16 Ocak 2012 Pazartesi

SANAT İÇİNDE SANAT

Kamera; Güven
Tophane-i Amire
Lütfen ama lütfen,sanat ve mimari için şöyle bir
uğrayın:))
Bana baktı Beatrice,gözleri öyle kutsal
kıvılcımlar saçıyordu ki,yenik düştüm,
gücüm tükendi,gözlerimi indirdim,
kendimden geçtim sanki.
 S.Dali

Kamera; Güven   Tophane-İstanbul-S.Dali

RUHLARIN KAYIĞI


Kamera; Güven S.Dali
Tophane
Çiçekli Vadinin Prensesi


Kamera; Güven S.Dali
Tophane-KERBEROS

Gözleri kırımızı,sakalı yağlı,karaydı,
karnı kocaman, elleri tırnaklıydı;
ruhları tırmalıyor, derileri yüzüyor,
parçalıyordu.


Kamera; Güven-S.Dali-Tophane

BEATRİCE'NİN GÖZ ALICI GÜZELLİĞİ


Kamera; Güven  Tophane-i Amire

Zamanı süzüp içinde dengeleyen güzel
sanat,güzel mimari...


Kamera; Güven  Salt Galata

Kenarda bırakılmayacak kadar
değerli. Ve bu yüzden hak ettiği
değere kavuşmuş. Tek eksiği,
kendini arayan,aç ve susamış
insanları görmek...


Kamera; Güven Salt Galata-İç Mekan


Kamera; Güven Salt Galata
Foto Galatasaray
Bir ömre sığmış çalışmaların ürünleri.
22 Ocak görmek için son gün.
Bu eserleri; siyah-beyaz fotoğraları
gördüğünüzde Maryam Şahinyana
minnet duygularınızı yollayacaksınız.


Kamera; Güven Salt Galata

Maryam Şahinyan;
bir ömür...


Kamera; Güven Salt Galata Kütüphanesi

Soğuk ve ıslak bir günde sımsıcak bir
mekan. Tam tamına bir gününüzü burada
geçirebilirsiniz; biraz kitap, biraz sergi,
biraz yiyecek ve içecek. Ve biraz da
düş kurmak iyi gelir insana. :))


Kamera; Güven S. Joseph Lisesi
Her daim güzel...
İnsan,insana ders veriyor almak istiyor,
göçebeliği terketmek istiyorsa.


Kamera; Güven Saint Joseph'liler Derneği-
Moda-İstanbul
Selçuk Kızılışık Atölyesi


Kamera; Güven S.Joseph Lisesi
Selçuk Kızılışık
Sanata ruhunu veren sanatçı


Saint Joseph'liler Derneği

Her yan sanat kokuyordu, biraz hüzünlü de
olsa yinede kokuyordu...


Kamera;Güven  İstanbul

Bu şehri seveceksen gece seveceksin;
Kız Kulesi penceresinden gecenin
bir vakti sevgilinin feneri yanıp söndüğünde
buz gibi sulara atılacak kadar seveceksin...

SANAT İÇİNDE SANAT


 Bir kış gününe; oldukça kısa süren ışıklı zamana, bir değil, üç sanat olayını sığdırmak ayrı bir onurdur sanatı seven insan için. Ele bir de gün yağmurluysa, şehirlerimizin altyapıları arızalıysa, zorluklarla daha bir mücadele vermeniz gerekir.

 Öyleyse arkanıza yaslanın. Soğuk günü ve neredeyse hiç durmadan yağan yağmuru da düşleyip, düşün içinden sıyrılın; gerçek günü birlikte gezelim. Bir İstanbul günü her türlü koşullamalardan uzak başladı. Soğuk ve yağmur; erişilecek yere vardığınızda en küçük sıcaklığı bile minnet ile kucaklamanızı sağlar. Bende öyle yaptım…

 İlk varış yerim Tophane-i Amire binası. Adından da anlaşılacağı gibi yer Tophanede. Tramvay durağından elli metre ötede! Binanın geçmişi Fatih Sultan Mehmet zamanına kadar gidiyor. O günün savaş koşullarında çok önemli bir işlevi olan binada top dökülmüş. Askeri kışlalar kurulmuş. III. Selim zamanında da binalar eklenerek aynı işlevi devam ettirmiş.

 Tophane-i Amire binası taş bir mekân! Bugüne kadar gelmesini de taş ve iyi bir işçiliğe borçlu olmalı. Mimar Sinan Üniversitesine devredilmiş mekân, şimdi, Kültür ve Turizm görevini yerine getirmeye başladı. Ağırladığı konuk, Salvador Dali. Bu sıra dışı sanatçıyı daha önce Sabancı Müzesi de konuk etmişti. Şimdi, farklı eserleri ile Tophane-i Amire Sanat ve Kültür Merkezi ağırlıyor.

 Taş bina ile Dali’nin buluşması oldukça güzel olmuş. Birbirlerine iyi yakışmışlar. İyi de anlaşmışlar. Dali’nin Sürrealizm İzleri, adı altındaki çalışmaları ve Gala ile Akşam Yemeği eserleri taş binanın muhteşem uyumu ve sessizliğinde görülebilinir. Sıra dışılığın kendini arayışını, belki de evren gibi sonsuza uzaman bir sanatçı arayışı olduğu için hiçbir zaman bulunamayacağının da renkliliğini, çeşitliliğini görebilirsiniz.

 Dali’nin Dante’nin 700. doğum günü anısına yaptığı ve sanat çevrelerine başyapıtı olarak kabul edilen İlahi Komedya meydana getirdiği eserini de görebilirsiniz. Şeytanı, melekleri, tefecileri, sandalda dolaşan ruhları, cadıları, cehennemi ve cenneti sanatçının ruhundan bedenine ve o bedenden tuvale, taşa, kâğıda yansıyan eserleri görüp, kendi dünyanıza bir sürü mum, fener ışığı yakabilirsiniz.

 Daha ilk adımlarla Tophane-i Amire ve Dali buluşması ile sarhoş olmuş bedenim, yine aynı hız ile Salt Galata binasının olduğu yere geldim. Bina, Osmanlı Bankası olarak hizmet vermek amaçlı kurulmuştur. 19.yüzyılda Fransız Alexandre Vallaury’nin tasarladığı güzel bir eserdir. Dış özelliği eskisi gibi korumuş. İçi, eskiye bağlı kalarak tekrar yenilenmiş.

 Salt Galata İstanbul’a, kültür ve sanata aç olan insanlar için iyi bir buluşma yeri olacağı apaçık ortada. Kütüphane, lokanta, atölye, sergi, konferans alanları ve Osmanlı Bankası Müzesine ev sahipliği yapıyor.

 Salt Galata Osmanlı Bankası Müzesi’nin yanında belli süreye yayılmış, insan eliyle, estetik, sanatsal değer kazanmış eserlere de ev sahipliği yapıyor. Şu an görebileceğimiz iki önemli çalışma var.

 Birincisi, Geçmişe Ucum Sergisi. 1753–1914 arkeolojinin Yakın Doğudaki karmaşık ve zengin hikâyesini; kısacası, Osmanlı İmparatorluğunda Arkeolojinin öyküsünü sımsıcak bir ortamda izleyebilir, düşüncelerinize yeni fikirler katabilirsiniz.

 İkincisi ise, Foto Galatasaray Projesi! 1935’ten 1985’e kadar kesintisiz olarak kendi stüdyosunda fotoğrafçılık yapan Maryam Şahinyan’ın siyah-beyaz çalışmalar olarak doğmuş çok özel eserlere tanıklık edebilirsiniz. Eleştirmenlerin sözü ile sanatçı, zamanı askıya almışçasına insan için bir ömre bedel olan çalışmalarının en güzellerini ortaya çıkarmış.

 Tayfun Sertaş’ın imzası ile Galata Salt’ Kültür Merkezine güzel bir renk katmış bu eserleri kaçırmayın! Gireceğiniz karanlık oda, sadece fotoğrafların ışığı ve nesnelerin kendi öyküleri ile aydınlanacak. Her nesnenin bir öyküsü çıkacak ortaya. Ve bizim öykümüz de yeniden başlayacak belki…

 Üçüncü varış yerim; Saint Joseph Lisesi Moda oldu. Barış Manço’nun da Müzesinin bulunduğu bu semt her gelişimde heyecanlandırır beni. Saint Joseph’e bir abide gibi duran taş mekânlar topluluğuna ikinci gelişim. Joseph Lisesinin büyük bahçesinde girerken yağmur vardı, çıkarken ise büyük beyaz benekli kar yağıyordu. Bu güzel eserin bahçesi ve taş mekânları, yağmuru da, karı da muhteşem gösteriyor.

 Bu mekâna; Saint Joseph Lisesine iki gelişim de Selçuk Öğretmen sayesinde oldu. Her davet alışımda Moda’ya, taş binaların insan eliyle oluşturdukları uyumlu gösteriye tanıklık edeceğim diye ciddi bir mutluluk duyuyorum.

 Saint Joseph Lisesinin bakımlı bahçesinden geçip Derneğin bulunduğu küçük binaya girdim. İnsanlar; Selçuk Kızılışık Resim Atölyesi açılışı için gelmeye başlamışlar. Telaş, ıslak zeminlerde düşmekten son anda kurtulup, donmuş ellerimle girdiğim sımsıcak ve kendine has Fransız kokusu; tüm bedenimi karşılıksız kucakladı. Sıcak bir çay ve bir çikolata; yağmuru, koşturmayı, yorgunluğu unutturdu.

 Ahşap merdivenlerden Selçuk Öğretmenin bulunduğu küçük atölyeye indim. Selçuk Öğretmen bir saat sonra açılacak atölyenin son hazırlıklarını yapıyordu. Kendi çalışmalarını astığı duvarlar ve mekânı oluşturan hava; sanattan başka bir şey kokmuyordu. Sanatın olduğu her yer güzel; ister zemin, ister beşinci kat; ister bodrum katı olsun…

 Selçuk Öğretmen birazdan kendi adına düzenlenmiş ve onun ismi verilmiş atölyesinin açılacak oluşuna heyecanlıydı heyecanlı oluşana ama hüzünle kaplanmış bir heyecan… Daha iki gün önce Erzurum kayak pistinde hayatını kaybeden 11. sınıf öğrencisi Aslı Nemutlu onun öğrencisiydi. Tüm okul gibi Selçuk Öğretmende hüzünle doluydu; belki de yakın zaman sanatına yansıyacak sanatla teselli bulacak bir hüzün demeti okulun her yanını sarmıştı.

 Hayatımız; yaşam içinde yaşama ince bir çizgi ile bağlı insanların hayatı her an sürprizlere açık. Aklımız ve tecrübelerimiz ile bize yollanan, hediye edilen sürprizlere karşılık verecek enerjimiz, dayanıklılığımız olmalı. O yüzden, sanat ve felsefe insan için en güzel dostlukları da beraberinde taşıyor.

 Selçuk Öğretmen ve Saint Joseph Okulu aynı zamanda Moda ile ayrılığım, tekrar buluşacağım gününe kadar özlemle, özlemekle şekilleneceği kesin. Büyük benekli karlar çabucak eriyordu. Zorlukla bulduğum bir taksi, taksiye binmeden önce çingene kızdan aldığım bir demet Nergis çiçeği ile Üsküdar’a geldim. Günün son anını, gündüzden geceye dönüşmüş İstanbul gezintimi Üsküdar’da sonlandırdım. Eminönü İskelesi’in yanında boğazı, karşı yakayı; Avrupa’yı, tarihi yarımadayı seyrettim. Işık demetleri, karanlığı esrarlı bir aydınlığa çeviriyordu.

 Ellerim soğuktan iyice uyuşana kadar yürüdüm. Nergisler gökten inan yağmur ile ıslanıyorlar, her ıslanışları aynı zamanda buğulu bir kokuyu da yayıyordu etrafa. Elimde bulunan Nergis demetini, uyuşmuş parmaklarımla tek tek boğaza; ışık demetleri ile büyülü bir görüntüye kavuşmuş boğaza attım. Her çiçek genç ölümleri ve bu ölümlere duyulan hüzünleri de anlamaya çalışarak düştüler soğuk suyun görünmeyen karanlığına.

 Işık demetleri içinde kaybolup gittiler tüm kaybolup giden bedenler gibi. Sadece onların var olduklarına inandığımız ruhları ve kokuları kaldı geriye…

 Güven Serin








6 yorum:

Selma Er dedi ki...

Aşkolsun,Dali'ye benden önce,bensiz gitmişsiniz.Tek bir güne ne güzel şeyler,sanatı,sevgiyi,denizi,doğayı,tarihi sığdırabilmişsiniz.Bu güzel paylaşım için teşekkürler.İnsan İstanbul'da olunca,gezeceği göreceği yerleri,sergileri sürekli erteliyor.

Guven dedi ki...

Merhaba Selma Hanım.Evet bu sefer sizden önce gittim.:))

İnsan İstanbul'u sevmeye görsün;sevdiğini ifade edecek bir sürü uğraş,gösteri buluyor...

Ben teşekkür ediyorum.

Dalgaları Aşmak dedi ki...

Ama olmaz ki böyle de yapılmaz ki.Sırf Dali için İstanbul'a gitmeyi düşünürken,harika fotoğraflar ve yine çok güzel bir anlatımla karşılaştım.

Guven dedi ki...

Günaydın.Doğru bir karar vermişsiniz. Kendinizi İstanmbul'a onun kollarına bırakın lütfen. :))

momentos dedi ki...
Bu yorum yazar tarafından silindi.
Guven dedi ki...

Günaydın Sezer. Bende tat aldım:dokunarak, gözleyerek ve dinleyerek. Güzel tahlil etmişsin ; yorgun gecede dinlenme tercih edilirken; düşleriz hep hüzündür hayatın diğer yarısı. Diğer yarısı da coşkudur elbet:))