YÜKÜ HİÇ PAYLAŞILMAMIŞ KADININ HİKÂYESİ: GÜLDÜ MÜ HİÇ?
Hayata geç kalmaz bazı kadınlar. Tam tersi, hayat onlara erkenden yetişir. Daha kim olduklarını sormadan ellerine iş verir. Eleri ıslanır ilk önce. Sonra o ıslaklık kalıcı olur… Su değildir artık; emektir, hiç bitmeyen bir işin sembolüdür…
Onu yıllar önce tanıdım. Bir kadın olarak değil önce; bir hareket enerjisi olarak… Sundurması olan dört göz kerpiç evin geniş avlusunun içinde, durmaksızın dolaşan, hatta oradan oraya koşan bir kadın! Yeri bellidir belli olmasına ama nerede duracağı belli değil. Çünkü avlunun her yerinde unu bekleyen mutlaka bir iş vardı.
İlk hatırladığım şey; elleri hep ıslaktı. Hep bir emeğin karşılığı olan bir ıslaklık. Bahçede, avluda ve hayvanlar arasında… O ıslaklık kurumazdı. Kurusa bile az sonra yeniden başlardı. O kocaman eller kapı açar, seslenir, yem saçar, su kovaları taşırdı. O eller, dinlenmek için yaratılmamış gibiydi.
Onun için çalışkandı denilebilinir ama bu sözcükle onu anlatamayız. Yetmez…
Onun çalışkanlığı tercih değil; yaşam biçimiydi. İşinin bittiğini hiç görmedim ve duymadım. Onun boş durduğu bir zaman dilimi yoktu. İş, artık ondan ayrı değildi. Birleşik; bir bütündüler işle; iş olmazsa, o da olmazmış gibi…
Kadın olduğu daha ilk bakışta anlaşılırdı. Çünkü o kadar yükü,ancak kadınlar taşıyabilirdi.Ona “Nasılsın?” dediğinde kısa geçmezdi.Ama kendini dinlendirmezdi de; sanki soluk almadan anlatırdı üzerine binmiş,hiçbir zaman atmayacağı yükleri.
Anlatırken de çalışırdı. Büyük avlusunun içinde oradan oraya dolaşarak anlatırdı… Ya tavuklara yem atardı, ya kazlara. Olmadı, koyunların yavruları kuzulara koşardı. Keçiler beklerdi zaten; gelmesini kadının. Hep bir hayvan, hep bir iş ve hep bir telaş… Kendi derdini anlatırken de tükenir bir enerjiyle, ağzından soluğundan tükürükler saçarak konuşurdu. Sesi çok gür çıksa da içinde hep yorgunluk taşırdı. Gür, telaşlı ve yorgun bir ses.
Onun dünyasında durup anlatmak bile lükstü. Anlatmak da, derdini üst perdeden seslendirmek de onun işinin bir parçasıydı… Hep yorgundu ve bu yorgunluk hep haykırır, hep bağırırdı.
Onun büyük ve dağınık avlusunda yankılanan ses, sevgisizliğin değil; taşan yükün sesiydi. Çocuklarına sert seslenirdi. Sözcükleri köşeliydi. Argo da kaçardı bazen. Dışarıdan bakan soğuk sanırdı. Mesele sevgi değil, aynı anda, çok fazla şeyi ayakta tutmak, yaşatmaktı…
Yükü taşmış kadınlar sevdiklerine bağırır. Artık yumuşayacak halleri kalmamıştır! O sundurmalı, büyük odaları olan kerpiç ev, o geniş bahçe, o kalabalık ve dağınık avlu… Hepsi bir yandan bereket, bir yandan da dertti. Çünkü o kadar çok şey onun eline bakıyordu ki, düşmeye hakkı yoktu…
Durursa ne olacağını biliyordu! Onun için boşluk, durağanlık tehlikeliydi. Duraksamalarda insan kendine yaklaşır. O yaklaşma onun için ertelenmişti.
Yıllar sonra, bir sabah, yarı uykulu bir anda, zihnime bir görüntü değil; bir soru düştü:
Güldü mü hiç?
Zihin bir soruyu ciddiye aldığı an geçmişi didiklemeye başlar. Avludaki sesler; hayvanların çıkardığı, kovaların sesi ve sert bir kadın çağrısı… Boşu boşuna o zihin deryası içinde bir kahkaha aradım. Saatlerce, günlerce milyonlarca hücre deposuna girip çıktım; bulamadım… Gülümsemeler yakaladım ama hep işin içinde buruk, kederli gülümsemeler…
Anlattığım bu anı, bir mutsuzluk öyküsü değildir. Yanlış anlaşılmasın! Bu, yükü paylaşılmamış bir kadının öyküsüdür. Geniş bir evin, büyük bir bahçenin, kalabalık bir hayatın içinde kendine hiç yer açamamış bir kadının. Kendini işe kapatmış değil; işe mecbur bırakılmış bir hayatın.
Yıllar sonra süzülen şey, yani anladığım: Onun sert sesi, sevgisizliğin değil; bitmeyen sorumluluğun çığlıklarıdır. Islak elleri, sadece sudan değil; oradan oraya taşınan hayattan ıslaktır.
İşte sosyoloji burada kendi davasını kazanır ve yukarılara taşır. Birilerini yargılamadan gösterir veya çağırır. Bazı kadınlar asla durmaz. Derdini anlatırken bile çalışır. Ve bazı kadınlar, büyük işlerin içinde hep tükenir, hem de hayatta kalır.
Sonra bir sabah bir yazar uyanır; geç kalmış bir anlayışla, bir soru düşen zihnine:
Güldü mü hiç?
Belki güldü… Ama o gülüş, avlunun bir köşesinde,
işlerin arasına sıkışmıştı…
Güven SERİN

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder