KARANLIĞIN İÇİNDEN ÇIKAN DAVULCU
( Ramazan
Davulcuları )
Orta Asya’nın bozkırlarından kopup gelen Türk insanın şenliğe dönüşen gelenek ve görenekleri, nesli tükenen çiçekler, ağaçlar gibi bir bir solup gidiyorlar…
Ne hazindir ki halkı anlamakta yetersiz kalan seçilmiş vekiller, belediye başkanları, iyi niyetli olmaktan, belirli grupları kırmamak için endişeden çok ama çok ötelere gitme CESARETİ göstermekte yetersiz kalıyorlar…
Tekirdağ Kiraz Festivali gün gibi ortadadır. Güya ulusal ve uluslar arası bir festival? Yöneticilerin telaşını, üzerlerine binen yükü anlamaya çalışalım? Bir an önce kurulan festival çadırları, parsellenerek satılan esnaf yerleri, büyük çoğunluğu dışarıdan gelen kirazlar ve birkaç konserden ibaret; yaz yağmuru gibi yağıp geçen bir bereket misali…
Bu örnek için; karanlığın içinden çıkan ramazan davulcularını daha yakından anlatmak için çocukluğuma, Hasan dedem ile davulcunun geldiği, mani okuduktan sonra dedemin bahşişini verdikten sonra, karanlığın içinde bile gülümseyen yüzü gördüğüm Paşaköy İpsala zamanlarına ineceğim…
Bilirsiniz karanlığın gizemli taraflarını. Gecenin şafağa ilerleyen en karanlık saatlerinde davulcunun davul sesiyle birlikte köpeklerin sesleri yankılanır her şeyin doğal koktuğu, yetiştiği ve her tarlanın içinde bir ahlât ağacının bulunduğu zamanlar…
Davulcu ve ona ışık tutan küçük çocuğun-oğlunun taşıdığı fener, tıpkı mitolojinin içinden seslenen perilerin gölgelerine benzerdi. Tek katlı kerpiç evin batı duvarına kadar gider, uzak sokaklardan geçen davulunun gölgeler içinde ilerleyen siluetine bulunduğumuz zamana ait olmayan canlılara bakar gibi, yarı korku, yarı imrenme ile izlerdim; gölgeler kaybolup sesleri solana dek…
Ramazanların vazgeçilmez sesleri, rengi ve dokusuydu; karanlığın içinden çıkan ve yine o karanlığın bir parçası olan davulcunun davulunun sesi ve küçük elleriyle babasına fener taşıyan çocuğun varlığı…
Bugüne,21.yüzyılın ilk çeyreğine geldiğimizde, teknolojinin gelişmesi şehir dediğimiz kültürlerin içinde Ramazan davulcularının gerekli olup olmadığını sorguladığımız zamanlarda, birden yüzyılların geleneklerine sırtımızı döndük.
Dönme sebeplerinin haklılığını nazikçe selamlıyorum. Tamam, da her şeyi unutarak, reddederek hangi uygarlığın yüksek-büyük parçası olabiliriz? Artık ömrünü tüketti: -Dediğimiz gelenekleri yaşatmak için pek derin ve halk merkezli düşünmeyen yöneticilerimizin biraz çaba göstermesi bu gelenekleri, karanlığın içinden gelen-süzülen davulcuları muhteşem bir şekilde yaşatabilir!
Nasıl?
Tam olarak Tekirdağ Belediye Meclis Üyeleri, böyle soruları, yaşadıkları şehir Tekirdağ için ne kadar soruyorlar? Toplantılar, katılımlar bir yük müdür? Yoksa şehir tarihine, çok değerli işler yapmanın iç huzuruyla bir tarihsel sürece tanıklık yapmak mı gereklidir?
Şehrimizin merkezinde bulunan meydan, özellikle işsiz kalan müzisyenlerimizin, davulcularımızın, hatta klarnetçilerimizin bile sembolik alanlarında iş yapmaları, sahiplenmeleri mümkündür. Özeklikle merek eden gençlerin o gece yarısı, karanlık içinden çıkan davulcuyu görmek için, büyükleriyle birlikte o alana geldiklerini bir düşünün? Şölensi bir ziyaretlerin olacağı, unutkanlıkları, sırt dönmeleri bir yerde silkeleyecekleri bir karnavala dönüşmez mi?
Neden çaba göstermiyoruz? Kimseleri rahatsız etmeden, belirli meydanları, sokak ve mahalle kültürü gibi düşünüp, geçmişi yüzyıllar ötesine giden geleneklerimizi şehir kültürüne alkışlarla, manilerle, fener ışıklarıyla niçin geri getirmeyelim?
Aynı zamanda lambacılarımızı da?
Davulcularımız için belirlenecek sembolik cadde veya sokak, geçmişin bir başka mesleğini,
kültürünü genç kuşaklara hatırlatmak, Ramazan ile neşelendirmek, görgülerini
arttırmak için o sokağa dikilecek 15–20 ahşap lamba direği nasıl bir gizemli
görüntü yaratır kim bilir?
Aynen 80–100–150 yıl önceki zamanların aydınlatma imkânları gibi, lambacının gelip gazları koymasını, lambayı temizleyip yakmasını, davulcunun manisini söylerken gençlerimize, büyüklerimize, yaşlılarımıza neşenin gözyaşları içinde izletemeyiz mi?
Bu kadim millet bunları başaramaz mı?
Güven SERİN
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder