12 Haziran 2012 Salı

GANOSLAR BİTMEYEN GÜN

Kamera; Güven  Ganoslar'da gün başlıyor

Bulutlar alçalmış katman katman. Beyazlık
insanlığın önüne serilmiş yatak yatak



Kamera; Güven   Ganos Dağları

Doğal dengenin çekiciliği insandan çok öte
geçmiş. Uygarlıklarını çoktan kurmuşlar
diğer uygarlıkların yanıbaşına...
Tabiat insan fışkırıyor,insanı anlatan
zarif gösterilerin muhteşem güzelliklerini
seriyor insanın kocaman gözlerine.



Kamera; Güven  Ganoslar

Yeşilliklerin imparatorluğu yeşilce karşıladı bizi.
Yeşil göz oldu, el-kol oldu... Yeşil, deniz,
ırmak,kanat, aşk oldu...Deniz, oyun
oldu zamanın izlerini, yorgun çöküntülerini
yokeden çocuk oldu,yaşlı oldu,
ölümü yaşama emanet eden, ölümden
yaşam doğuran bir canlı oldu.


Kamera; Tamer Kaptan Ganoslar

Yunus, dağların,vadilerin,ormanın sevdalısı
hakiki dostu Yunus ile eski uygarlıkların
bulunduğu tepeden bakıyoruz doğanın
ışık ile yaptığı şölene dönüşen gösteriye.


Kamera; Güven   Ganoslar

Tamer Kaptan bir kaşif gibi heyecan içinde
süzülüyor tepeden tepeye. Bazen
yerçekimine meydan okurcasına tırmanıyor
yukarılara; daha yukarılara; insanlığın
kendini aradığı en üst tepeye...


Kamera; Yunus   Ganoslar

Tamer Kaptan ile zirveden bakıyoruz aşağılara.
Zirvenin rüzgarı bedeni titretecek kadar soylu.
Beden aşkı duyumsuyor insanı hayatta bırakan
hayatı insan ile tanıştıran, yaşamlardan yaşam
doğuran beden titremesinin yanında ruh da
titriyor...


Kamera; Güven  Ganoslar

Eski bir göl yatağı ölümün yaşama nasıl
dönüştüğünün beyaz,sarı ve yeşil gösterisini
yapıyor.
Yunus'ta iş başında; gösteriye tanıklık yapıyor...


Kamera; Güven

Ormanın derinliği eskiden yol olan yerleri ormanın
kendi kanunları ile orman ettiği patikalardan
derinlere indik. Bir zamanlar insanların uğrak,geçiş yeri
ve insana can veren soğuk-buz gibi suyun aktığı sesi ile
bülbüllere şarkılar söylettiği çeşme başı dinlenme anı.


Kamera; Tamer Kaptan  Dağ Yenicesi Köyü

İsmail 82 yaşında. İsmail insanı insan yapan
insanca seslenişten; "hoşgeldiniz misafirler"
demekten ne ağızların, nu ruhların aşınmayacağını
bilen güzel bir ıhlamur ağacı. Dokuz çocuk büyütmüş
dokuz hile,adaletsizlik büyütmemiş İsmail.


Kamera; Yunus Dağ Yenicesi Köyü

Gezilerin; dağ-vadi ve tepelerin yüklenmiş kokuları
ve duyguları üzerinizde ıhlamur,meşe,dut,çimen, toprak
kokarken dinlenmek dinlenceye dönüşür; ruh bile serilir
sunulan bir taşın, oturağın üstüne.
82 yaşındaki İsmail bizi yalnız bırakmadı; o İsmail...


Kamera; Güven  Dağ Yenicesi Köyü
Dinlence Parkı
Ganoslar ve köyleri her mevsim güzeldir ama ıhlamurlar
çiçek açtığında bir başka güzeldir; çağrı yaparlar
özlemleri ve yakarışları göklere bile duyurarak...



GANOSLAR, BİTMEYEN GÜN


 Gün şafak sökmeden başladıysa hiç bitmeyecek gibi gelir insana. Hele güne şafağın renkten renge geçen, karanlığın aydınlığa teslim anlarının muhteşem doğumu, doğmuşluğun hatırına büyüler insanı. Gün ile birlikte bir kez daha Ganos Dağlarında arkadaşlarım Yunus Usta ve Tamer Kaptan ile birlikte olmanın büyük onurunu yaşadım.

 Gün 04.00 da başladı. Büyük heyecanın karanlık Tekirdağ gecesi uyuyan güzel şehrimin uyku sesleriyle devam ediyordu. Uyumak güzeldir doğanın doğmuşluğu, bugünün yarına tazeliği adına; gün insanlığa büyük bir hediyedir. Bu hediyenin farkına varmışlık, fark edişin insan tarafında olup gece gibi güne büyük bir aşk ile yaklaşmak yine insanın büyük cesareti ve zarafeti sayesindedir…

 Ganos Dağları (Işıklar) her gidişin yolculuk hallerinde bir aşığın sevgiliye gidişi gibi bin tane heyecanı bir bedene sıkıştırır. Bir beden bin aşkı, milyonlarca bedene dağıtma arzusu, inancı içindedir; edebiyatın, felsefenin, müziğin ve aşkın soylu hatırına…

 Bu seferki yönümüz Ganos Dağlarının en yüksek yani zirvesine doğru oldu. Yeniköy üzerinden, yani güneyden gitmek yerine Araphacı Köyü ve Ormanlı üzerinden yani kuzey yönünden oldu. Araphacı Köyü sınırları içinde şafak sökerken kuşların krallığına gelmişiz gibi kuş sesleri; canlı hayatın doğumunu müjdeliyordu. Tabiat çoktan uyanmış, görüntüler netleşmese de karanlığın dingin dünyası ağır ağır aydınlığın hareketli dünyasına yaklaşıyordu. Kuşlar, muhteşem bir coşmuşluğun içinde görünmeyen cennetlerinde türküler söylüyorlardı.

 Ormanın şafak ile güne merhaba dediği zamanlarda bülbüller, isketeler, karatavuklar çılgın bir sesleniş içindeydi. Sessizliğe sesler ile dönüşün çok güzel bir karşılama töreni içindeydik. Tabiata, Ganoslara her çıkışımızda sert ve aşırı disiplinli programlara hep uzak durmayı tercih ettik. Günün geceden kalan sürprizleri ve günün geceye taşıyacağı güzelliklerine ancak koşulsuzluğun felsefesi ile tanıklık edebilirsiniz.

 Kuş krallığını ağır ağır, şafak gibi ilerleyerek nazikçe terk eyledik… Ormanlı Köyü’nü geçerek rüzgârın diyarına rakımın 850 metre olduğu tepelere ilerledik. Rüzgâr Frişka rüzgârı gibi hafif esmiyordu bu tepelerde. Bu tepeler diyorum; ne saymak ile biter, ne gezmekle… Tepelerin içinde gizli vadiler, yaylalar, çataklar, ormanlar, çeşmeler; insana insandan ötürü yakın olurlar.

 Yeni açılan orman yollarında adeta kaybolduk… Yolları şaşırdık; adım atmadığımız orman patikalarına girdik. Bazı patikaları orman çoktan içe çekmiş; özümsemiş insanlığın terk eylediği eski yolları. İnsanın olmadığı yerde insanın boşluğunu doğa doldurur doğal inancı ile yollar tabiatın yeşilliklerine teslim olmuş.

 Ormanın derinlerinde yıllar önceki insan yaşamlarına armağan, en temel gıdanın; yani suyun cana can katma adına yapılan çeşmeleri hâla buz gibi sularını genç bir kızın heyecanı içinde akıtıyorlar. Sular akıyor derelere, derelerden Marmara Denizine doğru… Kim bilir kaç canlının suyu, canı olacaklar cananlarından ötürü…

 Esnek başlayan, bir sürü yeni yolları görme, tanıma keşfi ile şekillenen Ganos günü bitmeyecek bir gün habercisiydi. Gün, güne erken ve tazeyken adım atmanın bonkörlüğünü sondu bize. Gezdik, yeni yollar gördük; meşe krallıklarını, ıhlamur ağacı kokularını altın parıltılı görkemli duruşlarını izledik. Günün milyar kez doğduğunun bilmem kaçıncı milyar gününe şahitlik ettik. Birkaç metrede onlarca yeşilin, sarının, morun, pembe otun, çiçeğin gösterilerini izledik. Kurumuş bir göl yatağındaki beyaz çiçekleri gerçek bir orman, bir olmuş, inanmışlık içindeydiler… Kahvaltımız hepimizin katkılarıyla zengin bir kahvaltıya dönüştü. Tamer Kaptan yumurtası, pidesi ile katkı verdi. Yunus Usta, zeytini, reçeli, domatesi ile… Kepek ekmeği, peynir, dolmalar benim katkımın sunumuydular.

 Kahvaltı bittinde gün çoktan başlamış, yepyeni yollar, patikalar, tepeler keşfedilmişti. Ama gün daha sabahın 07.00’siydi. Gün güncelliğini yitirmiş, bir masala dönüşmüş gibi ilerlemeyen, durmuş, dondurulmuş bir günün seyrini izliyor gibiydi.

 Ganoslara; Ganoslar’ın tepelerine, vadilerine, gizli yaylalarına bir günde birçok defa âşık olabilirsiniz. Bu toprakları, güzellikleri kendiniz keşfetmiş gibi oralara kendi ruhunuzdan süzülen isimleri de verebilir o yerleri kendinizce onurlandıra bilirsiniz. Kalenin olduğu tepeye çıktık. Yeşilliğin tüm zarafeti, yönlere eksiksiz bir denge, adalet içinde dağıtılmıştı.

 Tepeler, vadiler onların üzerinde yaşam bulmuş meşe ve ıhlamur, gürgen ağaçları, onlarca çiçek ve ot çeşidi insana tabiatın en çılgın resmini hazırlamışlardı. Baş dönmesi, ruh titremesi, sevgilinin ılık nefesi, derin bakışları, dişi seslenişi; tüm çılgınlığıyla size sesleniyordu.

 Yunus Usta, Tamer Kaptan bir kâşif gibi yeni yollara, yön duygumuzu kaybetmişliğin sarhoş gençleri gibi güle oynaya ilerledik aşağılara doğru. Aşağılara inerken hafızalarımıza kazınan tabiatın gösterileri yeşilliğin ve simetrinin dansı değildi sadece. Bulutlar göğü yere indirmişler gibiydi; evrenin bir bölümü yerle buluşmuşçasına beyazlığın katmanları karalığın nasırlı vicdanlarına sesleniyordu;

kendinize gelin, bu dünyanın en güzel şeyi; FAZİLETTİR”, diye…

 Dağ Yenicesi Köyü sınırları içinde dut ağacı, kendi bereketini her dala yüzlerce dut bırakmakla göstermiş. Tabiatın karnından bizim midelerimize minnet ile giden dutların bülbülleri gibiydik; bal dutları bal ruhlarımızın gönüllülüğü içinde ama açgözlülük sınırlarını zorlamadan yedik.

 Yenice Köyü’ne girdiğimizde dimdik yürüyen bir adama rast geldik. Adı İsmail. Yaşı 82. Ruhu gibi yüzü de gülen İsmail; “köyümüze hoş geldiniz” gönüllülüğü içinde köydü bulunduğumuz tüm süre içinde yanımızdan ayrılmadı. Birlikte çay içtik. Tamer Kaptanla satranç oynarken sağ yanımda ıhlamur ağacının hemen altında tabiatın güzel kokuları gibi, tabiat kokuyordu. Alçak gönüllü İsmail, Yunus’a köyü gezdirdi. Tamer Kaptan son zamanlarda yakaladığı satranç formunun zirvesini Yenice Köyü satranç molasında da gösterdi.

 Hayatımız gerçek bir satranç oyunu gibi; ya piyon, ya fil veya at; ya kale veya vezir olmak zorundasınız. Birileri insana insan olma, tabiatın döngüsü gibi hareket içinde kalma emrini çoktan vermiş; öyleyse şahı yani o güzel ruhunuzun desteklediği canı, canların güzel hatırına beslemeli ve yürütmelisiniz…


 Güven Serin













2 yorum:

hasret senfonileri dedi ki...

İFADENE HAYRANIM SEVGİLİ GÜVEN.. BİR EDEBİYAT ESERİ OKUR GİBİ, BİR DERS KİTABINDAN ÇALIŞIR GİBİ HİSSEDİYORUM KENDİMİ.. ARA ARA OKUDUĞUM YERLERİ BİR KERE BAŞA DÖNÜP OKUYORUM İYİCE SİNDİREBİLMEK İÇİN..
IHLAMURUN KOKUSUNU HİSSEDEBİLMEME SEBEP OLAN ANLATIMINLA,ÖNEMLİ VURGULAMALARINLA, VE MUHTEŞEM GÖRÜNTÜLERLE.. RUHUMA VE BİLGİ DAĞARCIĞIMA ZİYAFET ÇEKTİRDİN YİNE.
"Tabiat insan fışkırıyor,insanı anlatan zarif gösterilerin
muhteşem güzelliklerini
seriyor insanın kocaman gözlerine."
DEDİĞİN YERDE DAKİKALARCA DÜŞÜNDÜM..
GÖZ YERİNE İKİ BUDAK DELİĞİNE SAHİP OLANLARA VE DOĞA DÜŞMANI OLAN, ŞEKLEN İNSANLARA, YIKTIKLARININ ALTINDA YOK OLMALARI İÇİN AHH ETTİM..
TEŞEKKÜRLER SEVGİLİ GÜVEN..

E S M İ R dedi ki...

Hem ruhuma hem de yüreğime nasıl iyi geldi bu gezi sevgili Güven.Satır satır, hece hece gönül gözünden yansıyan kelimelerin ve adımlarının izlerine ve o muhteşem doğanın şiir gibi güzelliğinin seyrine takıldım...

Hele ki dağların zirvelerinde bembeyaz bulutların alçalarak "insanlığın önüne serilmiş yatak yatak!"görüntüsü...çok güzeldi..

Duygularını ince yüreğinden damıtarak bizlere aktardığın bu harika gezi ve fotoğraflar için teşekkürler sevgili Güven..