22 Nisan 2021 Perşembe

BENİM VEFALI TÜRK ANAM

 

İnternet

İnternet


                                      BENİM VEFALI TÜRK ANAM!!!  

                                     ( Bayramınız, Bayramımız Kutlu Olsun)

    Sanırım 1935’li yıllarda Mustafa Kemal manevi kızlarından Sabiha Gökçen ile bir tatil gününde gezintiye çıkmışlardı. Sabiha Gökçen berrak hafızası ve onu oldukça etkileyen anısını anlatırken dahi duygularına engel olamıyor, buğulanıyor gözleri, aydınlanıyor yüreği tekrar tekrar…

   Bu gezi esnasında oldukça yıpranmış, beli bükümlü, yüzü güneşten, rüzgârdan kavrulmuş bir kadına rastladılar. Mustafa Kemal atından aşağı inerek kadına sordu; “ Merhaba nine? Nereden gelip nereye gidiyorsun? “ deyince yaşlı kadın cevap verdi; “ Merhaba. Neden sordun ki? Yoksa buraların saabısı mısın, bekçisi misin? “

   Atatürk ihtiyar kadının iyice yanına sokuldu ve gülümseyerek cevap verdi; “ Ne sahibiyim ne de bekçisiyim nine… Bu topraklar Türk milletinin malıdır, buranın bekçisi de Türk milletinin kendisidir. Şimdi nereden gelip nereye gittiğini söyleyecek misin? “

   Yaşlı kadın başını ve yorgun bedenini iyice doğrultarak cevap verdi; “ Tabi söyleyeceğim. Ben Sincan’ın köylerindenim bey. Otun güç bittiği, atın geç yetiştiği kavruk köylerinden birindenim. Bizim muhtar bana bir bilet aldı. Trene bindirdi. Kodum Angara’ya geldim...”

    “ Muhtar niçin Ankara’ya gönderdi seni? “

  “ Gazi Paşamızı görmek için… Benim iki torunum gâvur harbinde şehit düştü. Memleketi gâvurdan kurtaran kişiyi bir kez görmeden ölmeyeyim diye hep dua ettim durdum. Rüyalarıma girdi Gazi Paşa. Angara’ya geceleyin geldimdi… Yolu neyi bilmediğimden, işte akşamdan beri böle kendimi oradan oraya vurup duruyorum bey…”

    “ Senin Gazi Paşa’dan başka bir isteğin var mı? “

    Kadının yüzü birden değişti; “ Töbe de bey, tebe de. Daha ne isteye bilirim ki. O bizim vatanımızı kurtardı. Bizi düşman elinden kurtardı. Şehitlerimizin mezarlarını onlara çiğnetmedi. Daha ne isteye bilirim ondan? Onun sayesinde şimdi istediğimiz gibi yaşayıp gidiyoruz. Şunun, bunun gâvur dölünün köpeği olmadan onun sayesinde kurtulduk. Buralara bir defa onun yüzünü görmek, ona sağ ol paşam demek için düştüm. Onu görmeden ölürsem gözlerim açık gidecek. Sen efendi bir adama benziyorsun, bana bir yardım ediver de Gazi Paşa’yı nerede bulacağımı deyiver…”

   Atatürk’ün gözleri dolu dolu, manevi kızına dönerek; “ Görüyorsun ya Gökçen; işte bu bizim insanımızdır. Benim köylüm, benim vefalı anamdır bu…”

   Sabiha Gökçen yaşlı kadının yanına sokuldu ve ellerini tuttu; “ Anacağım, senin rüyalarını süsleyen Gazi Paşa, işte karşında duruyor.”

   Sincan’ın otun güç bittiği, atın geç yetiştiği köyünden olan yaşlı kadın şaşkına döndü. Elindeki değneği yere fırlatıp Atatürk’ün ellerine sarıldı. Görülecek bir manzaraydı. İkisi de ağlıyordu. İki Türk insanı…”

   ANADOLU, insanı her yerde hep aynıdır. Binlerce yıllık kadim geçmişin ruhu bu toprakların içine süzülmüş. Bu toprakları her kim işlerse mayasında bu ruh biter, bu ruh tüter; bu ülkenin her neresine giderseniz gidin; Urfa’ya, Kars’a, Erzurum’a, Edirne, Tekirdağ, Aydın, Adana, Konya, Kayseri, “Anadolu anası”nı bulursunuz. Gözlerindeki yaşlar çoktan kurumuş, yüzündeki deri kavrulmuş ama umutları o kadar taze, inancı o kadar saf ki; o kavruk yüzün kuru elleri bir dokunsun size; nice makyaj, nice hile, gurur, safdillik kendiliğinden mum gibi eriyiverir; eğer bir parça vicdan, bir parça kültür, bir parça insan tarafınız kalmışsa…

   Yaşlı kadının sonrası ne mi oldu? Mustafa Kemal Atatürk iki gün ağırlanmasını, hoş tutulmasını ve yanına üç inek verilerek köyüne getirilmesini emretti.

   “ Benim armağanım olsun “ dedi, ellerine sarılan, ellerini öpen yaşlı kadınla sarılıp ağladığı Anadolu insanı, Anadolu anası için…

   Herkes kendi doğrusu peşinde koşsun koşmasına ama milletleri millet yapan ortak özellikler, sağlam karakter, ortak anılar, hatıralar, hüzün ve sevinçlerdir… Sosyolojinin özünü kaçırırsanız Milleti, coşkuyu, çocukları da kaçırırsınız;

   23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı için hazırlanmıştır: KUTLU OLSUN…

 Güven SERİN 

 

 

 

 



Hiç yorum yok: