21 Mart 2025 Cuma

HALK İLE KAVGA ETMEM

 

İNTERNET

                                            HALK İLE KAVGA ETMEM!

   Halkla, halkıyla kim kavga ederse, eninde sonunda bu yaşlı evrenin, soylu gezegenimizin yaratıcı ve cezalandırıcı gücüyle yüzleşir! Mahkûm olur; eşsiz bir dipsiz kuyunun, karanlık dehlizlerine hapsolur…

   Sosyal medya dediğimiz alanlar tam manasıyla halkımızın sınandığı muhteşem arenalardır. Savaşanlar ve seyirciler… Alkışı, tufanı ve o kıyamet öncesi sessizliği tam manasıyla sosyal medya denen yerlerde görmeniz, görmemiz mümkündür…

   Sıklıkla birbirisiyle dalaşanlar, ahkâm kesenler, kopyala-yapıştır marifetleriyle o büyük ilahi teselliyi boşu boşuna arayanlar; hepsi halkımızın kendisidir. Buradaki paylaşımlar, davranışlar, seslenişler ne olursa olsun; halkımızın sesi ve kıpırtılarıdır. Halka kavga eden, kendisiyle de kavga eder! Kısacık ömrün ziyan olduğunu bile fark etmeden; bir türlü yenemez, halk dediğimiz, o yüce büyük zaferlerin sonucu bir araya gelmiş muhteşem topluluğu…

  Bu dünyada, yani sosyal medyada en çok dikkatimi çeken ve ara sıra onların benden haberleri bile olmadan tebessüm etmem; şiirsel ve toplumsal felsefemden ötürüdür. Değerli arkadaşım, rahmet ile andığım Aziz Ateş, kendisini belli etmeyenler ve her türlü riskten kaçınanlar için “ Sutre gerisinde durma” derdi.

   İnsanın tercihlerine de bir şey diyecek halimiz yoktur! Dedim ya, HALK ile kavga etmem; edemem ve katiyen gerekli bir mücadele, aydınlık savaşı olarak da görmem…

   Uygar mücadeleler ATAMIZ ATATÜRK gibi olmalıdır. Savaşlarda, her yerde okumak, öğrenmek ve icraatları, eylemleri, devrimleriyle öne çıkmak…

    Sanatsız, felsefesiz, tarihten yoksun devrimlerin köksüz olacağına da inananlardanım…

   Fransız aydınlanmasının en başında gelen filozof, yazar Voltaıre’yi imrendiren, bir doğu öyküsünü, bir bilgenin yazı sanatıyla kendi kalıcılığını, kültürler ötesine nasıl taşıdığını paylaşmak isterim.

   Halk sevgisi, halkla kavga etmeyenlerin üretkenliği, sıra dışıdır. Anlamak için çok gayret, zahmetlere katlanmak gerekir. O yüzden, meraklı BATI MEDENİYETİ, her daim bizlerden birkaç, belki birkaç yüz-bin adım önde gidecektir. Meraklarını, zahmetle, külfetle yerine getirmeyi, emredilen “OKU ve SÖYLE” emrini layıkıyla ve kucaklayarak yerine getiriyorlar.

   Şimdi sanmayın ki; okumayan, zahmete girmeyen, hep kopyala-yapıştır veya sadece SUTRE GERİSİ krallığına yaslananları eleştireceğim! Hayır; halkla kavga etmeyeceğim; isterse hiçbir şeye karışma zahmetine, soluklarını bile hissettirme becerilerine sahip olmasalar bile…

   İslam âlimi Sadi’nin kahramanı Sadık’ın öyküsü çok ama çok basit! İşte bu öykünün önünde diz çöküp selama duran kişi de Fransa’nın en önemli aydınlarından Voltaıre’nin ta kendisidir…

   Sadık, halkıyla hiçbir zaman kavga etmeyen, dünya durdukça iyilerin kahramanı, arkasından gideceği bir insan olarak hep orada durup, denizcilere bilgeliğinin ışığını, karada yaşayanlara da felsefesinin şardım ellerini uzatacaktır.

   Ama yine de sorgulamadan edemez kendi dünyasındaki kötüleri Sadık:

—Nasıl olur? Suçların ve felaketlerin olması, iyi insanların başına felaketler gelmesi şart mı?

   Bilge cevap vermek ister ve verir:

—Kötüler, daima mutsuzdurlar.

—Fakat sadece iyilik olsaydı ve hiç kötülük olmasaydı?

—O zaman başka bir dünya olurdu, olaylar zinciri başka türlü bilgelik zinciri olurdu.

  Bilge tekrar sordu:

—Dünyadaki her şey içinde en uzun ve en kısa, en hızlı ve en yavaş, en bölünebilir ve en geniş, en çok ihmal edilen ve en çok pişmanlık duyulan, hiçbir şeyin onsuz yapılmadığı, küçük olan her şeyi yutan ve büyük olan her şeyi canlı tutan şey nedir?

—Sadık, bu şey; ZAMAN cevabını verdi.

  Gelecek nesillere layık olmayan her şey, zamanın çöplüğünde, layık olanlar ise kültür; gelenek, sağduyu ve belki de evrimin bir besini olarak yoluna devam edecek…

   Bize aktarılan, dünya mirası olarak kalan her şey kıymetli bir hazine olduğunu düşünürsek, bu kültürlerin devamını da halkların yaşattığını biliyorsak; halkla kavga etmemeliyiz. Onarmak istiyorsak, her ne ise onaracağımız sadece görevimizi yapılıp gerisini zamana bırakmak en iyisi değil midir?

   Şimdi her koşulda BATI istikametine giden yollara kimse; “ Hayır gitme, dur vazgeç!” diyemez… Diyemeyiz…

   Ama Sadık’ın ve bilge Sadi’nin öyküsünde bir fısıltı iner yeryüzüne;

“Babil’e doğru yola çık.” Niçin der bilinmez:-Babil artık yeryüzünde bir anı olsa bile…

 Güven SERİN 

  



Hiç yorum yok: