30 Mayıs 2012 Çarşamba

VİVALDİ ve DÖRT MEVSİM

Kamera; Güven  Topkapı Sarayı 1. Avlu
Aya İrini-KUTSAL BARIŞ

Kaç devir geldi
Kaç nesil geçti
Kaç çiçek soldu
Kaç aşk yaşandı


VİVALDİ ve DÖRT MEVSİM



 Elime geçen tanıtım kitapçığı Topkapı Sarayı’nda Pastoral Konserler duyurusunu yapıyordu. 26–30 Mayıs tarihlerinde Topkapı Sarayı’nın ulu ağaçları ve çimen kokuları, tarihi taşlarının hemen yanı başında yapılacak iki konser; müziğe uzak olan insanı bile heyecanlandırmaya yeter.

 Tekirdağ şehri ile İstanbul şehrinin bu kadar yakın olmasını her zaman büyük bir şans olarak görsem de bunu şansa, süreklilik taşıyan güzel kültürel etkileşimlere çevirememenin de burukluğunu saklayamam.

 Topkapı Sarayı’nın geniş havluları her zaman; yani Vivaldi’nin Dört Mevsim isimli konçertosu gibi sürekli çimen kokar. Rüzgârın esintisi eksik olmaz buradan. Kuşların çığlıkları günün her saati farklı sesleri kendi ahenkleri ile buluşturur.

 Pastoral Konserler tanıtımının pastoral sözcüğü ile ne kadar içe yakın bir samimiyet, heyecan taşıdığını fark ettim. Sonra Türk Dil Kurumu’nun sözlüğünde pastoral kelimesinin anlamına baktım. Pastoral, kır yaşantısını ve özellikle çobanların aşk ve yaşamlarını anlatan edebiyatın bir türü.

 Pastoral Konserlerin Topkapı Sarayı’nda yapılmasını ve fikre hayat verenlerin özel bir seçimi olmalı. Kır yaşamını anlatan ve kır esintileri taşıyan Topkapı Sarayı bu fikir için bulunmaz bir yer. Bizans’a, Osmanlı’ya ve şimdi Türkiye Cumhuriyetine tanıklık eden bu güzel tepenin rüzgârı her zaman insanı alıp getirir.


 Tanıtım kitapçığını biraz daha detaylı incelediğimde ilk konserin 26 Mayıs’ta yapılmış olduğunu gördüm. 26 Mayıs günün akşamı Topkapı’ya Tevfik Fikret’in dediği gibi güneş solarak düşecek. Çimenlerin üzerine yayılmış minderlere oturmuş müzik ile sevgiyi harmanlamış insanlar kır esintilerini muhteşem bir kır şarkısı; Vivaldi’nin Dört Mevsim eseri ile dinleyecek ve içe çekecekler.

 İnsan gidemediği, göremediği yerlere de kendi insanüstü empatisi ili gidip görebilir. Bende öyle yaptım; kır yaşamının zaten içimde var olan mayasını önce güneş, rüzgâr ile buluşturdum. Sonra güneşi ağır ağır soldurup muhteşem yapıların olduğu Sultan Ahmet Meydanına gittim. Burada bu meydanda hangi yapıyı anlatmalı bilmem ki? Binlerce yıllık Dikili Taşların hikâyelerini mi, Ayasofya ile nazik bir rekabet içinde duran Sultanahmet Camisini mi?

 Duygudaşlığımı biraz daha ileri getirip muhteşem eser Ayasofya’nın yanından geçip 3. Ahmet Çeşmesine selam ederek o muhteşem kapının önünde duraksadım. Bab-ı Hümayın yani İmparatorluk Kapısından geçip Topkapı Sarayı’nın 1. Avlusuna geldim. Eserler içinde eserler; Aya İrini her zamanki masalımsı duruşu ile dimdik… Yüksek ağaçların yüksek gölgeleri Akropol Tepesini çim kokuları ile dolduruyor.

 İşte böyle dostlarım; insan gidemediği yerleri bile gitmişliği ve duygudaşlığı ile birbiri içine katıp kendi özel duygusunu yepyeni gün ile yeniler.

 26–30 Mayıs Topkapı Sarayı Pastoral Konserler tanıtım kitapçığını incelememe devam ettim. 26 Mayıs’ta yapılmış olan ilk konserin solisti dünyaca ünlü Sayaka Shoji ve Shoji’ye dünyanın en iyi oda orkestrası kabul edilen, bu sene 50. sanat yıllarını kutlayan Sofya Solistleri eşlik etmiş. Konserin ilk bölümü çok ilginç bir eseriyle Vivaldi’nin Dört Mevsim seslendirilmiş.

 Vivaldi’nin Dört Mevsim eseri tam manası ile doğanın bize sunduğu doğal dönüşümü, dönüşümün ilahi dengelerini anlatıyor. Bu dönüşümde neler yok ki; gök gürültüsü, hasat zamanı, buzdaki kayganlık, baharda öten kuşlar ve derelerin coşmasını, ormanda ağaçların uyanışını anlatıyor.

 Küçük bir tanıtım kitapçığı bile insanı alıp getiriyor. Eğer insan insanlaşmaya adanmışlığı insanca istiyorsa. Ve bu anlatımın içinde geçmiş ile bugünün dansa dönüşmüş buluşmaları müzik ve insan sessizliğinde, ulu ağaçların, kır kokan çimlerin ve tarihi farklı bir dille anlatan taş yapıların hemen kıyısında yapıyorsa tadına doyum olmaz. Bu tat, zamanın imbiğinden her gün bir damla olarak süzülür; ruhların bedenlere, bedenlerin toprağa ve evrene süzüldüğü gibi…

 Mevsimler birbiri içine geçerken, hayatın kargaşaları büyük oyunlar içinde bizleri de kendi içine davet eder. Bu davetlerde gönüllülük, müzik, felsefe, tarih, sanat ve aşk yoksa daima düşünün çünkü belki de bu hayata bir daha davet edilmeme gibi bir durumunuz olabilir. Bir dünya yaşamı ve bir kez almış olduğunuz yaşam bileti elinizde uçup gitmeden, müziğin, tarihin, felsefenin, sanatın ve aşkın içine girin; yüreğinizi ve sizden önce atmış olan güzel yürekleri de dinleyerek.

 Güven Serin

1 yorum:

hasret senfonileri dedi ki...

SENİN İÇİN... BELKİ BU YAZINA FON MÜZİĞİ YAPMAK İSTERSİN.. DEDİM... VE SANA VİVALDİ'NİN 4 MEVSİM SONATININ "EMBED" İNİ KOPYALADIM AMA YORUM SAYFASI KABUL ETMEDİ.. E.MAİL ADRESİNİ DE BULAMADIM Kİ ORAYA YOLLAYAYIM..