da güçlendiriyordu. Belki de onun başarısının sırrı burada saklıydı!

  Bizi beş on saniye görmüş olmasına rağmen hemen hatırladı. Geldiğimiz için sevindi. O an, çocukluğumuzdan beri duyduğumuz bir atasözünün halen yaşamın içinde olduğunu gördüm:

“Tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır.”

  Sohbet ilerledikçe Denizli’de yaklaşık otuz yıldır yaşadığını öğrendik. Bir yandan Ağrı’nın dağlarını, bir yandan Denizli’nin bereketli ovalarını taşıyordu üzerinde. Görünen o ki, geldiği yer ile yaşadığı yer arasında görünmez bir köprü kurmuştu. Anadolu’nun farklı şehirlerinden kopup gelen insanların farklı şehirlerde nasıl kök saldığını gösteren çok güzel bir örnekti Şahin.

  Öteden beri seyahatlerin sadece manzaradan, yeme içmeden ibaret olmadığını savunurdum ve Şahin’i tanıyınca yine o felsefeye sarıldım. Bir şehri şehir yapan, öne çıkaran çok şey var. Birisi antik kentleri, diğeri alış veriş merkezleri, dağları, ormanları, denizleri ve biraz da o şehirlerde yaşayan insanlar…

  Laodikia’nın taşları bize geçmişi, Roma’yı anlatmıştı. Ağrılı Şahin ise Anadolu’yu anlattı.

   Gezilerden döndükten sonra çoğu zaman fotoğraflarda kalanları hatırlarız. Ama bir başka gerçek ise yıllar sonra şehirlerde görülen mekânlardan çok bir insanın gülümsemesidir…

   Sanıyorum gerçek manada kültür yolculuğu burada başlıyor. Tarihi eserleri, kültür ve eğlence mekânlarını görmek için yollara düşüyoruz; ama çoğu zaman yaşayan kültürlerin kendisiyle karşı karşıya geliyoruz. Bir köy, bir kasaba kahvehanesinde, bir çarşı dükkânında, bir Pazaryerinde…

   Ve kimi zaman bir şehri en iyi anlatan kişi, herhangi turizm kitapçığında, broşüründe adı geçmeyen Ağrılı Şahin gibi insanlardan birisi oluyor…

Güven SERİN 





Hiç yorum yok: