30 Nisan 2024 Salı

YOSUN KOKUYORDU IŞIK

 

Kamera; Nasip Aykın

Kamera; Güven

                                            YOSUN KOKUYORDU IŞIK

   Uzun zamandır görüşmediğim kavak yellerinin estiği zamanlardan bu zamana gelen anıların dostu Metin Korkmaz’ın daveti üzerine yalı bölgesine gittim. Denizin hemen yakınında belediyenin bankları ve çınar ağaçlarının doğaya sevdalı olduğu diyara…

  Tıpkı şairin, Can Yücel’in dizelerinde seslendiği gibi;

 “ Ne zaman boğulsam böyle/Yosun kokuyordu ışık “

   Düşler dünyası yazının, yazı sanatının bahçeleri, tarlaları, harman yerleri gibidir… Metin önce çay, ardından da kahvelerimizi Nasip Bey’e söyledi. Bilenler bilir Nasip Bey’in işini ( kahvesini, çayını, tostunu ) nasıl sevgi içinde ürettiğini.

   O zaman öğrendim Metin’den yakın zaman içinde Almanya’ya gidecek oluşunu. Moralinin yüksek oluşu da bu seyahat olduğunu, özellikle kendi arabasıyla yolculuk yapacağı, yüzlerce kilometrelik yolu, masalımsı bir gözle göreceğini hissetmiş olmanın sohbeti bir saat kadar sürdü.

   Sakin bir Tekirdağ günü akıyordu zaman nehrinin içinden kim bilir hangi zamanlara doğru… Atölyenin yolunu tutmuş, sahilden üst geçit bölgesine doğru ilerliyordum. Yaklaştıkça üst geçide doğru, tanıdık birinin yükseklerden denize, ufka ve belki de ufkun da çok ötesine baktığını gördüm.

  Tanıdığım milli sporcumuz atıcılık soru içinde Tekirdağ ve ülkemize yüzlerce madalya kazandıran Ataberk Keskin’di. Sporu doya doya yaptıktan sonra şimdi iş yaşamının disiplini içinde neredeyse dış dünyadan çok iç mekânlara adanmış bir yaşam sürüyordu. Sırf bu yüzden bazı zamanlar dükkânını geç açıyordu. Muhtemelen erken kalkınca evinin bahçesindeki çiçeklerin bakımıyla ve güneşin ışınlarını içine çekerek geliyordu, neredeyse 10 saat geçireceği kapalı alanı olan dükkânına.

   Bugün de öyle günlerden birisi yaşanıyordu. Güneş doğalı çok olmuştu. Metin ile sohbetimizi bitirmiş, öğlene yaklaşan zaman adına kendi çalışmalarımız için herkes kendi atölyesinin yolunu tutmuştu. Ataberk’e baktığı ufka dalmış olan sporcumuza seslenmeden birkaç fotoğraf çektim; öylece, en doğal haliyle…

  Ve birden birkaç gün önce okumuş olduğum şairin şiirinden birkaç dizeyi anımsadım; “ Yosun kokuyordu ışık”

  Işığın hemen altında deniz, denizin kıyı ile arasında bulunan taşlar üzerinde yosunlar ve o yosun kokulu ışığı izleyen bir Milli sporcu: Ataberk Keskin… Üst geçidin merdivenlerinden onun durduğu yere çıktım. Ve aklıma gelen ilk sözcükleri Ataberk’e haykırdım;

   “ Düşüncelerini, düşlerini çalmaya geldim” bu sözlerim karşısında gülümseyen Ataberk’e:

—Ne düşündün, o derin bakışlarda neler var? Deyince:

—İçime temiz havayı çekiyordum…

   Hemen sözün sazını ele alarak, o temiz havada ki düşünce ve düşler şöyle olmasın diyerek, Marmara’nın sularına, onun derin bakışlarıyla bende baktım. Dedim ki, buradan Çanakkale Boğazı, oradan Ege, derken Akdeniz, Cebelitarık Boğazı ve Atlas Okyanusu diyerek diğer yerlere de açılmak ister insan; sen de öyle yaptın belki? Ataberk Keskin bir daha gülümsedi; sanki atıcılık sporunda Balkan Birincisi, Şampiyonu olduğu zamanlardaki gülümsemeden:

—Neden olmasın arkadaşım. O büyük gemiler var ya; işte onlarla üç aylığına bir dünya seyahatine çıksam, denizlerden okyanuslara, kıt’alardan kıt’alara…

   Görüyorsunuz ya, düş ve düşünce yazı sanatının harman yeri gibi; rüzgâr ve yosun kokan ışık; yaşamı tam manasıyla doldurup masalımsı bir anlam kazandırmıyor mu?

 Güven SERİN 


 

 

 

  




Hiç yorum yok: