7 Ocak 2022 Cuma

BİLMEMENİN ÖYKÜSÜ

 

İNTERNET


                                                  BİLMEMENİN ÖYKÜSÜ

   

     Edip Akbayram’ın sesinden yıllarca dinledik Gidenlerin Türküsünü. Bilmenin, acı çekmenin, özlemin, sevincin türküleri yakılıp öyküleri yazıldı da Bilmemenin Öyküsü yazıldı mı, türküleri yakıldı mı bilmiyorum…

   Sanatçının seslendirdiği türküde, kavuşamamak ve gidenler çaresizliğin gözyaşları anlatıyorken, Bilmemenin Öyküsünde ise, adı üstünde; “Bilmemek” yazılıyor, şehrimin kıt kanaat olan okuma kültürü üzerine…

    Öğrenme merakınız artıyor, kütüphanenizde hızla kitap sayıları çoğalıyorsa, bilin ki Bilmemenin Öyküleri de yazılmaya başlıyordur…

   Birkaç gündür küçük bir kuşun peşinde koşuyorum. Sanırsınız ki daha önce hiç buralarda, şehir merkezinde görmedim onu. Ya o küçük kuş çok utangaçtı mümkün mertebe insandan uzak yaşıyor, ya da insan yaşam alanına yeni giren bir tür…

   Yöremizde yaşayan diğer kuşlara benzetemedim onu. Bülbül desen değil. İskete, Serçe, Çobanaldatan, Saka değil… Birkaç gün peşinden koşup fotoğrafını çekmek istedim. İnsanlarla olan mesafesini o kadar titiz bir şekilde koruyor ki, on beş yirmi metre yaklaştığınız anda bir o kadar öteye uçuyor.

   Küçük bir kuş; alaca kanatlarının yanında upuzun bir kuyruk, göğsü beyaz ve diğer yanları gri, sarı ve tam olarak seçemediğim renklerden oluşuyor. Çok hareketli; günlük nafaka peşinde olduğu kadar, insan denen canlıdan da çok korkuyor…

   En sonunda ülkemizde yaşayan kuşların fotoğraflarına bakmaya karar verdim. Yüzlerce fotoğrafı incelediğimde İspinoz ile Dağ Kuyruksallayan arasında ikilem yaşadım. Gördüğüm kuş ile fotoğraflarına baktığım kuşlara daha dikkatle bakınca, şehir merkezinde özellikle insanların geçtikleri alanlarda ürkek, mahcup ve telaşlı bir şekilde gezinen küçük kuşun Dağ Kuyruksallayan kuşu olduğuna karar verdim.

   Alın size cehaletimin bir parçasını daha. Kaç kuşu tanıdığımı düşündüm. Kaç ağacı ve çiçeği? Ne kadar azdı, bölgemizde yüzlerce kuş ve bitki türü olduğunu düşününce… Ülkemiz ise bitki ve kuş yönünde sınırları zorlayan bir zenginlik içerisinde…

   Alışkanlıklarımızdan vazgeçmeme, tanıdık ve ezber sözlerle konuşma alışkanlıkları, bir parça “ Bilme “ ile çalım satma o kadar yaygın ki kendi kendimiz kandırdığımız gibi çevremizi de körletiyoruz!

     Niçin mi; bildiğimizi sandığımız öyküler, nesneler, objeler, farklı yaşam türlerini hiç bilmediğimiz çıkıyor ortaya…

   Dağ Kuyruksallayan kuşu tam da ismi gibi bir saniye bile yerinde durmadığı gibi kuyruğunu da dümen vazifesi gibi kullanıyor. Serçe kadar bir kuş! Muhtemelen kışın yöremize gelen göçmenlerden…

   Bilmemenin Öyküsü hiç bitmeyeceğe benziyor. Ne kadar çok merak, o kadar çok öğreti ve büyüyen boşluk… Sanırsınız ki insan evrenin bir parçası; tıpkı onun gibi genişlemeye, sonsuzda hızla ilerlemeye yazgılı…

   Sanırım bu yüzden, insan sıkıştığını sandığı gezegene sığmıyor artık. Yer çekimini yendi bir kere, eninde sonunda açılacak başka yıldızların gezegenlerine doğru; bir daha geri dönmemek üzere…

   Bir arkadaşım Beethoven’in 9.Senfonisi’ni dinledin mi hiç? Diye sorunca; duymuş olduğum, belki de dinleyip de dinlemediğim farkında olmadığım eser için; “ Dinlemedim” dedim.

   “ Dinle “ deyince, öyküsüne baktım. Bir başka Bilmeme Öyküsü… Sadece bu eseri iki yıl sürmüş sanatçının yazması. Tam da kulaklarının hiçbir şekilde duymadığı ve on bin kişiye tanıtıp kendi yönettiği eser–9.Senfoni 300 kişiden oluşan orkestra ve korosuyla eserini icra ediyor…

   Ayakta alkışlanıyor Beethoven; dakikalarca… Bir yandan Bilmemenin Öyküsü, diğer yandan ise duymayan bir sanatçının mucizesi… Beethoven sıklıkla şu sözcükleri tekrarlıyormuş;

 “ Sanatın kalbine nüfuz edin. Çünkü ancak sanat ve bilim insanı, tanrısal boyutta yüceltebilir.” Tıpkı, Bilmeme Öyküleri peşinde koşmak gibi bir şey; alkışsız yücelme… Mülksüz zenginlik… Sınırların dışına çıkma sanatı…

 Güven SERİN 

 

 

 


Hiç yorum yok: