Kamera; Güven Erdek
Eylül,sıranın kendisine gelmesini;usulca
bekliyor.
Yiğit,kardeşi Tuanna'yı güya sallıyor :))
Eylül,annesiyle eğleniyor;
top oyunu;bense,yeni başlayan
dünya kupası maçlarında,tüm dünyanın
peşinde koştuğu topun peşindeyim;güya...
Bir tiyatro sahnesi,Eylül de annesi de
seçkin tiyatro sanatçıları...
Gönülden bir iş;takdirden öte uzanıyor...
EYLÜL İSMİNDE KÜÇÜK
BİR KIZ
------------------------------------------------
Eylül ayında mı doğmuş,
yoksa Eylül’ün şarkısının hatırası mıdır ona ismini veren duygu; bilinmez! Dört
beş yaşlarında olmalı! Genç anne ve babayla geldikleri iki günlük tatil
coşkusuyla yoğunlaşıyor.
Plajda, Yücel Hotelin
bahçesinde, yemek masalarında; hemen her yerde olması gereken bir çiçek, ağaç
kadar şart olan güzellikte; mekânı aydınlatıyor. Diğer çocuklarla arasında
kalın bir perde, kültür farkı taşıdığını gözlemledim.
Eylül; ikide birde
olmadık şeyler istemiyor. Annesine, babasına küsmüyor. Çünkü annesi Eylül ile
en sevdiği arkadaşmış gibi oynuyor. Tiyatro sahnesinde, anne, baba ve kızın öyküsünü
anlatıyorlar.
Çok iyi yazılmış bir sahne;
eksik kültürlerin, suça, cezaya, korkuya meyilli ailelerin bolluğu yaşanırken,
kıt olan, cezasız, akıl ve duyguların psikolojik, biyolojik beslenmeleriyle
neredeyse tüm dünyaya örnekmiş gibi dolaşan bir kız; Küçük Eylül… Her daim
başında bulundurduğu çiçek desenli tokası!
Saçlarını iki yana
toplatmayı seviyor. Annesi de ona nadide bir çiçeğe bakmayı sevdiği gibi;
sıkmadan, sıkılmadan, dert etmeden; ne büyü yükmüş, ağıtlarını çıkartmadan
bakıyor.
Eylül ne kadar çok eğleniyor,
etrafını gözlüyor, onlarla birlik olmak istiyorsa; etraf bir o kadar;
birbiriyle kavgalı. Anneler, babalar sürekli uyarı gönderiyor, etrafın tadını
çıkartmak isteyen çocuklarına,
Bitmeyen uyarılar,
arkası gelmeyen teklifler ve tehditler… Yiğit isminde 16 yaşında bir erkek çocuğu;
Tuanna ismine kız kardeşi ve anne ile babası, denizin kenarında; bulutlu havaya,
çok az sağanak yapan bulutları; şansızlık olarak gören aile…
Ailenin babası;
şezlongda yatmayı ciddi iş bellemiş. Anne de öyle, Yiğit; yaşıtlarının iki
misli kilolarıyla denize girdi, çıkmakta zorlanıyor. Elli metre ötede tutunduğu
şamandıradan bir saat boyunca annesine seslendi; “ Anne, kurtar beni.
Gelemiyorum. Yosunlar, denizanaları midemi bulandırıyor.”
Bir saat boyunca bu
kadar enerji? Anne ve babadan tık yok. Sadece gelmesi gerektiği üzerine bir
sürü nasihat. Oysa çocuk, deniz içinde ki canlılardan tiksindiğini söylüyor.
Gel de bunca zamandır bize dünyayı, doğayı anlatan belgesel sanatına saygı
duyma. Tiksindiğimiz yılandan, fareden bile ne büyük dersler çıkarttılar
ortaya…
Yiğit, bağırdıkça,
annenin tavrı şu oldu; “ Bizi bütün Erdeğe rezil ediyorsun; gel hadi.” Oysa
denize girip, onlar da denizin iğrençliğiyle değil, uçsuz bucaksız
zenginlikleri, serinliğine ne çok yakındılar…
Eylül’ün annesi ve
babasıyla böyle bir sorunu yok. Babanın yüzü hiç gülümsemese de; sakallı, yarı
kel başı; onun ciddiyetine ayrı bir uyarı dikkati, bakış açısı getirse de; birbirine
güvenen bir ailenin görsel, katıksız şöleni yaşanıyor…
Tuanna, denizden
çıkmaktan korkan; denizanaları ve yosunlardan iğrendiği için yapıştığı
şamandıradan ayrılmayan obez ağabeyine şöyle seslendi; “ Yiğit, bir de erkek
olacaksın; Amerika bile keşfedildi, sen halen, denizi mi keşfedemedin?”
Geriye söylenecek ne
kaldı?
4 yorum:
Eylül eğleniyor, eğlenmek Yiğit' in de hakkı. An dönmeli ve Yiğit de mutlu olmalı.
Yiğit,mutluluğu şikayet üzerine oturtmuş;her daim mutsuzluk hissiyatı içinde yaşam,bedeninde ki yükler gibi fazla geliyor ona...Eksik olan yaşam kıvılcımları tam olarak nerede başlar? Ev,okul,çevre ve insanın ruhsal,genetik haritası;bir sürü açıklama var bu alanda;yedi yaşına kadar bilinç altı oluşuyorsa,ondan sonrası;ne olacak;kişinin marifeti o zaman mı meydana çıkacak;bilinmez...
eylül çok tatlıııı yiğitin anne babası ise ayıp ayıp vallası :)
Ayıptan öte Deep:)) denizi,doğayı sevmeyen çocuğa;Erdeğe rezil olduk korkusu vermek yerine;girsene denize;yakalasan deniz anasını,yosunu;bunlar da denizin bir parçası,yaşamın ta kendisi desene:))
Yorum Gönder